Sudan İç Savaşları

Sudan, ülke yönetimini elde tutan kuzeyli Arapların kendi dil ve dinlerini, güneyde yaşayan siyahlara ve yerel halklara zorla kabul ettirmek istemelerinden kaynaklanan iç savaşlarla yarım asırdır boğuşan bir ülkedir.

Bağımsızlığını 1 Ocak 1956’da kazanan ve adını Arapça’da “siyahların ülkesi” manasına gelen “Bilad as-Sudan” dan alan Sudan, 2.5 milyon metrekare yüz ölçümü ile Afrika’nın en geniş ülkesidir.

Nüfusu 40 milyon olarak tahmin edilen ülkenin %70’ini çoğunlukla ülkenin kuzeyinde yaşayan Sunni Müslümanlarla, %25’ini güneyde yaşayan yerel dinlere mensup kabileler ve %5’ini ise yine çoğunlukla güneyde yaşayan  Hıristiyanlar oluşturmaktadır. Hıristiyan nüfusun büyük çoğunluğu ise başkent Hartum’un çevresinde yaşamaktadır. 2002 yılı tahminlerine göre, nüfusun %52’si siyahlardan, %39’u Araplardan oluşmakta ve ülkede her biri bir etnik grubu oluşturan 450’den fazla kabile bulunmakta, 130’dan fazla dil konuşulmaktadır. 

Sudan, 7’nci yüzyıldan itibaren İslam dininin etkisi altına girdi ve yüzyıllar boyunca Memluklular tarafından Mısır’a bağlı bir Sultanlık olarak idare edildi.  Yavuz Sultan Selim tarafından 1517 yılında Osmanlı İmparatorluğuna dahil edilen Sudan, benzer  şekilde Mısır Sultanlığına bağlı bir paşalık  olarak  idare edilmeye başlandı ve 300 yıl bu şekilde devam etti.

Bu süre içerisinde, kuzeyde yoğunlaşan müslümanlar, güneydeki Hıristiyanlara yönelik seferler düzenlemiş olsalar da, arazinin, iklimin ve yerel halkın direnişi nedeniyle Araplaştırma ve İslamlaştırma politikaları hedefine ulaşamadı.

19.yy sonlarına doğru Muhammed Ahmed bin Abdallah isimli birisi kendisini mehdi, peygamber ve islam dininin koruyucusu ilan ederek, etrafına topladığı savaşçılarla yönetime baş kaldırdı. Çok kısıtlı bir güçle başlayan direniş, kısa sürede güçlenerek ülkede egemen güç haline geldi.  Tamamen şeriat kurallarının hüküm sürdüğü, Mehdi rejimi olarak bilinen bu yönetim 1898 yılında Mısır-İngiliz ortak birlikleri tarafından devrildi ve bölgede islam dininin hakim olduğu bir sömürge yönetimi başladı. Sudan, güney ve kuzey olarak ikiye bölündü ve her iki bölge ayrı sömürge yönetimleri tarafından yönetilmeye başlandı.

Sömürge yönetimi süresince İngilizler, güneyde İngilizce konuşulmasını ve Hıristiyan misyonerlerin eğitim ve sosyal yardım faaliyetlerini teşvik ettiler. Ancak, bölgedeki ekonomik gelişme ve etkili bir yönetim sistemi kurulması konusu, hem bölgenin geri kalmışlığı, hem de birinci Dünya Savaşı nedeniyle ihmal edildi. Halkın modern dünya’nın gelişimine ayak uydurmasının imkansız olduğuna inanan İngilizler, bölgeyi dış dünyadan izole ettiler.  Güneydeki üç bölgeyi tek bir yönetime bağlayarak, güneydeki Arap memurları kademeli olarak güneyli siyahlarla değiştirdiler, kuzeyli tüccarların faaliyetlerini ve kuzeylilerin güneye inmelerini kısıtladılar. İngilizlerin hedefi, bölgeyi Sudan’dan ayırarak İngiliz Doğu Afrika yönetimine dahil etmekti.

