Lübnan İç Savaşı

Orta çağlarda Fenikelilerin yaşadığı Lübnan, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılmasından sonra Suriye ile bir bütün olarak Fransa’nın manda idaresi ile yönetildi. Fransa’nın mandater devletlikten çekilmesiyle 1941 yılında bağımsızlığını kazanan Lübnan, 17 değişik etnik ve dinî grup arasında daha Osmanlı idaresindeyken başlayan çekişmelerin etkisinde kaldıysa da, 1946 yılında yazılı olmayan bir ulusal anlaşma ile etnik ve dinî grupların nüfuslarıyla orantılı bir yönetim şeklini benimsedi.

1932 yılında yapılan sayımlara göre Lübnan halkının %29’u kuzey ve orta Lübnan’da ve Beyrut’un doğusunda yaşayan Maruniler; %23’ü Tripoli, Sidon ve Beyrut’ta yaşayan Sünni Araplar; %20’si Güney Lübnan’da ve Kuzey Bika’da yaşayan Şiiler; %10’u Sünnilerle aynı yerlerde yaşayan Rum Ortodokslar; %7’si Lübnan Dağının güneyinde ve yoğunlukla Shouf kentinde yaşayan Dürzîler; %6’sı Beyrut ve Zahle’de yaşayan Katolik Rumlar; ve genellikle Ermenilerin oluşturduğu %5’i ise çoğunlukla Beyrut’ta yaşayan diğer Hıristiyan gruplardan oluşuyordu.

Bu sayımda elde edilen sonuçlara 1946 yılında hazırlanan yönetim paylaşımında da riayet edildi. Devlet Başkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Marunilere, Başbakanlık Sünni Müslümanlara, Meclis Başkanlığı Şiilere, Savunma Bakanlığı Dürzîlere verildi. Milletvekillikleri her 11 vekilin 6’sı Hıristiyanlara, 5’i Müslümanlara olacak şekilde, bakanlıklar ve bürokratik makamlar da 2-3 Maruni, 2-3 Sünnî ve diğer gruplara birer tane olacak şekilde tahsis edildi. Lübnan yönetimi, uyguladığı akıllı ekonomik politikalarla ülkeyi 1958 yılına kadar modern bir görüntüye kavuşturdu. Beyrut, doğunun Paris’i ve bölgenin finans merkezi olarak anılmaya başlandı.

Lübnan’ın bu etnik ve dinî grupların nüfus içindeki ağırlığına dayalı yönetim teşkilâtlanması ilk bakışta uygun görülse de, pratikte etnik ve dinî gruplarla aşiret ağalarının kendi ayrıcalıklarını merkezi hükümete karşı korumak için mücadelesini gerektiriyordu. Bu mücadele Lübnan’da tek bir otorite merkezi yerine, her menfaat grubunun kendisine ait bir merkezi olmasına neden oluyordu.

Ortadoğu’nun bu en küçük ve en karmaşık ülkesi, 1958 yılından itibaren iç çatışmalara sahne oldu. Dürzîler ve Sünni Arapların, Lübnan’ın Mısır ve Suriye’nin başını çektiği Pan- Arap akıma katılması talebiyle başlayan iç karışıklıklar kısa bir süre silahlı çatışmalara dönüştü. Gittikçe şiddetlenen olaylarda ordunun etkisiz kalması üzerine Devlet Başkanının talebiyle ABD birlikleri Lübnan’a girdi ve durum normale döndü. Kısa süren bu olaylar Lübnan’ın geleceği hakkında ilk işaretleri vermişti.

Kriz öncesinde Genelkurmay Başkanı olan Fuad Şehap bir süre sonra yapılan seçimler sonucunda Devlet Başkanlığı koltuğuna oturdu. Şehap, Lübnan İstihbarat Servisi olan İkinci Şubeyi kurdu ve etnik yapının paralelinde kurulan Ordunun ihmal edilmesini ve pasifleşmesini sağladı. Bir sonraki başkan döneminde de gerekli itina gösterilmeyen ordu, kısa sürede pasif, eğitimsiz ve yetersiz hale geldi.

İsrail’in 1948 yılında bağımsızlığını ilânı ile başlayan Arap-İsrail savaşları nedeniyle Lübnan’a diğer Arap ülkelerine olduğu gibi Filistinlilerin göçü başlamıştı ve başlangıçta 140.000 olan sayıları, zaman içerisinde 400.000’i geçti. Toplam 15 mülteci kampında yaşayan Filistinliler, belirsiz statüleri ve sürgün hayatı yaşamanın etkisi ile Lübnan’da yeni bir sorun kaynağı olmaya başladı. Bu dönemde, Şiilerin hızlı nüfus artışı ve Hıristiyanların ülke dışına göçleri nedeniyle değişen etnik dengeler, Şiilerin adaletsiz dağıtıldığına inandıkları yönetimden ve gelirlerden daha çok pay istemeye başlamasına neden oldu.

