Çeçenlerin İntihar Saldırıları

Dudayev’in ölümünden sonra, Dudayev’in Genelkurmay Başkanı olan eski bir Sovyet albayı Aslan Maşkadov, 1997 Ocak seçimleriyle Çeçenistan’ın yeni Devlet Başkanı seçildi. Maşkadov, Rusya ile daha ılımlı ilişkileri ve bir çok alanda ortak hareket edilen, karşılıklı tanımaya dayanan gevşek bir bağlılığı savunuyordu.

Maşkadov, ülkeyi savaş sonrası yıkım ve yoksulluktan kurtarmak için çalışmalara başladı ve uluslar arası yardım arayışına girdi. Ancak, Rusya Çeçenistan’a yapılacak her hangi bir dış yardımı ülkesinin bütünlüğüne tehdit olarak kabul edeceğini açıklayarak tüm dış yardımlara kapıları kapattı. Her şeye rağmen bölgeye giden Kızılhaç gibi örgütlerin çalışanlarının öldürülmesi, kaçırılması ve tehdit edilmesi gibi nedenlerle dış yardım faaliyetleri durma noktasına geldi. Çeçenistan’ı hala ülkesinin bir parçası olarak kabul eden Rusya ise, bütçesinden vermesi gereken maddi yardımları neredeyse tamamen kısıtladı. Bölgeye tahsis edilen az miktardaki ödenekler ise, yolsuzluk, rüşvet ve soygun gibi nedenlerle iyice tırpanlandı.

Bu ekonomik koşullara ilave olarak Rusya ile ilişkiler ve bağımsızlık ilânı gibi konularda Çeçenler arasında birlik sağlayamayan Maşkadov’un durumu her geçen gün daha da zayıflamaya başladı. Savaş sırasında oluşan direniş gruplarının, savaş sonrasında “özel ordular” haline gelerek suç makinesine dönüşmesi nedeniyle asayişi sağlayamayan, devlet kurumlarını kurup işletemeyen Maşkadov, çeşitli muhalif grupların terörist eylemleri nedeniyle dış kamuoyuna karşı da itibar kaybetti. Politik kargaşanın yanı sıra, ağır ekonomik zorluklara sahne olan Çeçenistan her türlü kanunsuzluğun kol gezdiği, Rusya’nın her yerinden fidye için kaçırılan insanların köleleştirildiği, Afgan savaşında radikalleşmiş mücahitlerin serbestçe hareket ettikleri, kendi kanunlarını uygulamaya çalıştıkları bir bölge haline geldi.

Maşkadov, iş başına geldikten kısa bir süre sonra ülkedeki düzensizliğin ve suçların engellenmesi için İslâmî uygulamalara yöneldi. Bu bağlamda, şeriat mahkemeleri kuruldu ve Dudayev’in mirası olan laik hukuk düzeni rafa kaldırıldı. Ayrıca, İslâmî Devlet Bankası faaliyete geçirildi ve Arap harfleri resmî alfabe olarak kabul edildi.

İlk savaşın tartışılmaz lideri olan Dudayev’in İslâmî düşüncelerden ziyade laik bir dünya görüşüne sahip olduğu, idealinin Çeçenlerin sosyal yapısının ve dinî kimliklerinin korunduğu, ibadet özgürlüğüne ve etnik kökenine bakılmaksızın tüm Çeçenistan vatandaşlarının temel haklarına saygı gösterildiği bir devlet kurmak olduğu biliniyordu. Bu nedenle Dudayev’in liderliğindeki direniş hareketinin temel karakteri Çeçenlerin özgürlük idealleriyle güçlendirilmiş milliyetçilik duyguları ve geleneksel İslâmî düşünceleriydi.

Rusların 1994 yılında başlayan birinci harekatı sırasında, Çeçenlerle birlikte savaşmak için dünyanın bir çok yerinden Müslüman savaşçılar Çeçenistan’a gelmişti. Çoğunlukla kişisel kararlarla ve herhangi bir örgüt çatısı altında olmadan gelen bu savaşçıların yanı sıra, 1995 yılından itibaren Afgan Mücahitleri olarak bilinen, Afganistan’daki Rus işgaline karşı yürütülen savaşlara katılmış, savaş sonrasında ülkede hakim olan çatışma ortamında yer almış gruplar da Çeçenistan’a gelmeye başladılar. Bunlardan en önemlisi aslen Suudi vatandaşı olan Hattap liderliğindeki sayıları onlarla ifade edilen ve Vahabilik tarikatının takipçileri olan gruptu.

İç çatışmalarda ve işgale karşı direniş hareketlerinde zayıf tarafın dış destek alması her zaman rastlanan bir olgudur. Genellikle bu faktörün çatışmaların seyrini etkilediği görülse de, çatışmanın sürdüğü toplumun ana karakterini değiştirdiğine pek rastlanmamıştır. Ancak, bu durum Çeçenistan’da tamamen farklı bir şekilde gelişmiş ve Hattap liderliğindeki grup, çatışmalardaki başarıları nedeniyle Çeçenlerin hayranlığını kazanmıştı.