Kuzeyde ise İngilizler eğitimli ve seçkin bir Müslüman toplumu oluşturmayı, bölgeyi ekonomik ve sosyal açıdan geliştirmeyi başardılar. Sömürge yönetimine ortak olan Mısır ise, Sudan’ı kendi ülkesine katmak düşüncesiyle ülkede İslami değerleri empoze etmeyi sürdürdü. Bu çabalar ve tarihsel alt yapı, ülkede kuzey ve güney olmak üzere, arasında kültür ve inanç farklılıkları olan iki farklı bölgenin ortaya çıkmasına neden oldu.

Ancak, her iki bölgede Sudan’ın bağımsızlığını savunanların da sayısı artmaya başladı.  Eğitimli Sudanlıların başını çektiği gruplar, yönetimde Sudanlıların daha çok yetki üstlenmesi için girişimlerde bulundu ama İngiltere ve Mısır sömürge anlaşmasını değiştirmek istemediklerinden bunu kabul etmediler. Sudanlılar, güney ve kuzeyin birleşerek bağımsız bir Sudan isteyenler, her iki bölgenin bağımsız birer devlet olmasını isteyenler ve ülkenin Mısır’a bağlanmasını isteyenler arasında bölünmüşlerdi.

Kuzeyde ve Güneyde görev yapan İngiliz subaylarının arasında dahi her iki bölgenin kaderi hakkında derin fikir ayrılıkları vardı. Kuzeydeki İngilizler, yönettikleri halkın geneli gibi, güneydeki halkı küçümsüyorlardı. Güneydekiler ise, Araplara güvenmediklerinden güney bölgesinin Sudan’dan ayrılması gerektiğini savunuyorlardı.  

İngiltere, ayrı ayrı yönettiği bu iki bölgeyi milliyetçi akımların güçlenmesi ve artık Sudanlıların bağımsızlığının kaçınılmaz olması nedeniyle 1947 yılında birleştirdi. Aynı yıl yapılan Juba konferansında İngilizlerin güney bölge ile ilgili verdikleri vaatler ve güvenceler sonucunda güneyli şeflerle, kuzeyli milliyetçiler işbirliği yapmaya karar verdiler.

Verilen sözlere rağmen, Güneylilerin güvendiği İngiliz subaylarının yönetimden çekilmesiyle, kendilerini küçük gören Kuzeyli ingilizlerden rahatsız olan güneyliler, yönetim kademelerinde iyi eğitimli kuzeylilerin olduğunu gördüklerinde, bu birleşmeden zararlı çıkacaklarını fark etmeye başladılar. Üstelik Güneyliler, geri kalmış olmanın yanısıra, kuzeyde resmi dil haline gelen Arapçayı da bilmiyorlardı ve İngilizce konuşan eski efendilerin yerine, Sudanlılığı Müslüman ve Arap olmakla özdeş hale getiren kuzeyli efendilerin boyunduruğuna gireceklerini düşünüyorlardı. 

Güneylilerin Sudan ordusunda üstlendikleri görevler, genelde güneylilere yönelik bakış açısıyla da benzer bir durumdaydı. Güneyliler, ordu içinde kuzeyde pasif hizmet görevlerinde veya güneyde kuzeyli subayların emrinde çalışabiliyorlardı. Sudan ordusunda güneyli olmak, kuzeyliler tarafından aşağılanmak demekti. Bazı güneylilerin üst rütbelere yükseldiği görülse de, bu subayların da kritik görevlere verilmesi pek mümkün değildi.  

İngiltere ve Mısır, 1953 yılında bir anlaşma imzalayarak, Sudan’ın 1956 yılında bağımsız bir ülke haline gelmesine karar verdiler. 

