Sovyetler Birliğinin Ayaklanmalara Karşı Koymada Geleneksel Yöntemleri

Çarlık Rusya’sı 19ncu yy.dan itibaren, hüküm sürdüğü topraklardaki Müslüman ve Türk boylarının ön ayak olduğu ayaklanmalarla uğraşmıştır. 19ncu yy.da Kafkasya’da Nakşibendi müritlerinin Rus işgaline karşı koymaları, 1896’da Fergana Vadisinde Andizhan ayaklanması, 1916’da Kazak kabilelerinin isyanı bunlardan başlıcalarıdır.

1917’deki Ekim Devriminden sonra Sovyetler Birliği, 1920’den itibaren uzun yıllar hem Orta Asya’da Özbekler, Tacikler ve Türkmenlere, hem de Kuzey Kafkasya’da Dağıstanlılara karşı savaşmak zorunda kaldı. Birinci Dünya Savaşı ve İç Savaşın arkasından meydana gelen bu olaylar SSCB lider kadrosunu ve ordusunu oldukça meşgul etmiştir.

1920 yılında Taşkent’teki Sovyet birliklerinin Orta Asya’daki Kokand’ı imha etmesiyle kendilerine Özbekçe’de eşkıya manasına gelen “Basmacı” denilen Özbek gerillaları Fergana Vadisinde ayaklandılar. SSCB’nin aldığı ilk tedbirlerle bir süre duraklayan ayaklanma, 1921’de tekrar alevlendi ve önce bugünkü Özbekistan’ın güneyi ile Tacikistan’ın batısına düşen Buhara emirliğine ve sonra Türkmen bölgesi olan Hürzem bölgesine yayıldı. 1922’de Ahmet Zeki Velidi ile Enver Paşa ayaklanmacılara katıldı ve gerillaları birleştirmeye çalıştı. 1923’de ayaklanma büyük ölçüde bastırıldı ise de, 1928’e kadar Güney Buhara’da ve 1936’ya kadar Türkmen steplerinde aralıklı olarak devam etti.

Kuzey Kafkasya’da Nakşibendi Tarikatı liderleri olan İmam Najmudin ve Şeyh Uzun Hacı 1920’de SSCB’ye karşı cihad ilan etti ve 1923’e kadar kanlı çarpışmalar yaşandı. Ayaklanmacılar, Sovyet birlikleri tarafından 1923 yılında imha edildi.

Bu dönemdeki olaylardan SSCB ordusu önemli dersler çıkarmış ve sonraki dönemde SSCB’nin Müslüman gerillalarla mücadele taktik ve tekniklerini belirlemesini sağlamıştır. Müslüman gerillalarla mücadele sonucunda Sovyetler, aşağıda ana hatları ile belirtilen dersleri çıkarmıştır.

 • Etnik veya dini motifleri kullanarak rakipleri böl,

 • Toplumun seçkinlerini, kabile ileri gelenlerini, dini liderleri ve aydınları elde et,

 • Güçlü bir yerel komünist parti kur,

 • Müslüman gerillalara karşı müslüman askerleri kullan,

 • Bir milli komünist ideoloji yarat ve mahalli gerçeklerle sentez yap ve hakim ideoloji haline getir.

Etnik veya dini motifleri kullanarak rakipleri bölmek:

Ruslar bu taktiği 19ncu yy. daki Kafkasya’daki olaylarda Avarlar’a ve Çeçenler’e karşı Kabardinler’i ve Kumikler’i, Müslüman Osetyalılar’a karşı Hıristiyan Osetyalılar’ı, Müslüman Azeriler’e karşı Hıristiyan Ermeniler’i destekleyerek bir çok durumda kullanmışlardır. Çarlık Rusya’sından aldıkları bu dersle 1918’de Tatarlar’a karşı Başkırtlar’ı, 1920’de Kuzey Kafkasya’da Avarlara karşı Dargınları, Çeçenlere karşı ise İnguşlar’ı desteklemişlerdir. Khorezm olayı esnasında ise göçebe Türkmenleri, yerleşik Özbek ve Karakalpaklar’a karşı kullanmıştır.