1967 Arap – İsrail savaşından sonra Lübnan’ın güneyine yerleşen Filistinli gerillalar, Suriye’nin de desteği ile İsrail’e yönelik eylemlerine hız verdiler. İsrail, şiddeti ve kapsamı her geçen gün artan eylemlere misilleme olarak Beyrut Havalimanına bir baskın düzenledi ve 13 adet yolcu uçağını yerde tahrip etti. Lübnan Hükümeti, muhalifler tarafından, operasyona ordu ne ve istihbarat birimi tarafından verilmediğinden İsrail ile işbirliği yapmakla suçlandı. Dürzî lider Kemal Canpolat, hükümete yönelik muhalif grubun lideri olarak Filistinli gerillaların İsrail’e karşı desteklenmesi yönünde hükümete baskı yapmaya başladı.

Ekim 1969’da Filistinli gerillalar, Hermon Dağında İsrail’e yeni bir saldırı düzenlemek maksadıyla toparlanmaya başladı. Ancak Lübnanlılar, İsrail ile aralarında saldırmazlık paktı olduğunu, saldırının sonucunda misilleme ile karşılaşacaklarından bunun Lübnan halkına zarar vereceğini öne sürerek buna karşı çıktılar. Lübnan hükümeti o anda devam eden hükümet krizi nedeniyle Filistinlilere ve onları destekleyen iç güçlere karşı koyamadı ve FKÖ ile Kahire anlaşmasını imzalandı. Anlaşmaya göre, Filistinliler Lübnan kanunlarına uymak koşulu ile kamplarında silah bulundurabilecekler ve Lübnan sınırından İsrail’e yönelik saldılar düzenleyebileceklerdi.

Kahire anlaşması Lübnan’daki Hıristiyan gruplar tarafından kaygı ile karşılandı ve anlaşmanın ülkenin güvenliğine zarar vereceği öne sürüldü. Başta Sünniler ve Dürzîler olmak üzere Müslüman gruplar ise anlaşmadan memnunlardı. Anlaşmanın mimarlarından olan Dürzî lider Kemal Canpolat İç İşleri Bakanı oldu ve zaman içinde Filistin kamplarındaki askerî birliklerin yerine kendi kontrolündeki iç güvenlik birliklerini yerleştirerek kamplardaki silahlanma faaliyetlerinin hızlandırılmasını sağladı.

1970 yılında, FKÖ-İsrail çatışmaları da şiddetlendi. Çatışmaların arasında kalan Lübnanlılar ise daha güvenli yerlere göç etmeye başladılar ve ağırlıklı olarak Beyrut çevresinde oluşturdukları gecekondu mahallelerine yerleştiler.

Aynı yıl FKÖ, Ürdün’de Kral Hüseyin’i devirme girişiminde bulundu ve Ürdün ordusu tarafından Filistinlilerin çoğunluğu Lübnan’a sürüldü. FKÖ tarafından “Kara Eylül” olarak adlandırılan bu olay sonrasında FKÖ’nün ana üssü Ürdün’den taşınarak Lübnan’da konuşlandı. Sayıları gittikçe artan Filistinliler nedeniyle Lübnan’daki nüfus dengesi de bozuldu. Lübnan halkı Filistin yanlıları ve karşıtları olarak iki kampa bölündü.

İsrail, FKÖ’nün Nisan 1973’de Avrupa’da icra ettiği eylemlere misilleme olarak, Beyrut’a kadar girerek FKÖ karargâhına bir baskın düzenledi. Baskında FKÖ’nün ileri gelen liderlerinden üçü öldürüldü ve İsrail komandoları yakalanmadan İsrail’e geri döndü. Olaydan sonra Müslümanlar, İsrail askerlerine müdahale edilmediği için hükümeti İsrail’le işbirliği yapmakla suçladı. Sünni Başbakan, Genelkurmay Başkanının ihmali nedeniyle görevden alınmaması halinde istifa edeceğini bildirdi ama sonuçta Genelkurmay Başkanı görevinde kaldığı için istifa etti.

Bu olay FKÖ ile Lübnan ordusu arasında yeni çatışmaları da beraberinde getirdi. Karşılıklı saldırılar, öldürmeler ve rehin almalar Lübnan uçaklarının FKÖ kamplarını bombalamasına kadar tırmandı ve FKÖ, Arap ülkelerinden acil yardım istedi. Lübnan, özellikle Suriye’nin yoğun baskısı ile anlaşmaya razı oldu. Taraflar arasında, FKÖ’yü Lübnan’da siyasî bir varlık olarak kabul eden ve kendi bölgesinde yarı-otonomi hakkı veren Melkart Protokolü imzalandı.

Melkart Protokolü ile Filistinlilere verilen, ancak Lübnan’daki hiçbir gruba verilmeyen bu haklar, Müslümanları aynı haklara sahip olabilecekleri konusunda teşvik etti ve Filistinlilerin de desteği ile Lübnan içinde “otonom bir idare” fikri yeşerdi. Müslümanlar, Kemal Canpolat’ın öncülüğü ile 1974 yılında, hükümet karşıtı güçlerin şemsiye örgütü olan “Lübnan Millî Hareketi” isimli bir örgüt kurdular ve askerî açıdan teşkilâtlanmaya, Suriye, Mısır ve Libya’dan para, silah ve eğitim desteği almaya başladılar.