Hattap’ın liderliğindeki Vahabiler, Çeçenistan’ı kafirlerin işgali altında olan, Kafkasların ve Güney Rusya’nın İslamlaştırılmasına model olmak üzere “kurtarılması” gereken bir ülke olarak görüyorlardı. Bu düşüncelere pek fazla Çeçen katılmasa da, birinci savaştaki başarıları nedeniyle bir çok direniş grubunun lideri ile Hattap arasında yakın bir ilişki kurulmuştu. Savaştan sonra, Çeçenistan hükümeti Hattap’ı Serzhen Yurt’taki terk edilmiş bir Rus kışlasında kurulan “Çeçenistan Silâhlı Kuvvetleri Eğitim Okulu” nu işletmekle görevlendirmişti. Vahabilikle bağlantılı örgütlerden gelen bağışlar ve Afganistan ile Ortadoğu’dan gelen öğretmenlerle Hattap, üç adet daha eğitim kampı kurmuştu ve ikişer aylık dönemler halinde, çeşitli islamcı terör örgütlerinin militanları da dahil olmak üzere, aynı anda 400 kişiyi eğitiyordu. Kamplardaki eğitim konuları arasında askerî konuların yanı sıra Vahabilik tarikatının öğretileri de işleniyordu.

Vahabilik düşünceleri, Hattap’ın kamplarda verdiği eğitimlerin de etkisiyle ülkenin her tarafına yayılmaya başladı. Özellikle savaş sonrası ekonomik bunalımdan dolayı ailelerine bakamayacak duruma gelen erkekler, Afgan Mücahitlerin ülkenin şartlarına göre önerdikleri çok yüksek maaşların da cazibesiyle Hattap’ın silâhlı gücüne katılıyorlardı. Birinci savaşın efsanevi komutanı olan Şamil Basayev de Hattap’tan etkilenerek Vahabilik düşüncesini benimsemişti.

Bu kargaşa ortamında, Çeçenlerin savaş öncesinde genel müftüsü olan Ahmet Kadirov geleneksel tarikatçıların, Şamil Basayev ise Vahabilerin temsilcisi durumuna geldiler. Çeçen toplumunun bu iki akım arasında bölündüğü, Devlet başkanı Maşkadov’un da ülkedeki otoritesinin zayıfladığı, ülkede savaşta yararlıklar göstermiş direniş gruplarının liderlerinin etkinliğinin özellikle kırsal kesimde arttığı gözlendi.

Aynı ortamda devam eden devletleşme çalışmaları da, Vahabi hükümet üyeleri tarafından Çeçenistan’ın bir şeriat devleti haline getirilmesi çabalarına kurban gidiyordu. Bu çabalar sonucunda, laik hukuk sisteminin yerini şeriat hukuku, laik mahkemelerin yerini ise şeriat mahkemeleri almıştı. Hattap’ın eğitim kampları da Vahabilik kurallarının hüküm sürdüğü devlet içinde devletçikler haline gelmişti.

Maşkadov, Vahabiliğin Çeçenler arasında sebep olduğu ayrılıkları engellemek için bu akımı yasaklamak istediğinde, ülkede iç çatışmalar baş gösterdi ve kontrolü iyice kaybetti. Genel Müftü Ahmet Kadirov’un Vahabilerin Müslümanlığın ve Çeçenlerin düşmanı olduğu konusunda fetva yayımlaması, Maşkadov’un ise Vahabileri sınır dışı etme kararı alması üzerine Vahabiler de Çeçenistan Şeriat Mahkemesinden Maşkadov’un azledilmesine dair bir karar çıkarttılar. Bunun üzerine geri adım atan Maşkadov kararı askıya aldı ve bir süre sonra ülkenin bir şeriat devleti olduğunu, isminin “İçkerya İslâm Cumhuriyeti” olarak değiştirildiğini ve üç yıl içinde şeriat hukukunun yürürlüğe gireceğini ilân etti. Ancak, bu yeni devlet, Afganistan’daki Taliban hükümeti dışında hiç bir ülke tarafından tanınmadı. Daha sonraları Ahmet Kadirov, Ruslarla Çeçenistan sorununa barışçı bir çözüm bulunması konusundaki düşünceleri nedeniyle Maşkadov tarafından dışlandı ve görevlerinden alındı.

Çeçenistan’ın iç politik dengelerini kendi lehine değiştiren Vahabiler, bir sonraki hedefleri olan komşu ülke Dağıstan üzerinde oyunlar oynamaya başladılar. Dağıstan’da 1990’lı yılların başından itibaren Vahabilik akımı oldukça güçlenmiş ve kısa sürede şeriat hukukunun geçerli olduğu, devletçikler kurulmuş, hatta Karamaki bölgesinde bağımsızlık ilân edilmişti. Başlangıçta olayın ciddiyetini kavrayamayan merkezi hükümet ise bu gelişmelere kayıtsız kalmış, ancak bu bölgelerden hareket eden militanların askerî ve sivil hedeflere yönelik saldırıların artması üzerine askerî tedbirler uygulanmaya başlanmıştı. Dağıstan’da yaşayan Çeçenlerin ve Çeçenistan’dan Dağıstan’a sızan militanların eylemleri de her iki ülke arasında gerginliklere sebep oluyordu. Çeçenler, Stalin zamanında Çeçenistan’ın bir parçası olan ve daha sonra Dağıstan’a verilen Akın Çeçenlerinin yaşadığı bir bölgenin de kendilerine iade edilmesini talep ediyorlardı.

Çeçenistan Ulusal Kongresi, 1999 yılının başlarında Dağıstan’daki Vahabileri Rus ve Dağıstan saldırılarından korumak için “Dağıstan ve Çeçenistan Halk Kongresi Barış Gücü Tugayı” isimli bir birlik kurulduğunu ve komutanlığına da Hattap’ın getirildiğine dair bir karar aldı. Rusların tepkisini çeken ve müteakip savaşın tetikleyicisi olan bu karara uygun olarak da Afgan Mücahitleri ile Çeçen Direnişçilerden yedi-yüz kişilik bir güç oluşturuldu. Esasen bu girişimin altında yatan ideal; Çeçenistan ve Dağıstan’ı birleştirerek bir şeriat devleti kurmak, strateji ise; öncelikle Dağıstan’ın Çeçenistan ile Karamaki arasındaki bölgesini ele geçirmekti.