Bu konuda tecrübeli ve becerikli olan SSCB için, Afganistan BÖL VE YÖNET taktiği için ideal bir ülke idi. Homojen bir Afgan halkının yerine milli birlik ve beraberlik duygusundan yoksun bir çok etnik grup bir arada yaşıyordu. Afgan halkının çoğunluğu Peştunlardan oluşuyordu. Daha sonra, sırasıyla Tacikler, Nuristaniler, bazı Türk kavimleri (Özbek, Türkmen, Kırgız), Beluciler ve en sonra Hazarlar oluşturuyordu. En azından teoride, bu çeşitli etnik grupların birbiriyle veya Şiilerin Sünnilerle, İsmaili mezhebinin hem Şiilerle hem Sünnilerle, şehirlilerin köylülerle ve aşiretlerle çatışma içinde olması gerekiyordu. Sovyet destekli Afgan hükümetleri kendi çıkarları doğrultusunda destekledikleri kesimler ve aşiretler ile körükledikleri aykırılıklar da devamlı olarak değişmiş ve bir çatışmayı körükleme çabaları boşa gitmiştir. Sonuçta, Sovyet aleyhtarlığı her geçen gün daha çok güçlenmiştir.

Sovyetlerin de Marksist-Leninist ideolojiden faydalanarak komünist ideolojinin yeşermesini beklediği sınıflar arası çatışmayı körükleme çabaları sonuçsuz kalmıştır. Bunun sebebi, Afgan halkının karşıtları ile mücadele edecek kadar “bilinçli” olmaması, çeşitli ayak oyunlarını icra edemeyecek kadar eğitimsiz ve “kültürsüz” olmasıdır.

Toplumun seçkinlerini, ileri gelenlerini, dini liderleri ve aydınları elde etmek:

Çarlık Rusya’sı, işgal ettiği Müslüman bölgelerde geleneksel seçkin kişilerin gönlünü kazanmak ve onları kendilerine müzahir hale getirmek konusunda ustalıkla hareket etmişler ve Bolşevik liderleri de aynı taktikleri 1920’li yıllarda kullanmışlardır.

Sovyetler, Müslüman toplumların kabile reislerini, dini liderleri ve yerel aydınların en azından geçici desteğini kazanmışlardır. Kazak ve Kıpçak liderler Rusya’daki iç savaş sırasında kendilerine verilen savaş sonrası “kendi geleceklerini tayin hakkı” sözüne karşılık Rus Komünist Partisine katılmışlar ve tüm kabile ve aşiretleri de kendilerini izlemişlerdir. Afganistan’da da aynı taktikler uygulanmaya çalışılmış, ancak Sovyetler Afgan kabilelerinin tarafsızlığını dahi sağlayamamıştır. Bunun başlıca sebepleri,

 Sovyet destekli Afgan hükümetinin bir yandan kabile liderlerinin desteğini sağlamaya çalışırken diğer yandan aynı kabileler üzerine, Sovyet Hava Kuvvetleri ile bombardıman dahil, baskı ve şiddet uygulaması, kabile liderlerini hapsetmesi,

 Afgan halkının çoğunluğunu teşkil eden Peştunların lider bazlı karar alma modelini uygulamaması, kararların yaşlılar meclisinde alınması ve bu demokratik karar alma mekanizmasının ağır işlemesi nedeniyle bir türlü Sovyetler lehine istenilen kararların alınamaması,

 Afgan hükümetinde Kabile İşlerinden Sorumlu Bakan olan ve Afganistan’daki kabileler hakkında en fazla bilgi ve tecrübeye sahip olan Faiz Muhammed’in Afgan Mücahitleri tarafından öldürülmesi nedeniyle bu şahsın tecrübe ve bilgisinden yararlanılamamasıdır.

Sovyetler iç savaş sırasında Kafkaslar ve Orta Asya’daki rakiplerin dini liderlerinin desteğini almışlardır. Bu destek, Özbek gerillalar için dini liderlerin fetva vermemesi buna karşılık komünizm ile İslam’ın aynı anda yaşanabileceği yönünde fetva vermeleri ile sağlanmıştır. Afganistan’da bu destek Sovyet destekli Afgan hükümetlerinin uygulamaları nedeniyle sağlanamamıştır.

Afgan hükümeti, Nisan 1978’de din karşıtı bir şiddet hareketi başlatmış ve ülkede İslam dinini kaldırmayı amaçladıklarını açıkça ortaya koymuştur. Bu saldırılarda İslami kurumlar hasar görmüş ve liderler zarar görmüştür. Afgan halkının da malumu olan, SSCB’nin din karşıtı söylemleri nedeniyle bu saldırıların arkasında Sovyetlerin olduğu konusunda yaygın bir kanı oluşmuştur.