Hıristiyanlar ise 1973 yılından itibaren ayrı gruplar halinde milis teşkilâtlarını kurmaya başlamışlar, ağır silahlar edinmişler ve Lübnan ordusunca eğitilmişlerdi. İç savaşın başlamasından önce çeşitli etnik, dinî ve siyasî gruplarca kurulan 40’dan fazla milis grubu Lübnan’da faaliyet gösteriyordu.

1975 yılına gelindiğinde, Lübnan Millî Hareketinin toplam militan sayısı 11.000 kadardı. FKÖ ise 23.000’e yakın militanla Lübnan’daki en güçlü ve en teçhizatlı gruptu. FKÖ’nün Lübnan Millî Hareketi’ne katılmasıyla toplam silahlı militan sayısı 35.000’e yaklaştı. Ancak, 1982’den sonra FKÖ’nün büyük bir bölümünün Lübnan’dan tahliye edilmesi ve FKÖ’nün İsrail ile olan çatışmalara öncelik vermesi bu rakamın Lübnan Millî Hareketi aleyhine azalmasına sebep oldu. Hıristiyan ve Lübnan Milliyetçisi grupların birleşmesiyle oluşturulan Lübnan Cephesinin toplam silahlı militan sayısı ise 12.000 idi.

FKÖ, 1975 yılında Lübnan’da bazıları tarafından Fakhani veya Fetih Cumhuriyeti olarak adlandırılan bir yarı-devlet haline gelmişti ve Beyrut çevresinde karargâhlar kurmuş, yol kontrol noktaları tesis etmiş, kimlik kartı vermeye başlamış ve bulunduğu bölgelerde kendi kanunlarını işletmeye başlamıştı. Lübnanlılara göre, fidye için adam kaçırma, kaçakçılık, gasp, suçlulara barınak sağlamak gibi kanunsuzluklar FKÖ’nün kontrolü altında yapılıyordu. Beyrut’un girişlerinde kurdukları kontrol noktalarında dikkatsiz ve umarsız tavırlarıyla Lübnan devlet adamlarına dahi kimlik soran, askerî törenler düzenleyen Filistinliler Lübnan genelinde halkın tepkisini çekmeye başladılar.

13 Nisan 1975 tarihinde bir Filistinli gerillanın bir Maruni kilisesinde ayin için toplananlara ateş açması üzerine Falanjistler, misilleme için Filistinlileri taşıyan bir otobüse saldırı düzenlediler ve 26 Filistinliyi öldürdüler. Bu olayı, FKÖ’nün Lübnan ordusu ve Falanjistlerle karşılıklı havan atışları ile süren çatışmaları izledi. Bir süre sonra, Lübnan Millî Hareketi FKÖ ile birlikte hareket etmeye başladı. Lübnan’da aralıklarla 15 yıl sürecek olan iç savaş tüm şiddetiyle başlamıştı. O zamana kadar her şeye rağmen birlikte yaşayan dinî gruplar, yerlerini terk ederek ülkenin belirli kesimlerinde toplanmaya başladı. Her grup kendi kurduğu milis kuvvetleri ile kendisini savunmaya ve saldırılara karşılık vermeye başladı.

Bundan sonra, Lübnan şehirlerine tam bir anarşi hakim oldu. Sokaklarda, kontrol noktalarında, evlerde, kısacası her yerde insanlar acımasızca öldürülüyordu. Her cinayetten sonra misilleme ve intikam duygusuyla bu sefer karşı taraftan insanlar öldürülüyordu. Karşıt grupların iş yerleri talan ediliyor, evleri yağma ediliyor ve arabaları tahrip ediliyordu. Lübnan’ın insan ve ekonomik kaynakları her gün tükeniyordu.

Lübnan’da savaşan iç güçlerin kuvvet dengelerinin neredeyse eşit olması, Lübnan’ın sorunlarına askerî bir çözüm getirilmesini önlüyordu. Bu nedenle, iç güçler kendilerine dış destek bulmak zorundaydılar. Bölge ile menfaatleri olan çok sayıda dış gücün bulunduğu bir ortamda da dış destek bulmak sorun olmuyordu.

Suriye, Türkiye’nin Hatay ve Güney Doğu Anadolu’daki bazı bölgeler ile Lübnan, Batı Şeria ve İsrail’i içine alan “Büyük Suriye” politikasını gizleme gereğini dahi duymadan uygulamaya çalışıyordu. Bu politikadan haberdar olan Hıristiyan Lübnanlılar Batı Suriye, Filistinliler de Güney Suriye olmayı kabul etmediklerinden Suriye’nin Lübnan’dan uzak durması gerektiğini düşünüyorlardı.