Basayev ve Hattap, stratejilerinin gereği olarak yaklaşık 2000 kişilik silâhlı bir grupla Dağıstan topraklarına girerek eylemlerine başladılar. İlk aşamada Dağıstan’ın Çeçenistan’a sınır bölgelerindeki 36 köyü ele geçirdiler ve bu bölgenin bağımsızlığını ilân ettiler. Bu durum fazla sürmedi ve kısa bir süre sonra Dağıstan’da üslenmiş olan Rus birliklerinin havadan ve karadan müdahalesi sonucu Çeçen militanlar ülkelerine geri dönmek zorunda kaldılar.

Bu arada, kısa süre sonra görevi bırakması beklenen Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin, KGB kökenli, federasyonun birliği düşüncesine sıkı sıkıya bağlı, tavizsiz bir yönetici olan Viladamir Putin’i Başbakan olarak atadı.

Rus ordusunun Dağıstan’da kargaşa yaratan islamcı gerillalara karşı zafer kazandığının ilân edilmesinden iki hafta sonra, Rusya Federasyonu sınırları içinde bombalı saldırılar başladı. 1999-Eylül ayının ilk iki haftası içerisinde, önce Dağıstan’da Rus subaylarının ailelerinin oturduğu bir apartman, yanına park edilen bomba yüklü bir aracın patlamasıyla yerle bir oldu; daha sonra Moskova’da iki, Volgodonsk şehrinde bir olmak üzere toplam üç apartman, zemin katlarına yerleştirilen bombaların patlamasıyla tamamen yıkıldı. Bu dört olayda, tamamı sivillerden oluşan 300 kişi ölürken, 1000’e yakın kişi yaralandı. Rus makamları, saldırılardan Çeçenleri sorumlu tutan açıklamalar yaptılar ancak, Çeçenler bu eylemlerin sorumluluğunu hiçbir zaman üstlenmedi. Eylemlerden Çeçenleri sorumlu tutan Putin, “anayasal düzeni sağlamak ve teröristleri yok etmek” maksadıyla askerî harekât emrini verdi.

Rus hava kuvvetleri 23 Eylül’de Grozni’yi havadan bombalamaya başladı. Aynı anda 30 bin kişilik bir Rus birliği de Dağıstan ve Çeçenistan sınırına konuşlandırılarak iki bölge birbirinden tecrit edildi. Putin, harekâtın maksadının; Çeçenistan’ın üçte birini oluşturan kuzeydeki ovalık kesimin Terek Nehrine kadar ele geçirilerek Rusya’ya yönelik saldırıların önlenebileceği bir güvenlik kuşağı tesis edilmesi olduğunu açıkladı.

Çeçenistan Devlet Başkanı Maşkadov da eli silâh tutan tüm yedekleri askere çağırarak Ruslara karşı “gazavet” ilân edildiğini açıkladı. Maşkadov, Dağıstan’daki olaylar sürerken muhtemel bir Rus harekatına karşı yönetimin resmî kuvveti olan Millî Muhafızlardan ve Ruslar tarafından öldürülen yakınlarının intikamını almak üzere ferdi veya küçük gruplar halinde teşkilatlanmış milislerden oluşan ve merkezi idare tarafından disiplin içerisinde sevk ve idare edilen bir direniş gücü oluşturmuştu.

Rus ordusu, bir önceki savaştan elde ettikleri tecrübelere dayanarak, ağır topçu silahları, tanklar, uçaklar ve saldırı helikopterleri ile donatılmışlardı. İlk savaşta ağır kayıplara ve firarlara sebep olan tecrübesiz askerlerin yanı sıra “kontrakti” dedikleri sözleşmeli askerlerden faydalanıyorlardı.

Rus birlikleri kısa sürede kuzeydeki düzlük alanları Terek nehrine kadar ele geçirdi. Bu erken başarıdan etkilenen Ruslar nehri geçerek Grozni’ye doğru ilerlemeye başladılar. Ancak, üç yıl önce Çeçenistan’dan adeta kovalanarak geri çekilmelerine sebep olan birinci savaştaki gibi ağır kayıpları göze alamayan Ruslar, ilerlemelerini ağır bombardıman eşliğinde ve oldukça yavaş bir hızla sürdürüyorlardı. Terek nehrinden hareket edip, bir ay sonra Grozni şehrini kuşatan Ruslar, şehri saatte yaklaşık 4000 patlama ile rekor düzeyde ağır topçu, füze ve roket ateşi altına aldı. Yerle bir olan Grozni’den çıkmak isteyen siviller ise Rusların şehir çıkışlarında tesis ettikleri kontrol noktalarında ateşe maruz kaldılar.

2000 yılının ocak ayında Grozni yerle bir olmuş ve Rus kara birliklerinin harekatına elverişli hale gelmişti. Buna rağmen şehre girmeye çalışan Rus birlikleri yoğun bir direnişle karşılaştılar. Ancak, yoğun topçu ateşi ve sayıca kat kat üstün Rus ordusu önünde tüm kuvvetlerini kaybetmeyi göze alamayan Çeçenler şehri tahliye etmeye karar verdiler. Her tarafı mayın tarlaları ve üç sıra çember halinde Rus askerleri ile çevrili Grozni’den çekilmek Çeçenlere pahalıya mal oldu. Başta şehirdeki direniş hareketinin lideri olan Aslambek İsmailov olmak üzere 500’e yakın militan, çoğu mayın tarlalarından geçit açmak için kendini feda ederek, bu çekilme esnasında hayatını kaybetti.