Birinci Sudan İç Savaşı (1955-1972)

Sudan’ın bağımsızlığını kazanmasından aylar önce Ağustos 1955’de çatışmalar gün yüzüne çıktı. Güneyli askerlerden oluşan bir birlik, silahtan arındırılarak kuzeye gönderileceği ve kuzeyli subayların emrine girecekleri söylentileri üzerine isyan çıkardı. Aynı gün, başka bir birlikte yine güneyli askerler isyan çıkardı. İsyancılar, içinde subayların, memurların ve tüccarların bulunduğu yüzlerce kuzeyli Sudanlıyı öldürdüler. Hartum yönetimi olağanüstü hal ilan ederek, 3 gün içinde 8000 kuzeyli askeri, güney bölgelerine kaydırdı. İç savaş resmen başlamıştı.

İsyana katılan askerler önce ülkenin iç kesimlerinde dağınık halde direniş hareketlerine başladılar. Bir  süre sonra da, merkezi hükümete karşı zaman içerisinde en güçlü muhalefeti oluşturan Anya-Nya (yılan zehiri) isimli örgütü kurdular. Bu örgüt, güneydeki halktan ve daha sonraları İsrail’den eğitim ve silah  desteği alarak iyice güçlendi. Hükümet güçleri yerleşim yerlerini kontrol ederken, sayıları 5-10 bin civarında olan isyancılar kırsal kesimde duruma hakimdiler.

İç savaş devam ederken, Sudan bağımsızlığını kazandı ama ülkenin anayasası toplumsal uzlaşma olmadan ilan edildi.  Ülkenin sivil yönetimi 1958 yılında bir askeri darbe ile devrildi ve ordu yönetimi ele geçirdi.

Askeri idarenin güneyde isyanı bastırmak üzere yaptığı operasyonlar, askeri açıdan pek başarılı olmamasına rağmen, güneyliler üzerinde baskı ve şiddet politikaları devam etti. Bu politikalar sonucunda resmi dairelerde ve okullarda görev yapan iyi eğitimli memurlar dahil, binlerce güneyli, komşu ülkelere sürüldü ve buralarda yeni muhalif gruplar oluştu. 

Askeri yönetimin başarısızlığı nedeniyle, İslamcı lider Hasan El Turabi  liderliğinde başlayan halk hareketleri sonucu, yönetim 1964 yılında tekrar sivil hükümete geçti. 1969 yılında başka bir darbe ile ordu tekrar yönetimi ele geçirdi.  Nimeiri liderliğindeki askeri idare ülkeyi, zaten güçlü ilişkiler içinde olunan SSCB’nin tam güdümüne girmesini sağladı ve Arap ülkeleri ile ilişkileri geliştirdi. İç savaş süresince Sudan, hem SSCB’den, hem de Mısır’dan bol miktarda silah ve teçhizat tedarik etti.

1970  yılına gelindiğinde güneyli direnişçiler güçlerini Güney Sudan Özgürlik Hareketi (SSLM) adıyla bir çatı altında toplandılar ve Sudan’la boy ölçüşebilecek kadar güney bölgede kontrolü ele geçirdiler. Ülkede istikrarı sağlamayı hedefleyen Sudan’ın askeri hükümeti, 1972 yılında, güneyli halkı temsil eden SSLM ile görüşmelere başlayarak, Adis Ababa anlaşmasını imzaladı. Güney Bölgesi Meclisinin kurulması, güneye güvenlik garantisi, politik ve ekonomik otonomi, genel af, mültecilerin yerlerine dönmesi gibi hükümler içeren anlaşma, aynı zamanda 17 yıl süren birini iç savaşın da sona erdiğini işaret ediyordu.

Birinci Sudan iç savaşında 500 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Savaş nedeniyle yurtlarını terk etmek zorunda kalan insan sayısı ise yüzbinlerle ifade edilmektedir.