Ayrıca, Afganistan’da dini açıdan herkes tarafından büyük saygı gösterilen ve Hz. Muhammed’in ailesinden geldiği kabul edilen aileler Kabil hükümetince baskı altına alınmış ve bir çok bireyi öldürülmüştür. Bu ailelerden sağ kalanlar Afgan direnişinin en saygıdeğer liderlerini oluşturmuştur. Hükümet bu hatasını anlamış ve Müslüman söylemlerle halkın gönlünü almaya çalışmış, ancak bunda başarılı olamamıştır.

1920’li yıllardaki olaylarda SSCB, Müslüman halk üzerinde aydınların etkisini çok etkin bir şekilde kullanmış ve Kazan Tatarlarından Mir-Said Sultan Galiev ve Galimjan İbragimov, Kazaklardan Riskulov ve Ahmet Beytursun, Özbeklerden Abdurrauf Fitrat ve Feyzullah Kocaev başta olmak üzere bir çok yerel aydın Rus Komünist Partisine girmiştir. Bu aydınların bir çoğu daha sonra Stalin tarafından öldürülmüştür. Ancak, bu kişiler SSCB’nin bölgedeki hakimiyetinin güçlenmesini sağlamışlardır. Afganistan’da ise, Kabil hükümeti Sovyet destekli bir uygulama ile Afganistan’ın modern, liberal ve batı yanlısı aydın kesimini zorunlu göçler ve kıyımlarla elimine etmiştir. Geride kalanlar ise “güvenilmez” damgası vurularak görevden uzaklaştırılmıştır.

Güçlü bir yerel komünist parti kurmak

1917’de SSCB’deki müslüman sayısı oldukça fazla idi ve iki yıl içerisinde binlerce müslüman Rus Komünist Partisi’ne kaydoldu. Müslümanların ilk komünistleri aslında aşırı milliyetçi partilerin üyeleriydi ve kendi toplumlarının “burjuva” veya asilzade sınıfına mensuptular. Sovyet liderliği, aslında komünist ideolojiye ters olan bu duruma, rejimin yerleşmesi hatırına ses çıkarmadı. Bu yeni müslüman komünistler Orta Asya ve Kafkaslarda komünizmin yerleşmesine büyük katkıda bulundular. Normal olarak, bir süre sonra Stalin tarafından bu asilzade ve burjuva kesimi elimine edildi.

Afganistan’da Ruslar, 1920’lerde aldığı derslerden dolayı, Komünizm propagandasına öncelikle toplumda daha az aydın ve daha az bağımsız kesimlerden başladılar. Ancak, Afganlılar 1920’lerdeki Müslüman Milli Komünistleri ile kendileri aralarındaki farklılıkları ideolojiye yansıtmak istediler, dolayısıyla sosyalizme doğru bir Afgan yöntemi geliştiremediler ve giderek Rus modelini kabul etmemeye başladılar. Bunda en büyük rolü de, komünizmin sıkı disiplinine uyum sağlamayacak kadar Afganlıların disipline karşı olan tutumlarıdır.

Afganistan’da Sovyet güdümlü üç yıllık bir hükümetten sonra ulaşılan nokta Ruslar için hiç de parlak değildi. Komünizmin en büyük başarısı etkili bir siyasi polis teşkilatının kurulması olmuştur. Buna karşılık, Kabil dışında Mücahitlerin kontrolü kırılamadı ve Kabil dışına çıkan komünist devrim militanları Mücahitler tarafından öldürüldü. Zamanla, iç çekişmelerden dolayı Afgan komünistleri giderek güç kaybettiler ve Afganistan’daki Sovyet varlığından rahatsız olmaya başladılar.

Bunun yanında, Ruslar Afgan toplumuna liderlik yapacak bir öncü kadro bulamadılar, daha doğrusu hiç bir Afgan kabilesi bu görevi üstlenmedi. Ruslarla başından beri işbirliği içinde olan Perşemler ise, Afgan halkı tarafından işbirlikçi olarak görüldüğünden bu liderlik görevi için kabul görmediler.

Sovyet destekli Afgan hükümetinin uygulamaları da aşırı dindar Afgan halkının komünizmden nefret etmesine sebep oldu. Ailesi dindar olan çocuklara ailelerine karşı gelmeleri söylendi, kadın özgürlükleri desteklendi, dindar aile fertleri, Şii hocaları ve genç müslümanlar katledildi. Afganlıların çok saygı duyduğu Müceddidi sülalesinin bütün erkek fertleri bir gecede öldürüldü, bütün kadın ve çocuklar tutuklanıp cezaevine gönderildi. Ayrıca, Afgan bayrağı kızıl bayrakla değiştirildi ve toprak reformu adı altında hükümet yanlılarına toprak verilmeye başlandı.