Çeçen direniş liderleri, kuvvetlerini korumak için, ülkenin güneyindeki sarp dağlık kesime çekilerek gerilla harekâtı sürdürmeye karar verdiler ve tüm direniş grupları dağlık bölgeye hareket ettiler.

Boris Yeltsin’in 31 Aralık 1999 günü sürpriz bir şekilde istifa etmesi üzerine millenyum’a Rusya Başkan Vekili olarak giren Putin, Şubat ayında “Çeçenistan’daki askerî harekâtın sona erdiğini, duruma hakim olduklarını, bazı gerilla gruplarıyla hafif çatışmaların devam ettiğini” açıkladı.

Ruslar SSCB’den miras kalan silahlar ve taktiklerle Çeçenistan içine ilerlerken direniş grupları ile direk temasa girmemek için “şüpheli” gördükleri yerleri önce uçaklar, toplar ve tanklardan açtıkları ağır silâh ateşleri ile yerle bir ediyorlardı. Çeçen Direnişçiler ise, güneydeki dağlık kesime çekilerek buralarda oluşturdukları harekât üslerinden uyguladıkları gerilla taktikleri ile Rus ordusuna her gün kayıp verdiriyorlardı. Başlangıçta ağır bir güç dengesizliğinin avantajından faydalanarak ilerleyen Rus Ordusunun beklenen zafere pek yakın olmadığına dair emareler bir süre sonra ortaya çıkmaya başlamasına rağmen Rus ordusunun göreceli sınırsız kaynaklarını harekât alanına sürme imkân ve kabiliyeti Çeçenlerin lokal başarılarını stratejik seviyeye taşımalarını engelliyordu.

Çeçenler, Ruslarla klâsik yöntemlerle başa çıkamayacaklarını anlayarak, Ruslarla aralarındaki stratejik dengesizliği bozmak ve ateş üstünlüğünü bölgesel olarak kazanmak için son yıllarda zayıfların güçlülerle savaşında rağbet gören intihar saldırılarına hazırlanmaya başladılar. Rusya, 2000 yılının mart ayı başlarında, Şamil Basayev’i kadın militanları intihar eylemleri için eğittiğini açıkladı.

Putin mayıs ayında Çeçenistan’ı doğrudan kendi kontrolüne aldığını açıkladı ve bir süre sonra da Çeçenistan Yönetimi Başkanı olarak doğrudan kendisine bağlı olarak Ahmet Kadirov’u atadı.

Çeçen direnişçilerin ilk dalga intihar saldırıları da 2000 yılının Haziran ayında başladı ve aynı yılın Aralık ayına kadar devam etti. Toplam 13 saldırının düzenlendiği bu dönemde saldırıların hedefleri tamamen Çeçen sınırları içindeki Rus askerî hedefleriydi.

Çeçenistan’daki ilk intihar saldırısı direniş gruplarından birinin lideri olan Arbi Barayev’in kuzeni olan Havva Barayev ve en yakın arkadaşı tarafından Alhan Yurt’taki Rus karargâhına bomba yüklü çalıntı bir kamyonla düzenlendi. Patlamada, Ruslara göre iki, Çeçenlere göre 25 Rus askerî hayatını kaybetti.

Bu ilk eylemin temel maksadı, Çeçen erkeklerini direniş gruplarına katılmaya ikna etmekti. Eylemden önce kaydedilen video görüntülerinde eylemci Havva Barayev, Çeçen erkeklerine seslenerek; kadınlar gibi evde oturmayarak Cihat’a katılmaları için çağrı yapmıştı. Kasette verilen mesajlarla, geleneksel Çeçen toplumunda hakim duygu olan “erkek savaşır/kadın evde oturur“ anlayışına gönderme yaparak Çeçen erkekleri “erkeklerin yerine kadınların savaşmasına izin vermekle” suçlanıyorlardı.

Aynı dönemde, eylemin icra edildiği şekilde intihar saldırılarını temel eylem taktiği olarak seçildiği bölge Filistin’di. Özellikle eylem öncesinde video kaset kayıtlarının yapılması Filistinli örgütler ile benzerlikler taşıyordu. Filistinli örgütler arasından intihar eylemlerinde kadın eylemciler ise henüz kullanılmaya başlanmamıştı. El-Kaide örgütü de aynı dönemde intihar eylemlerini kullanıyordu ama video kaset doldurulması ve kadın eylemcilerin kullanılması gibi özelliklere rastlanmıyordu. Çeçenlerin intihar eylemleri konusunda hangi örgütlerden destek aldıkları konusu bu ilk eylemde belirginleşmedi ama sonraki intihar eylemi El Kaide’nin izlerini taşıyordu. Bu benzerlik Putin tarafından da ileriki dönemlerde sürekli olarak gündeme getirildi ve ABD’nin “Terörle Küresel Savaş” söylemine paralel hale getirildi.

2000 yılının 2 ve 3 Temmuz tarihlerinde Çeçen toprakları içinde Rus askerî hedeflerine birbirleriyle bağlantılı, arka arkaya toplam 6 intihar saldırısı düzenlendi. İlk saldırı Urus Martan’daki Rus askerî karargahına yönelikti ve nizamiyedeki nöbetçilerin hızla kendilerine yaklaşan kamyona ateş açmaları ile saldırı ucuz atlatıldı. Akşam saatlerinde Gudermes’teki polis karargâhına yönelik bomba yüklü bir kamyonla yapılan saldırı başarılı oldu, aynı anda başka bir bombalı kamyon ise şehir girişinde durdurulunca eylemciler tarafından infilak ettirildi.