İç savaşa neden olan temel sorunlar listesinin arasında dini konular, savaşan tarafların arasında dini bağlar olmasına rağmen, aslında öncelikli bir konumda değildi. Güneylilerin en önemli rahatsızlıkları, devlet yönetiminde kendilerine fırsat verilmemesi, ekonomik geri kalmışlık, eğitim fırsatlarında eşitsizlik gibi konulardı. Ancak, birinci iç savaş sonrasındaki gelişmeler anlaşmazlıkların merkezinin ekonomik ve politik konulardan dini konulara kaymasına neden oldu. 

İkinci Sudan İç Savaşı (1983-2005)

Birinci savaşı sona erdiren anlaşmanın hükümleri uygulanmasına devam ettikçe, ülkedeki iç barışın da devam etmesinde bir sorun yaşanmadı.  Güneyliler, Adis Ababa anlaşmasından kaynaklanan otonomi sayesinde Kuzey’deki baskı rejiminin aksine daha liberal bir yaşam tarzına sahiptiler.

Güneyde zengin petrol yataklarının da bulunmasıyla, kuzeyliler Adis Ababa anlaşmasının yürürlükten kaldırılması yönünde talelerde bulunmaya başladılar. Aynı zamanda, Kuzey’de Mısır kökenli Müslüman Kardeşler örgütünün etkisini artırmasıyla güneyliler üzerinde  Araplaştırma ve İslamlaştırma politikaları da canlanmaya başladı. 1981 yılında Nimeiri, Güney Bölgesi Meclisini ve Adis Ababa Anlaşmasını fesh etti.

Nimeiri’nin liderliğindeki Sudan hükümetinin, ülkedeki iç barışı sağlama yönündeki başarısızlıkları, hükümette yolsuzluk olaylarının ayyuka çıkması, muhaliflerin gittikçe güçlenmesine karşılık olarak baskı rejiminin yükselmesi ve güneydeki gayri-müslimler üzerinde uyguladığı baskılar, anlaşmazlıkların iyice canlanmasına neden oldu. Nimeiri’nin hakimiyetini güçlendirmek için kurduğu Devlet Güvenlik Örgütü, binlerce kişiyi sorgusuz sualsiz aylarca süren tutuklamalarla ülkede baskı ve şiddet politikalarının timsali haline geldi.

Nimeiri, Sudan’ın bir Müslüman Arap ülkesi haline getirmek ve güneylilerin artan siyasi gücünü azaltmak için güney’de üç eyaletli bir yapılanmaya gitmeye karar verdi. Güneyin bölgesel meclisinin fesh edildiğini, bölgenin finansal kontrolünün merkezi hükümete devredildiğini, güneydeki silahlı güçlerin kontrolünün merkezi hükümet tarafından devralındığını, Arapçanın resmi dil olarak kabul edildiğini ilan etti.  

Bölgenin siyasi gücü olan Sudan Halklarının Özgürlüğü Hareketi, Nimeiri’nin bu girişimlerine karşı federal bir Sudan düşüncesiyle küçük çaplı silahlı hareketleri içeren, fakat yeteri kadar güçlü olmayan eylemlere başladılar. 

Bundan bir ay sonra, Eylül 1983’de, Nimeiri, tüm ülkede şeriat kanunlarının geçerli olduğunu, işlenen suçlara şerita hukukuna göre ceza uygulanacağını ilan etti. Eylül Kanunları olarak da bilinen bu yeni kararlara laik kuzeyli Sudanlılarla, güneydeki gayri-müslim Sudanlılar şiddetle karşı çıktılar. 1983 yılının sonunda ülkedeki olaylar artık ikinci iç savaşın başladığını gösteriyordu.