İç savaşın başında Lübnan Millî Hareketi sayıca üstünlüğünün avantajlarını da kullanarak genel bir üstünlük sağlamıştı. Bir süre sonra, Lübnan Millî Hareketi FKÖ’nün güneyde İsrail güçleriyle devam eden savaşı nedeniyle Falanjistlerle girdikleri çatışmalarda üstünlüğü kaybettiler. Durumun aleyhlerine gelişmesi üzerine Kemal Canpolat ve Sünni liderler Suriye’den yardım istemeye karar verdiler. Hafız Esad, Suriye’nin müdahalesi için gerekli şartların oluşmadığı gerekçesiyle başlangıçta müdahale için isteksiz davrandı. Ancak, Falanjistlerin durum üstünlüklerini geliştirmeleri üzerine Lübnan Millî Hareketini kendi kontrolündeki Filistin Kurtuluş Ordusu (FKO) vasıtasıyla takviye etmeye karar verdi. 19 Ocak 1976’da Suriyeli subaylarla takviyeli Filistin Kurtuluş Ordusuna (FKO) bağlı Yarmuk Tugayı Lübnan’a girdi ve güç dengesi tekrar tersine döndü.

Ocak 1976 içinde Lübnan Ordusu çözülmeye başladı. Önce Müslümanlardan oluşan yaklaşık 3000 asker Lübnan Arap Ordusu adı altında ayrılarak Lübnan Millî Hareketine katıldı. Birkaç gün içinde aynı miktarda Hıristiyan asker de Lübnan Cephesine katıldı. 

Suriye’nin sahneye çıkması ile bozulan dengeyi düzeltmek için Hıristiyanlar da dış destek arayışına girdiler ve uzun süreden beri buna istekli olan İsrail’le anlaşmaya vardılar. Bu anlaşma ile Falanjistler, İsrail’den para, silah ve eğitim yardımı almaya başladılar.

Ancak, Suriye bir yandan Lübnan Millî Hareketine yardım ederken Maruni toplumunun da kontrolünü sağlamaya çalışıyordu. Suriye’nin menfaatleri, İsrail’in bölgeye müdahalesini gerektirecek radikal bir yönetimin iş başına geçmesine aykırıydı ve bu durum Suriye’nin İsrail’le zamanından önce savaşa girmesini gerektirebilirdi. Bu düşüncelerle, her iki toplumun liderlerine üzerinde uzlaşmaları için Müslüman-Hıristiyan dengesini %50-%50 oranında koruyan ve Lübnan Araplarının haklarını genişleten bir anayasa belgesi sunuldu. Ancak Lübnan Millî Hareketi ve FKÖ şiddetle bu belgeye itiraz edince yürürlüğe girmeden rafa kalktı. Suriye’nin siyasî başarısızlığı manasına gelen bu gelişme, Suriye’nin Kemal Canpolat’a ve dolayısıyla Müslümanlara yönelik desteğini çekmesine sebep oldu. Bir süre sonra da Kemal Canpolat SSNP tarafından öldürüldü.

Suriye, Nisan-1976’da Marunilerin can güvenliğini sağlamak maksadıyla zırhlı birliklerle Lübnan’a girdi ve bir çok stratejik noktayı ele geçirdi. Milislerin birbirleriyle irtibatını sağlayan tüm yolları kontrol altına alan Suriye birlikleri savaşan tarafların ateş kes ilânına uymalarını istedi. Hafız Esad yayınladığı bir bildiri ile, “savaşı sürdüren her tarafa karşı, dinî inançları nedeniyle baskı altında bulunan her Lübnanlının yanında” olduklarını ilân etti. 

Kemal Canpolat, Suriye ve FKO’nun ülkede bulunmalarının kabul edilemez olduğunu açıklarken, Lübnan Cephesi ve Lübnan Hükümeti Suriye’nin müdahalesini dostluk gösterisi olarak ilân etti. Lübnan halkının genel kanaati ise, Suriye’nin Lübnan’ı ilhak edeceği şeklindeydi.

Lübnan Millî Hareketi ve FKÖ, Suriye birliklerine direniş gösterdi. İlk aşamada FKÖ ile Beyrut’a giren FKO unsurları arasında çatışmalar başladı. Suriye, Lübnan’daki birliklerini sürekli takviye ederek asker sayısını 27.000’e çıkardı ve Lübnan’daki müslüman bölgelerinin kontrolünü ele geçirdi.

Suriye’nin Lübnan’daki bu yeni girişimi İsrail’i rahatsız etti ve Suriye birliklerinin Golan Tepelerini ele geçirmek için Lübnan istikametinden taarruz edeceğini hesaba katarak Suriye askerlerinin Litani nehrinin güneyine geçmesi halinde güç kullanacağı tehdidinde bulundu. Bu tehdit, Suriye birliklerinin daha güneye inmesini engelledi. İsrail bununla da kalmayarak Güney Lübnan’daki “Özgür Lübnan Ordusu” milislerini desteklemeye başladı.