Şamil Basayev akşam saatlerinde bir açıklama yaparak, Rusya’nın tutukevlerindeki kadın ve çocukların serbest bırakılmaması ve 18 yaşındaki bir Çeçen kıza tecavüz ederek öldüren Rus Albayı Budonov’un teslim edilmemesi halinde eylemlerin devam edeceğini ilân etti. Ertesi sabah Argun’daki bir askerî kışlaya yapılan bombalı saldırıda 25 asker öldü, 81 asker yaralandı. Beşinci saldırı Novo Grozni’de, altıncı saldırı ise Naibyora’da düzenlendi.

Bir gece içinde yapılan toplam 6 saldırıda ölenlerin sayısı 49, yaralıların sayısı ise 120’den fazlaydı. Çeçenlerin açıklamalarına göre olaylarda ölen Rus askerlerinin sayısı 500’ün üstündeydi. Eylemlerde kullanılan kamyonların her birine yaklaşık 10 ton patlayıcı madde yüklenmişti. Eylemcilerden ise sadece biri sağ kalmayı başarmıştı ve daha sonra yaptığı açıklamalar Rus askerlerinin ne derecede yozlaştığını gösteriyordu. Eylemci, kamyonuyla hedef bölgesine yaklaştığında nizamiyenin zırhlı araçlarla kapatıldığını görmüş, aracını park ederek askerlerin yanına yaklaşmıştı. Burada askerler tarafından sorgulanan eylemci, ehliyeti olmadığını itiraf ederek kendisini bırakmaları için 1000 ruble rüşvet teklif etmişti. Rüşveti kabul eden askerler parayı getirmesi için eylemcinin kamyonunu kışlanın bahçesine park ederek rehin bırakmasını, parayı getirerek kamyonunu geri almasını istemişlerdi. Kamyonunu içeriye park ederek askerlerin yanından uzaklaşan eylemci de uzaktan komuta ile bombalı aracı infilak ettirmişti.

Basayev’in açıklamalarına göre; saldırıların maksadı, Kremlin’in kısa bir süre önce Çeçenistan’da duruma hakim oldukları yönünde yaptıkları açıklamayı yalanlamak ve Rus askerlerinin bölgeye hakim olmadıklarını tüm dünyaya göstermekti. Eylemlerin icra tarzı “bir çok noktada ve eş zamanlı şiddetli saldırılar düzenlemek” şeklindeydi ve El Kaide ile tamamen benzeşiyordu. Çeçenlerin El Kaide’den Hattap aracılığı ile yardım aldığı dikkate alındığında bu bağlantı daha da anlam kazanıyordu. Bu değerlendirme Ruslar tarafından da yapılıyordu ve bir süreden beri insan hakları ihlalleri yüzünden karşılaşılan baskılar Çeçenlerin “global terör” ağına dahil edilmesiyle kırılmaya çalışılıyordu.

Temmuz 2000’de yoğunlaşan intihar saldırıları daha sonra seyrekleşerek ağustos ve aralık aylarında ikişer eyleme kadar düştü. Bu dönemde meydana gelen intihar saldırılarının ortak özelliği, sadece askerî hedeflere yönelik olmasıydı ve ikisi hariç tamamında bomba yüklü kamyonların kullanılmasıydı. Toplam 15 eylemciden ise sadece 4’ü bayandı ve bunların ikisi aynı eylemde, biri yalnız ve diğeri ise başka bir erkek eylemciyle beraber hareket etmişlerdi.

Aynı dönemdeki, Rus nükleer denizaltılarından Kursk’ün Baltık Denizinde batması olayı da Çeçenlerle ilişkilendirilmektedir. İddialara göre, denizaltı mürettebatından bir Dağıstanlı asker, olaydan iki ay önce Çeçen askerî konseyi ile irtibat kurarak “Ruslara karşı savaşmaya ve Allah yolunda Müslüman kardeşlerinin yanında ölmeye” hazır olduğunu iletmişti. Sonradan yapılan spekülatif açıklamalarda, denizaltıda Dağıstan’da imal edilen yeni tasarım bir torpidonun denemesinin yapıldığı ve torpidoya Dağıstan’daki fabrikadan çıkmadan önce patlayıcı madde yerleştirildiği, denizaltı mürettebatından Çeçenlerle işbirliği içinde olan 3 Dağıstanlı askerin bu patlayıcıları seyir halindeyken patlattığı iddia edilmiştir.

Rusya, 2001 yılında kendisine müzahir Çeçenleri yerleştirdiği yerel yönetimin emrinde bir de polis kuvveti oluşturdu. Nispeten uzun bir dönem olan sonraki iki yıl boyunca Çeçen direnişçiler Rus yanlısı hükümet organları ile yöneticilerine yönelik suikast eylemlerine baş vurdular ve intihar saldırılarında 2000 yılının sonundan itibaren 2002 yılının sonuna kadar gözle görünür bir düşüş yaşandı. Bu süreçte ferdi sayılabilecek ve eylemcilerin dışında üç kişinin zarar gördüğü sadece 2 olay yaşandı.