Müslüman gerillalara karşı Müslüman askerlerin çoğunlukta olduğu disiplinli bir ordunun kullanılması

1920’de Orta Asya’da kullanılan Sovyet 6ncı ordusunun %40’ı çoğunluğunu Tatarların ve Başkırtların oluşturduğu müslüman subay ve askerlerdi. Bu askerlerin büyük çoğunluğu 1917’de Tatar Milliyetçilerinin Harb-i Şura’sı tarafından kurulan ve 1918’de Sovyetler tarafından yasaklanan İslam Ordusuna mensuptu. Müslüman subaylar, 1918-20 yılları arasında Sultan Galiev tarafından Milliyetçi Halk Komiserliği desteği ile açılan özel politik-askeri seminerlerde eğitilen aşırı derecede politize olmuş ve komünizmden çok milliyetçi fikirlere sahipti. Tatarlar, sosyalist ideolojinin yayılmasından ziyade kendi topraklarının Buhara emirliğinden kurtulması için savaşmışlar ve 6’ncı Ordunun başarısında çok büyük bir rol oynamışlardır. Ancak, Kafkasya’da Dağıstan ve Çeçenistan’da görevlendirilen 11’inci Ordu tamamen Ruslardan oluşuyordu ve özgürlükleri için son adama kadar kıyasıya çarpışan Kafkaslılar, Ruslara karşı çok sert direniş gösterdiler. Bu tecrübeler ışığı altında Ruslar, müslüman ayrılıkçılara karşı yapılacak bir harekatın devrimci Müslümanlar veya en azından bu unsurların yardımı ile yapılması gerektiği sonucuna vardılar. 

1979 Aralık ayında, Sovyetler Slav subayların emir komutasında, çoğunlukla Orta Asyalı yedek Müslüman askerlerden oluşan bir ordu kurdular ve Afganistan’ı işgal ettiler. Ancak, iyi eğitim almamış bu askerler, ırkdaşlarına ve dindaşlarına karşı savaşmak konusunda isteksiz davranınca 1980 Şubat’ında hizmetten geri çekildiler. Bu uygulama bile Sovyet ordusuna başarı getirmedi. Çünkü, Sovyet Ordusu disiplinsizdi. Askerlerin savaşma azmi yok denecek kadar azdı. Sovyet subayları ve askerleri arasında yağmacılık ve hırsızlık ile sarhoşluk ve uyuşturucu madde bağımlılığı yaygındı. Sovyet askerlerinin bu davranışlarından Afgan halkının zarar gördüğüne şahit olan bir çok Afgan Ordusu subayı direnişçilere katılmak üzere ordudan kaçmıştır.

Bunun yanında Sovyetlerin kurduğu Afgan ordusu, Müslüman gerillaların bölgelerini kontrol altına alma konusunda başarısız oldular. Bir çoğu, Afgan direnişine katılmak için silah ve teçhizatları ile birlikte ordudan firar ettiler.

Bir milli komünist ideoloji yaratmak, mahalli gerçeklerle sentez yaparak hakim ideoloji haline getirmek

Marksist-Leninist ideoloji 1918’de bir çok Sovyet halkı tarafından memnuniyetle karşılandı ve Müslümanlar da Lenin’in “halkların kendi kaderini tayin hakkı” sözüne inanarak Bolşeviklerin yanında yer aldı (Ancak, Stalin daha sonra bu ve buna benzer vaatleri şiddetle kınayarak inkar etti). Müslümanlar, marksizmi, islamı ve milliyetçiliği birbirine karıştırarak milli bir ideoloji geliştirmişlerdir. Komünist ideolojide yer alıp müslüman yapıya zarar verecek, sınıflar arası çatışma, toprak reformu, dini eğitimin kaldırılması, vakıf varlıklarına el konulması ve din karşıtı propaganda gibi hassas konular ise ertelenmiştir.

Afganistan’da komünizmi yaymaya çalışan Babrak Karmal hükümeti ise, Sovyet Müslümanlarının bu uygulamalarını örnek almamış ve gelenekçi bir müslüman toplum olan Afgan halkını kökünden değiştirerek Sovyet komünizmini hakim kılmaya çalışmıştır. Afgan halkının yapısına kesinlikle uymayan Rusya’nın komünizm modelini Afgan halkına kabul ettirmek mümkün olmamıştır.

Reklamlar
Bu yazı Ayaklanmaya Karşı Koyma, Karşı Gerilla Harekatı, İşgale Karşı Direniş Hareketleri içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s