Lübnan’daki iç savaşın durdurulması için Ekim-1976’da Riyad’da toplanan Arap Zirvesi, Lübnan hükümetinin talebi üzerine Suriye’nin liderliğinde bir Arap Caydırıcı Gücünün Lübnan’da konuşlanacağını ilan etti. Ocak-1977’de 27.000 mevcutlu Suriye birlikleri diğer Arap ülkelerinden 5000 kadar daha askerle takviye edildi ve “Arap Caydırıcı Gücü” Lübnan’da göreve başladı 

1977 yılında Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat’ın İsrail’i ziyareti ile başlayan süreç, Suriye’nin İsrail’le mücadele konusunda tek başına kalmasına neden oldu. Suriye, politikasını tekrar değiştirerek FKÖ’nü desteklemeye ve silah yönünden takviye etmeye, Suriye birlikleri de adeta bir işgal kuvveti gibi davranmaya başladı. 1978 yılı içerisinde Suriye’nin Lübnan’ı ilhak etme ideali artık iyice su yüzüne çıkmıştı. Arap Caydırıcı Gücünden diğer Arap ülkelerinin çekilmesiyle, Suriye bu gücü oluşturan tek ülke haline geldi ve Lübnan’ın diğer bölgelerinin kontrolünü ele geçirmeye başladı.

Bu gelişmeler üzerine Lübnan Cephesi, Suriye birliklerini ülkeden çıkarmak üzere tekrar eylemlere başladı ve FKÖ’yü kontrol altına alabilmek için Marunilerin en uygun vasıta olduğunu düşünen İsrail’le işbirliğine gittiler. İsrail, Lübnan Cephesini desteklemek için bu sefer daha aktif davranarak silah göndermeye başladı, yüzlerce Falanjist militanını İsrail’de eğitti, istihbarat elemanlarını Doğu Beyrut’a gönderdi.

Mart 1978’de İsrail, FKÖ militanlarının Tel Aviv’de yaptıkları bir eyleme misilleme olarak 25.000 kişilik bir kuvvetle Lübnan sınırından girerek Litani Nehrine kadar olan kısıtlı bir bölgeyi kendi güvenliği için işgâl etti. BM, UNIFIL adıyla 7000 mevcutlu bir gözlemci grubunu bölgeye gönderdi. İsrail, yaklaşık 1500 Filistinli ve Lübnanlının ölümüyle sonuçlanan işgali, Ağustos ayında sona erdirerek ülkesine geri döndü ve bölgenin kontrolünü Güney Lübnan Ordusuna (SLA) devretti.

Bu tarihten sonra Lübnan iç savaşının karakteri değişerek, Hizbullah’ın öncülüğünde İsrail ve ABD karşıtı eylemler ağırlık kazanmıştır.

Lübnan’daki çatışmalarda yer alan örgütler

Lübnan Millî Hareketine bağlı gruplar

Lübnan Millî Hareketi, Lübnan’ın daha Arap yanlısı bir politika izlemesini, FKÖ’yü desteklemesini ve İsrail, ABD, Fransa gibi işgalci güçlerin ülkeden çıkarılmasını savunan irili ufaklı örgütlerin Dürzi Lider Kemal Canpolat’ın liderliği altında örgütlenmesi ile meydana gelmiştir. Zaman zaman Suriye ile çatışmaya girmiş olsa da, genel olarak Suriye ve İran tarafından desteklenmiştir. Örgüt, 1985 yılında Ortadoğu’da ABD, İsrail ve diğer batılı güçlerin hegemonyalarına karşı savaşmak üzere 22 Arap kökenli örgüt tarafından Libya’da kurulan “Arap Devrimci Kuvvetlerine” katılmış ve ABD’nin Libya’ya veya başka bir Arap ülkesine saldırması halinde dünyanın her yerindeki Amerikan hedeflerine intihar saldırıları düzenleyeceklerine dair bildiriye imza atmıştır. Lübnan Millî Hareketi, aşağıdaki örgütlerin yanı sıra, Sidon Nasırcı Örgütü, Arap Sosyalist Birliği, Arap Demokratik Partisi, 6 Şubat Hareketi, Lübnan Millî Koalisyonu gibi ismi pek duyulmamış marjinal örgütleri de bünyesinde barındırmıştır.

Şii Örgütler

AMAL (Afwaj al Mukawamah al Lubnaniyyah-Lübnan Direniş Timleri): Şii İmam Musa As Sadr tarafından 1975 yılında FKÖ’nün yardım ve desteği ile kuruldu. Ancak bir süre sonra, iç savaşa katılmaması ve 1976’daki Suriye’nin müdahalesine destek vermesi nedeniyle Filistin davasını destekleyen Şiilerin gözünde itibar kaybına uğradı. 1970’lerin sonunda ise Şiilerin FKÖ’ye sırt çevirmesi ve İran İslâm Devrimi örgütün yıldızının tekrar parlamasını sağladı. Bu canlanmanın FKÖ’yü tedirgin etmesi ve silâh zoruyla AMAL örgütünü tasfiye etmek istemesi ise Şiiler arasında ters tepti ve örgüte katılımlarda artış görüldü. 1980’li yılların başında Şii toplumunun bir numaralı örgütü haline gelen AMAL, İsrail’e karşı direniş hareketlerine de öncülük etti. İran’la ilişkilerinde mesafeli olan AMAL, Lübnan’da her toplumun saygı görmesi gerektiğini esas alarak, İslâmî devlet düşüncesini savunmadı.