Ancak bu sessizlik 23 Ekim 2002 akşamı Moskova’da bir tiyatronun Çeçen militanlarca basıldığı ve içeridekilerin rehin alındığı haberi ile bozuldu. Yaklaşık 50 kadar militan içeride bulunan 700 kişiyi rehin aldı. Militanların içindeki Japon ninjaları gibi giyinmiş ve üstlerine bombalar bağlamış kadın militanlar dikkati çekiyordu. Bu olaydan sonra “Kara Dullar” olarak anılmaya başlanan bu kadın militanlar salonun her tarafına dağılarak herhangi bir operasyon düzenlenmesi halinde kendilerini infilak ettireceklerini söylüyorlardı. Tüm dünyada şok etkisi yaratan bu eylem 3 gün boyunca pazarlıklar ve tehditlerle devam etti. Kurtarma operasyonu 3 gün sonra yine şok etkisi yaratacak şekilde icra edildi. Tiyatronun havalandırma sisteminden içeri salınan anestezi gazı içeridekilerin sızmasını sağladı ve düzenlenen operasyonda tüm Çeçen militanlar ölü olarak yakalandı. Ancak, tiyatroda bulunan sivillerin yaklaşık 130 kadarı anestezi gazının etkisiyle hayatlarını kaybetti. Tiyatro olayı veya o anda oynanan oyunun adından dolayı Nord Osk olarak bilinen bu olay intihar saldırılarının bilinen tanımından uzak olsa da, eylemin kaçış plânı olmaması ve başından itibaren tüm militanların ölümü kabullenmeleri nedeniyle, intihar saldırılarının başka bir uygulaması olarak kabul edilmelidir.

Tiyatro olayından sonra Kasım ayında, Putin, Çeçenistan’da meclis ve başkanlık seçimlerinin yapılması ve yeni bir anayasa hazırlanarak halk oylamasına sunulmasını içeren bir barış paketini kamuoyuna açıkladı.

Bu açıklamadan sonra, 2002 yılının 27 Aralık günü, bir baba, oğlu ve kızı ile birlikte Grozni’de bir intihar saldırısı gerçekleştirdi. Rus askerî üniformaları giyen ve her ikisi de Rus askerî aracı görünümünde olan bir jip ve bir kamyonla, tüm kontrol noktalarını ellerindeki sahte belgelerle aşmayı başaran eylemciler, araçlarını Çeçenistan’ın Rus yanlısı hükümetinin başkent Grozni’de yeni inşa edilmiş ve çok iyi korunan binalarının önünde 30 sn. arayla infilak ettirdiler. Patlamanın etkisiyle harabeye dönen binalardaki görevlilerden 83 kişi öldü, 210’dan fazla kişi ise yaralandı.

Putin’in bir süre önce açıkladığı barış paketinin gereği, anayasa oylaması Mart ayında yapıldı ve oylamaya katılanların %96’sı tarafından kabul edildi. Yeni anayasa, Çeçenistan’ın Rusya Federasyonuna daha sıkı bağlarla bağlanmasını ön görmekteydi.

2003 yılının mayıs ayında Putin, yıllık “Devletin Durumu” konuşmasında Çeçenistan’daki askerî harekâtın başarıyla sona erdiğine ve bundan sonra barış sürecinin başlayacağına, direnişçilerle mücadelenin yerel güçlere bırakılacağına yönelik açıklamalar yapması beklenirken Çeçenler ikinci dalga intihar saldırılarına başladı.

12 Mayıs’ta 3 kişilik bir intihar timi 1.5 ton kadar patlayıcı yükledikleri kamyonlarını Znomoskoye’deki hükümet binalarına sürdüler ve meydana gelen patlamada 60’a yakın kişi ölürken 200’den fazla kişi yaralandı. Bu olayın yankıları devam ederken, 2 gün sonra, bir dinî tören esnasında iki kadın intihar eylemcisi Rus yanlısı yönetimin başkanı olan Ahmet Kadirov’un yakınına kadar geldiler ve korumaları tarafından durdurulunca üzerlerindeki bombaları infilak ettirdiler. Olayda 26 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı, Ahmet Kadirov ise sağ kurtuldu.

İkinci dalga saldırıların bir öncekinden en büyük farkı, eylemlerin Rusya’nın kalbinde dahi icra edilmeye başlanmasıydı. Aynı yılın 5 Temmuz’unda Moskova’da düzenlenen bir müzik festivalinde çılgınca eğlenmeyi düşünen Rus gençleri, iki Çeçen kadın intihar eylemcisinin üzerlerindeki bombaları patlatmasıyla kana bulandı.

Çeçen eylemciler, Rusların harekâtında rol oynayan kişilere ve tesislere yönelik eylemlere de devam ettiler. Osetya sınırları içinde kalan Mozdok’taki askerî üssün personelini taşıyan bir servis aracına yapılan saldırıda 20 kişi öldü, 14 kişi yaralandı. Aynı şehirde bulunan ve Çeçenistan’da yaralanan askerleri tedavi eden bir askerî hastaneye yönelik saldırıda ise çoğu tedavi görmekte olan 50 kişi öldü ve 80’den fazla kişi yaralandı.

2003 yılının ekim ayında Çeçenistan’da Devlet Başkanlığı seçimleri yapıldı ve Ahmet Kadirov oyların %81’ini alarak başkan seçildi. Ancak Kadirov , 2004 Mayıs’ında bir geçit törenini izlerken düzenlenen suikast sonucunda öldürüldü.

Bir süre sonra eylemlerin hedefi sivil toplu taşım araçları olmaya başladı. Rusya Federasyonu sınırları içinde kalan yerlerde trenlere ve metrolara yapılan toplam 4 saldırıda 100’e yakın insan ölürken, 400’den fazla kişi yaralandı.