Güneydeki isyanı bastırmak üzere güneye gönderilen birliklerin komutanı olan Yarbay John Garang, bölgeye geldiğinde kendisi de isyana katılarak isyancı askerleri kendi liderliğinde topladı ve diğer güneyli askerleri de isyana teşvik ederek bir direniş gücü oluşturdu. Güney Halkları Kurtuluş Ordusu (SPLA) adını alan bu güç, kırsal kesimlerde etkinliğini iyice artırdı ve Kuzeyin askeri birliklerini güneydeki bir çok yerleşim yerinden püskürttüler.

1985 yılında Kuzey’deki Sudanlılar her geçen gün kötüleşen yaşam koşullarını protesto etmek üzere ülke çapında bir genel grev başlattılar.  Genel grev ve sonrasında çıkan olaylar, Nimeiri’nin yönetimi terk etmesiyle ve bir geçici askeri yönetimin iş başına gelmesiyle sonuçlandı. 

Geçici askeri yönetim, ilk iş olarak Eylül Kanunları olarak bilinen düzenlemeleri askıya aldı. Bu karar, SPLA’nın yeni yönetimle daha demokratik ve eşitlikçi bir Sudan ideali için iş birliği yapabilecekleri konusunda ikna olmalarını sağladı. Bir süre sonra da askeri yönetim ve SPLA ortak bir deklarasyonla demokrasiye bağlılıklarını ilan ettiler. Ancak, Eylül Kanunlarının tamamen ortadan kaldırılması konusu tam olarak çözülemedi. 

Sonraki dönemde de, şeriat kanunlarının kaldırılması konusunda Kuzeyliler arasında derin fikir ayrılıkları baş gösterdi ve Güneylilerin istediği düzenlemeler yapılmadı. Yönetim bir kaç kez el değiştirdi ve 1989’da yönetimi kansız bir darbe ile şimdiki Devlet Başkanı Beşir’in liderliğinde ele geçiren parti, Güneylilerin taleplerinin kabul edilemeyeceğini ilan etti.  İç savaş kaldığı yerden tekrar başladı.

Devlet Başkanlığını, Başbakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığını üstlenen General Beşir, ilk iş olarak, 15 subaydan oluşan Devrimci Komuta Konseyi’ni (Revolutionary Command Council-National Salvation (RCC-NS)) kurdu, parlemento’yu fesh etti, siyasi partileri yasakladı ve liderlerini hapse attı. Beşir ayrıca, gazeteleri kapattı, öğrenci derneklerinin, sendikaların, meslek kuruluşlarının liderlerini tutuklattı ve hapishanelerde işkenceyle öldürttü. Beşir yönetimi, şeriat kanunlarının kaldırılmasını tartışmaya dahi açmayı kabul etmiyordu ve Ulusal İslami Cephe (NIF)’nin desteği ile tüm Sudan’da islam dininin yaygınlaştırılmasını hedefliyordu.

Tüm Güneyli savaşan gruplar,  SPLA öncülüğünde kurulan Milli Demokratik İttifakı (NDA) çatısı altında iç savaşta yerini aldı. SPLA, komşu ülkeler olan Eritre, Uganda ve Etiyopya’dan destek aldı. Bu desteğin kapsamı silah tedarikinden, güvenli eğitim ve barınma üsleri sağlanmasına kadar değişmekteydi. ABD hükümetinin de SPLA’ya dolaylı şekilde para yardımı aktardığı bilinmektedir. 1986 yılında SPLA, 12 tabur halinde teşkilatlanmış, hafif silahlarla donatılmış 12.500 savaşçıya sahip hale gelmişti.  1991 yılında ise SPLA, havanlar, uçaksavar makineli tüfekleri, SA-7 hava savunma füzeleri, karadan karaya atılan füzeler, topçu silahları ve bol miktarda mayınlarla ile donatılmış 40 tabur ve 60 bin askere ulaşmıştı.  

1991 yılında, şeriat hükümlerini içeren yeni ceza kanunu yayınlandı ve güney bölgenin bu kanunun şimdilik kapsamında olmadığı ilan edildi. Ancak, iki yıl sonra güneydeki hakimler kuzeye, kuzeydekiler de güneye atandılar ve hakimler güney bölgede de şeriat hükümlerine göre kararlar almaya başladılar.