Hizbullah (Allah’ın Partisi): 1982 yılında Şeyh Muhammed Hüseyin Fadlallah tarafından, Lübnan’daki İran Büyükelçisinin yardımlarıyla, Lübnan’ın İran modeline uygun İslâmî esaslara dayalı bir devlet olması düşüncesiyle kuruldu. Siyasi manifestosu 1985 yılında yayımlanan Hizbullah, Humeyni’nin fikirlerine paralel olarak ABD ve İsrail’i “şeytanının yeryüzündeki uzantıları” olarak tanımlıyordu ve bu ülkelerle uzlaşma fikrine tamamen karşıydı. 12 kişilik bir konsey tarafından yönetilen Hizbullah’ın diğer örgütlerden farklı bir teşkilat yapısı bulunmaktaydı ve lider kadrosu ile militanları toplu hedef gösterecek şekilde bir araya gelmiyorlardı. İran’la çok yakın ilişkileri olan ve İran’ın Devrim Muhafızları Pasdaran askerlerinin Güney Lübnan’daki Baalbek Vadisinde Hizbullah militanlarına eğitim verdiği ve bu eğitimlerde “şehit olma” duygusunun yoğun bir şekilde işlendiği, bu eğitimlerden sonra intihar eylemcilerinin sayısında artış olduğu bilinmektedir. Hizbullah’ın Tahran’da bölgedeki diğer Şii toplumlarından din adamlarının da katılımıyla toplanan Yüksek İslâmi Devrim Konsey’inden talimat aldığı, İslâmî Cihad, İslâmî Direniş, Özgürlük Mücahitleri, Silahlı Mücadele Hücreleri, Yanlışa Karşı Doğru Örgütü, Hz.Muhammed’in Takipçileri, Devrimci Adalet Örgütü ve Dünya Ezilenler Örgütü gibi yan örgütleri olduğu tahmin edilmektedir. Bu örgütleri vasıtasıyla intihar saldırıları icra eden Hizbullah, eylemleri doğrudan üstlenmemeye özen göstermiştir. Hizbullah, silahlı eylemlerinin yanı sıra, İran’dan aldığı mali yardımlarla ekonomik ve sosyal faaliyetlere de el atarak, hastaneler, sağlık ocakları, marketler, benzin istasyonları ve inşaat şirketleri kurmuş, fakirlere ve hastalara yardımlar yaparak Lübnan Şiileri arasındaki desteğini sürekli artırmıştır.

İslami Amal Örgütü: Amal örgütünü çok fazla lâik bularak ayrılan bir grup Şii, Hüseyin el Musawi liderliğinde ayrılarak İslami Amal örgütünü kurdular. İran Pastarlarıyla yakın işbirliği yaptılar ve 1986’da Hizbullah çatısı altına girdiler.

Şiilerin İslami Hareket, Müminlerin Direnişi, Hüseyin İntihar Birlikleri, İslâm Mücahitleri Hareketi gibi kısa ömürlü ve az mevcutlu bağımsız örgütleri de zaman zaman iç savaşta İsrail ve Batı hedeflerine saldırılar düzenledikleri görülmüştür.

Sünnî Gruplar

İslâmî Cemaat: Mısır ve Suriye’de faaliyet gösteren ve Seyyid Kutup’un takipçileri olan Müslüman Kardeşler örgütünün Lübnan uzantısıdır. İç savaşa Mücahitler isimli milis kuvveti ile katılmışlardır.

İslâmî Birlik Hareketi (Tevhid): 1982 yılında, Şeyh Said Şaban tarafından kurulmuştur. Humeyni’nin fikirlerini benimsemesine rağmen, İran modeli bir İslam devletine karşı çıkmıştır. Şii-Sünni birliğini savunan örgüt, İsrail’e karşı silahlı mücadeleye yardım ettiği için Suriye yanlısı olarak hareket etmiştir.

Arap Milliyetçisi Gruplar

BAAS Partisi: 1956 yılında kurularak Irak tarafından desteklenmiştir. 1976’daki Suriye’nin müdahalesi esnasında taraftarları Suriyelilerin saldırılarına maruz kalmıştır.

Nasırcı Bağımsız Hareket: Mısır Lideri Cemal Abdül Nasır’ın fanatik taraftarlarıdır. Sünni Araplar arasından taraftar bulan grup iç savaşa milis teşkilâtı olan El-Murabitun adı altında 3000 militanla katılmıştır. 1977-1982 arasında Batı Beyrut’ta kontrolü ele geçirmişler, Galile Harekâtı ile büyük oranda güç kaybına uğramışlardır.

Suriye Sosyalist Milliyetçi Partisi: Suriye milliyetçiliğini ve Ortadoğu’da Suriye hakimiyetinde büyük bir devlet kurulmasını savunan parti 1932’de kurulmuştur. Aşırı milliyetçi, Yahudi karşıtı, Suriyeliler dışındaki Arapları Afrikalılarla karıştığından küçümseyen SSMP, zaman zaman taraf değiştirmesine rağmen 3000 militanı ile Lübnan Millî Hareketi içinde yer almıştır. En önemli eylemleri, Lübnan Devlet Başkanlığına yeni seçilmiş olan Falanjistlerin lideri Beşir Cemayel’in ve Lübnan Millî Hareketi ile Dürzilerin lideri Kemal Canpolat’ın öldürülmesiydi. İç çekişmeler sonucunda birkaç kez parçalanan parti bir süre sonra Suriye’ye bağlılığını devam ettiren küçük bir grup haline geldi.