29 Ağustos 2004 tarihinde ise, intihar saldırılarının son yıllardaki popüler hedefi olan yolcu uçakları da saldırılardan nasibini aldı. Rusya’nın değişik yerlerinden havalanan iki yolcu uçağı saatler 2300’ü gösterirken aynı anda havada infilak ettiler. Her iki yolcu uçağında bulunan toplam 90 kişi hayatını kaybetti. İlk anda kafaları karıştırsa da, kazaların birer terör saldırısı olduğuna kesin karar verilemedi. İlerleyen günlerde kaza mahallerinde yapılan incelemelerde patlayıcı izleri ve kimsenin sahiplenmediği iki Çeçen bayana ait cesetlerin bulunması olayın kaza değil bir terör saldırısı olduğunun anlaşılmasını sağladı.

Uçak saldırılarının şoku devam ederken, K. Osetya’daki Beslan kasabasında bir okul 30 kadar Çeçen militan tarafından işgâl edildi ve 18 yaşın altında 1000 kadar çocuk rehin alındı. Okulun her yerine patlayıcılar yerleştiren eylemciler kuşatmayı iki gün kadar sürdürdüler. Okulda kurtarma operasyonu yapmak için hazırlıklar sürerken aniden çatışmalar başladı ve militanların yerleştirdiği bombaların patlaması ve karşılıklı açılan ateşler sonucunda 331 rehine, 11 Rus askerî ve 31 militan öldü.

Beslan olayı, Çeçen militanların yaptığı en büyük hata olarak görülmektedir. Bu olaydan sonra Çeçen davasına her şeye rağmen sempati duyanların duygularında onarılamaz bir değişiklik görülmüş, Çeçen direnişçiler için daha çok insan “terörist” sıfatını kullanmaya başlamıştır.

Çeçenlerin düzenlediğine inanılan toplam 33 eylemde 51 eylemci görev almış ve hemen hemen hepsi eylemlerde ölmüşlerdir. Çeçen intihar eylemcileri hakkında bir profil çıkarmak, hem eylemlerin sayıca az olması hem de, eylemlerde sürekli olarak farklı kişilik ve tiplere sahip militanların kullanılmış olması nedeniyle mümkün değildir. Bazı eylemlerden sonra eylemciler hakkında en küçük bir bilgiye dahi ulaşılamamış, bazı eylemlerin intihar saldırısı olduğuna dahi patlamadan sonra meydana gelen enkaz arasında bulunan birkaç parça eşya veya ip ucu sayesinde karar verilmiştir.

Çeçen eylemcilerin, Filistin’de olduğu gibi, eylemci bulmakla görevli militanlar tarafından tespit edildiğine ve bunların ikna çalışmaları ile eyleme karar verdiklerine dair bir bulgu elde edilememiş, hikayesi belirlenen eylemcilerin bir çoğunun eylem için kendiliklerinden karar verdikleri, hatta bazılarının tüm düzenlemeleri de kendilerinin yaptığı görülmüştür.

Rus işgaline karşı Çeçenlerin direnişi üç dört bin silâhlı militanın düzensiz savaşından ziyade, Çeçen halkının temel özelliklerinden birisi olan vatan sevgisi ve özgürlük duygularının ışığında kendisinden mukayese edilemeyecek kadar kuvvetli olan Rus birliklerine karşı direnen bir halkın mücadelesi olarak ortaya çıkmıştır.

Ruslar ise, kısa bir süre önce dünyanın iki süper gücünden biriyken, dağılarak topraklarının büyük bir bölümünü kaybeden, kendilerini aşağılanmış olarak gören ve kaybettikleri millî onurunu yeniden kazanmak isteyen yöneticilerinin ihtiraslarına alet olmuşlardır. Yöneticilerin politik ihtirasları ile Çeçenistan gibi son kalan direnişi bastırmak için savaşa gönderilen askerlerin yetenekleri dengesiz olunca da evrensel kurallara ve hukuka uygun bir askerî harekât yerine “eşkıya savaşı” ortaya çıkmıştır.

Rus ordusu, Çeçenistan operasyonları esnasında bir ordunun moral seviyesinin en büyük göstergesi olan firar ve intihar oranı açısından oldukça kötü bir performans sergilemiş, çok daha düşük yoğunluklu çatışmalara dahi hazır olmayan, düşük motivasyonlu ve yeteri kadar desteklenemeyen Rus askerleri, politize olmuş, yozlaşmış, alkol ve uyuşturucu batağına düşmüş komutanların elinde birer suç makinesine dönüşmüştür.

Bu ortamda savaşa giren taraflar ağır şiddet vasıtalarını çekinmeden uygulamışlardır. Çeçen direnişçiler, esir Rus askerlerini öldürmek, sivilleri canlı kalkan olarak kullanmak gibi eylemleri gerçekleştirirken; Ruslar yerleşim yerlerini bombalamışlar, sivilleri öldürmüşler, kadınlara tecavüz etmişler, evleri yakıp yıkmışlardır. Çeşitli uluslararası anlaşmalara taraf olan, tarihi, coğrafi ve etnik olarak kendi toprağı olmayan bir ülkeyi işgâl eden, halkına zulüm uygulamaktan kaçınmayan Rusların her iki harekât esnasında sivil halka yönelik olarak uyguladığı tedbirler ağır insan hakları ihlalleri ve savaş suçları olarak kayda geçmiştir. 

İkinci savaş devam ederken Rusya’nın insan hakları komiseri Grozni’de bir inceleme yapmış ve Rus birliklerinin, yerleşim yerlerini, tıbbi tesisleri, ambulansları, kültürel yapıları, çevre kirliliğine sebep olacak şekilde ekonomik tesisleri tahrip ederek, askerî operasyonların yeri ve zamanı hakkında yanlış bilgi vererek sivillerin toplu ölümüne yol açtığı; sivillerin savaş alanından çıkarılması için herhangi bir tedbir almadığı; ölülerin teşhis edilmesi, etiketlenmesi ve gömülmesi için yeterli tedbir almadığı; insani yardım malzemesinin bölgeye ulaştırılmasını engellediği gibi hususları Rus hükümetine bildirmiştir. Ancak, Çeçenistan’daki bu ve buna benzer olayları kamuoyuna duyuran Ruslar “hain” olarak ilân edilmiş ve zaman içerisinde elimine edilmiştir.