1991-2001 yılları arasındaki 10 yıl süresince, hükümetin kontrolündeki bazı milis gruplar ve resmi silahlı güçler, güneydeki yerleşim yerlerine yönelik saldırılar düzenlediler. Bu saldırılarda, yerli halktan bir çok kişi öldürüldü, tecavüze uğradı veya malları gasp edildi. Tahminen 200.000’den fazla güneylinin bu milis gruplar tarafından kuzeydeki bölgelerde köle olarak kullanmak üzere kaçırıldığı tahmin edilmektedir. Ayrıca bu milislere Sudan Hükümetinin destek verdiği de kabul edilmektedir.

Hükümet güçlerinin de, güneyden kuzeye ham petrol taşıyan boru hatlarının güvenliğini sağlamak bahanesiyle boru hattı güzergahındaki sivilleri bölgeden zorla uzaklaştırmak için aşırı güç kullandığı, evleri, hastaneleri ve kiliseleri bombalamak gibi bir çok insan hakları ihlallerinin müsebbibi olduğu bilinmektedir.

Bu süreçte güneyliler de savaş gücünü artırdılar ve çeşitli isimler altında birleşik cepheler kurdular. Güneyli savaşçılar da, kendi bölgelerindeki sivil halk üzerinde baskı ve şiddet uyguladığı, müslüman arap kabilelere missilleme operasyonları düzenlediği, bir çok cinayet, yağma, gasp, tecavüz olayı yaşandığı  bilinmektedir. 

 Osama Bin Ladin ve El Kaide örgütünün çekirdek savaşçıları 1991 yılında Sudan’a yerleştiler ve diğer ülkelerde faaliyet gösteren radikal islamcı örgütlerin militanlarını eğitmeye başladılar. Sudan, teröre destek veren ülkelerden birisi olarak anılmaya başlandı. Çeşitli baskılar sonucunda El Kaide 1996 yılında Sudan’ı terk etti ve 1998 yılındaki Tanzanya ve Kenya ABD elçiliklerine yapılan saldırıdan sonra ABD’nin saldırılarına maruz kaldı.

Komşu ülkelerin liderlerinin de baskısıyla çoğu sonuçsuz kalan çeşitli barış görüşmeleri yapıldı. Nihayet, 2003 yılında taraflar arasında başlayan barış görüşmeleri 2005 yılında sonuçlandı ve  Kenya’da kapsamlı bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre;

  • Güney bölgesi 6 yıl boyunca otonom kalacak ve sonrasında bağımsızlık için halk oylaması yapılacak (2011 yılında)
  • Petrol gelirleri yarı yarıya palaşılacak,
  • Kamu görevleri nüfus yaoısına göre paylaşılacak
  • Şeriat kuralları kuzeyde devam edecek, güneyde seçilmiş parlemento’nun kararına bağlı olacak,

İkinci Sudan iç savaşında ölen insanların sayısının 1.9 milyon, yerlerinden edilen insanların ise 4 milyondan fazla olduğu bilinmektedir.  

Sudan hükümeti, insan hakları ihlalleri bakımından en kötü sicile sahip ülkelerin başında gelmektedir. Bu ihlallerin başında; kölelik, köy basma, yakma ve yağmalama, yardım merkezlerini bombalama gibi olaylar gelmektedir. 

Sudan hükümetinin ülkenin batısındaki Darfur bölgesine yönelik etnik temizlik ve devlet terörü uygulamaları da halen dünya kamuoyunu meşgul eden olaylar arasındadır.

About these ads
Bu yazı Din Kaynaklı Çatışmalar, Etnik Çatışmalar, Kır Gerillası, İç Savaşlar ve Çatışmalar içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s