Sol Gruplar ve Komünistler

İlerici Sosyalist Parti: 1949 yılında sosyal reform ve ilerici düşüncelerle kuruldu. Dürzi lider Kemal Canpolat’ın başkanlığında Dürzilerin geniş katılımı ile gücünü artırdı. Partinin kontrolü tamamen Dürzilerin elindeydi ve Lübnan Millî Hareketine öncülük yaptılar. Militan sayısı 10.000 civarındaydı.

Lübnan Komünist Partisi: 1924 yılında kurulmasına rağmen 1943 yılına kadar yasadışı sayıldı. Çoğunluğu Ermenilerden ve Ortodokslardan oluşan iyi eğitimli 3000 militanla (halk muhafızları) bir çok kez taraf değiştirmesine rağmen genel olarak Lübnan Millî Hareketine bağlı kalmışlardır.

ASALA: 1975’de kurulan örgüt Türkiye’ye karşı eylemlerinde kullanmak üzere militanlarını iç savaşta eğitmiştir. Marksist-Leninist düşünceleri nedeniyle radikal gruplarla beraber Lübnan Millî Hareketi ile birlikte hareket etmişlerdir.

Filistinli Örgütler 

İç savaş sırasında büyük çoğunluğu FKÖ kontrolü altında olan toplam 35.000 Filistinli militan Lübnan’da konuşlanmıştı. Suriye’nin kontrolündeki Saika, Irak’ın kontrolündeki Arap Kurtuluş Cephesi ve FHKC (Filistin Halk Hak Kurtuluş Cephesi) Lübnan’da çatışmalara katılan diğer örgütlerdi. Tam olarak kontrol edilemeyen Filistin kamplarında İrlandalı, Japon, İtalyan, Alman, Türk ve Kürt teröristlere eğitim verildiği, eğitimlere katılan yabancı teröristlerin fiili eğitim adı altında FKÖ içinde çatışmalarda yer aldıkları bilinmektedir.

Lübnan Cephesi Kuvvetlerine bağlı gruplar

Lübnan Cephesi Kuvvetleri, 1976 yılında FKÖ’ye karşı mücadele etmek üzere bir çok Hıristiyan grubun Beşir Cemayel liderliğinde bir araya gelmesi ile kurulmuştu. Birkaç yıl içerisinde 10.000 silahı militan, 200 tank ve zırhlı araç, 3 küçük savaş gemisi, 30 makineli tüfek monteli sürat motoruna sahip bir kuvvet haline geldi. İsrail’le yakın işbirliği yaptı ve Suriye’nin Lübnan’daki varlığının sona erdirilmesi için savaştı.

Falanj Partisi: Katolikliğin bir kolu olan ve 3’üncü yüzyılda yaşayan Keşiş Marun’un takipçileri olan Maruniler, 8’inci yüzyılda Suriye’den Lübnan’a göç etmişlerdi. Pan-Arapçılığa, Filistinlilere ve Komünistlere karşı olarak, 1936’da kurulan Falanj Partisi altında örgütlenmişlerdi. Fenikeli kimliği ile Lübnan Milletinin hakimiyetini savunuyorlardı ve sloganları “Tanrı, Vatan, Aile (kabile)” idi. Liderleri genellikle Cemayel ailesinden seçiliyordu. 1958 yılından itibaren milis teşkilatını kurdular. 1975’de 65.000 parti üyesi, 3.000’i profesyonel olmak üzere Falanjistler olarak bilinen toplam 10.000 silahlı militanları vardı. Lübnan’ın en etkin güçlerinden biri olan Falanjistler, İsrail ile yakın işbirliği içindeydiler ve İsrail’in çekilmesinden sonra bu etkinliklerini iyice kaybettiler.

Sedir Muhafızları: Lübnan’ı FKÖ tehdidine karşı korumak maksadıyla 1975 yılında kuruldu. Arap karşıtı ve Lübnan Milliyetçisi olan örgüt, 1000 militanla iç savaşa katıldı. Sayıca küçük olmalarına rağmen inatla ve ustalıkla savaşmaları ile ün yaptılar. 1990 yılında Suriye birlikleriyle girdikleri çatışmalarda ağır zayiat verdiler ve etkilerini kaybettiler.

Millî Liberal Parti: 1958 yılında Devlet Başkanı Şamun’un devrilmesi sonrasında yine Şamun liderliğinde kuruldu. Kaplanlar ismiyle bilinen milis grubundaki 3500 militanla iç savaşa katıldılar. 1980 yılında Cemayel’in birlikleri tarafından uğradıkları saldırı sonrasında dağılarak Lübnan Cephesi Kuvvetlerine dahil oldular.