BM İnsan Hakları Komisyonu başta olmak üzere çeşitli örgütler ve kuruluşlar tarafından düzenlenen raporlara göre Rus Birliklerinin Çeçenistan’daki operasyonları sırasında tespit edilen insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialar duyanları dehşete düşürecek cinstendir.

Ruslar, yerleşim yerleri arasında ve girişlerinde tesis edilen kontrol noktalarında sivillere yönelik aşırı güç kullanmış, aramalara direnenler veya kimliklerini ibraz edemeyenler veya direnişçilere yardım ettiğinden şüphe edilenleri tutuklamışlar, Çeçen direnişçilerin eylemlerinden sonra çevredeki yerleşim yerlerinde “süpürme” operasyonları yaparak sebepsiz yere bir çok genç Çeçeni tutuklamışlardır. Tutuklanan her Çeçen, sorgulamalar esnasında işkenceye maruz kalmış, dövülmüş, bir çoğunun vücudunda yara açılmış, bazılarının organları kesilmiş, Rus ruleti oynatılmış, mayınlı arazilere sürülmüş ve bazılarından bir daha haber alınamamıştır.

Tutuklanan Çeçenler, genellikle 150-500 dolar, silâh veya araba gibi rüşvet karşılığı veya üst rütbeli görevlilerden birilerinin araya girmesi ile serbest kalmış, serbest bırakılanlar tutuklanmaları ile ilgili olarak hiçbir kimseye bilgi vermemesi için tehdit edilmiş, bu şahısların hastanelerde tedavi edilmeleri engellenmiştir.

Rus birliklerinin yaptığı aramalarda şüphe duyulan evlere önce el bombaları atılmış, daha sonra tank ateşi ile yıkılarak içindekilerin ölümüne sebep olunmuş, evler yağmalanmış, para ve kıymetli eşyalara el konulmuştur. Sivil yerleşim yerleri Rus topçu ve hava kuvvetleri tarafından hedef gözetmeksizin bombalanmış, sivillerin kullandıkları bölgeler mayınlanmış, keskin nişancılarla sokaklarda dolaşanlara ateş açılmıştır.

Rusların ikinci harekâtının ilk iki yılında çoğu sivillerden 90 bin kişinin öldüğü ve 1 milyon 200 bin nüfuslu ülkenin yarısını oluşturan 600 bin kişinin göçebe durumuna düştüğü tahmin edilmektedir.

İntihar eylemlerinin şiddet seyri incelendiğinde de, Rusların insan hakları ihlalleri ile eylemlerin yoğunlaşması arasında paralellikler görülmüştür. Örnek olarak; Rus insan hakları merkezi Memorial’ın raporuna göre 2002 yılı yargısız infazların ve sivil ölümlerinin en çok görüldüğü yıl olmuş, aynı yılın ekim ayında da Dubrovka Tiyatro olayı meydana gelmiş, birkaç ay sonra da ikinci intihar saldırısı dalgası başlamıştır. 2003 yılında insan hakları ihlallerinde önemli bir düşüş olmuş ve intihar saldırılarının yoğunluğu da azalmıştır. İnsan hakları ihlallerindeki düşüşü intihar saldırılarına bağlamak uygun bir varsayım olmasa da, intihar saldırılarındaki artışın yoğun insan hakları ihlalleriyle doğru orantılı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Çeçenlerin icra ettiği intihar saldırılarında eylem emirlerinin kimin tarafından verildiği net olarak belirlenebilmiş değildir. Ancak, çeşitli zamanlarda Raduyev, Basayev ve Hattap gibi önde gelen direniş liderlerinin eylem emirlerini verdiği ve eylemcilerle son görüşmeleri yaptığı bilinmektedir. Özellikle Rusların askerî harekâtı devam ederken icra edilen eylemlerin temelinde Rusların harekatını sekteye uğratmak ve intikam almak duygusunun yatması bu hususun doğruluk payını artırmaktadır. Bazı eylemlerden hemen sonra Basayev’in yaptığı açıklamalar ve Rusların geri adım atması için yapılan çağrılar da bu yargıyı güçlendirmektedir. Ayrıca, Beslan olayından sonra açıklama yapan Şamil Basayev, hem Beslan Olayının, hem de diğer intihar saldırılarının kendileri tarafından sevk ve idare edildiğini açıklamış ve tüm olayların sorumluluğunu üstlenmiştir.

Çeçen direnişçiler uzun süre terörist kavramından uzak düşünülse de özellikle 11 eylül saldırılarından sonra ABD’nin “teröre karşı global savaş” girişiminde Rusya’nın desteğini sağlamak maksadıyla 2003 yılının mart ayında üç Çeçen örgütünü terörist örgütler listesine aldığını açıklamıştır. ABD, her ne kadar bu kararı Rusya’nın hatırına almışsa da, Çeçen intihar eylemcilerinin bu teşkilatlar tarafından yönlendirildiği de gerçektir.

About these ads
Bu yazı Çeçenistan Sorunu, Devlet Terörü, Din Kaynaklı Çatışmalar, İntihar Saldırıları, İşgale Karşı Direniş Hareketleri içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s