El-Tanzim: 1969’da Falanj Partisinden ayrılanlarla kurulan parti, 1500 militanı ile FKÖ’ye karşı savaşıyordu. 1977 yılında Lübnan Cephesi Kuvvetlerine katıldılar 

Lübnan Hükümetine bağlı gruplar

Lübnan Ordusu: İç savaşın başında 18.000 olan ordu mevcudu, iç savaş patladıktan sonra 6.000 kişilik bir kayba uğradı. Savaşın devamında sadece Hıristiyanlardan oluşan 10.000 kişilik küçük bir ordu haline geldi.

Marada Tugayı: İsmini, antik Lübnan’daki Bizans sınır muhafızlarından alan grup, 3500 silahlı militana sahipti. Lübnan Devlet Başkanı Süleyman Frangiyeh’e bağlı olan örgüt, başlangıçta Hıristiyan güçlerle işbirliği yaparken Devlet Başkanının Suriye ile ittifak oluşturması üzerine Lübnan Cephesi Kuvvetlerinden ayrıldılar. Ancak, Cemayel’in kuvvetlerinin 1978 yılında yaptığı bir saldırı ile güçlerini tamamen yitirdiler ve iç savaşın dışında kaldılar.

Güney Lübnan Ordusu (South Lebanese Army-SLA)

İç savaş başladığında Lübnan Ordusundan Özgür Lübnan Ordusu adıyla kopan 3000 kişi, 1978’e kadar İsrail tarafından donatılıp eğitilerek Lübnan-İsrail sınırlarını korumak üzere Güney Lübnan Ordusunu oluşturdular. SLA başlangıçta Hıristiyan askerlerden oluşturuldu ama bir süre sonra güneyde yaşayan bir çok Dürzi ve Lübnanlı Şii de gruba katıldı. 2000 yılında İsrail’in Lübnan’dan çekilmesiyle dağılan grubun askerleri Lübnanlılar tarafından “işbirlikçi” olarak nitelendirilmektedir.

Yabancı askerî güçler

Suriye Ordusu; ilk olarak Lübnan’a 1976’da 27.000 kişilik bir kuvvetle giren Suriye ordusu, zaman içerisinde bu sayıyı 50.000’e kadar çıkarmış, 2005 yılında ülkeyi terk etmişlerdir. Suriye, kendi kontrolündeki bölgelerde 1000-2500 mevcutlu İran Pastarlarının, Libya askerlerinin ve SSCB askerî danışmanlarının bulunmasına izin vermiştir. Suriye, Lübnan’da bulunduğu sürede Bekaa Vadisini dünyanın bir çok terör örgütünün eğitim alanına çevirmiştir. Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu (Baader Meinof), Fransız Action Directe, ASALA, PKK, Pakistanlı Az Zülfikar, Sri LAnkal’lı Tamil Kaplanları, Filipinlerin Moro Milli Kurtuluş Cephesi, Umman Halk Kurtuluş Cephesi, Somali Demokratik Özgürlük Cephesi, Eritre Kurtuluş Cephesi gibi örgütler Suriye’nin sağladığı bu imkânları kullanmışlardır.

İsrail Ordusu; 1982 yılına kadar Bekaa vadisinde ve Litani nehrinin güneyinde zaman zaman operasyonlar icra edip tekrar geri çekilen İsrail ordusu, 1982 yılında “Galile’ye Barış” adını verdiği operasyonla Lübnan’ın Beyrut’a kadar olan bölümünü işgâl etmiştir. 1985 yılında kademeli olarak güney Lübnan’da tesis ettiği “güvenlik bölgesi”ne kadar geri çekilen birlikler, 2000 yılında tamamen ülkeyi terk etmişlerdir. Ancak, 1982-2000 yılları arasında İsrail gerek duyduğunda Bekaa vadisinde ve Beyrut’ta dahi operasyon düzenlemiştir.

Çokuluslu Güç; 1982 yılındaki Galile harekatından önce kısa süreliğine Lübnan’a gelen güçler, Sabra ve Şatilla katliamından sonra Lübnan hükümetini desteklemek üzere Beyrut’ta konuşlandılar ve 1984 yılında geri çekildiler. 1600 Amerikalı, 2000 Fransız, 1500 İtalyan, 100 İngiliz askerî ile çeşitli tip ve büyüklükte ABD gemilerinden oluşuyordu.

UNIFIL: İsrail’in 1978’deki Litani harekâtından sonra FKÖ’nün Lübnan’dan İsrail’e girmesini engellemek maksadıyla Güney Lübnan’da konuşlandırıldı. Görevi süresince bir çok saldırıya maruz kalan UNIFIL, başlangıçta Fiji, Finlandiya, Fransa, Gana, İrlanda, İtalya, Hollanda, Norveç, Senegal, İsveç ülkelerinden tahsis edilen toplam 7000 askerden oluşuyordu. Zaman içerisinde birliğin mevcudu iyice azaltılmış olmasına rağmen varlığı devam etmektedir.

Reklamlar
Bu yazı Din Kaynaklı Çatışmalar, Etnik Çatışmalar, Şehir Gerillası, İşgale Karşı Direniş Hareketleri içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s