Terörle Mücadele Modelleri

Asimetrik yöntemler kullanan silahlı örgütlerle mücadele modelleri, genellikle iki kutupta temsil edilmektedir.

  • Güvercinler; Çatışmaya sebep teşkil eden sosyal faktörlerin ortadan kaldırılmasını
  • Şahinler; Baskı ve şiddet gibi polisiye ve askeri tedbirlerle muhaliflerin yok edilmesini, mücadele yöntemi olarak önermektedirler.

Güvercinler, sosyal adaletsizlik ve politik eşitsizliğin çatışmaların altında yatan sorunlar olduğunu, bu faktörlerin ortadan kaldırılması halinde çatışmaların da ortadan kalkacağını  öne sürmektedirler. Ancak, hükümetin sosyal ve politik şartları  iyileştirmesi halinde ilk tepki olarak silahlı örgütlerin bunu  bir zafer olarak algılayabileceği ve çatışmalarda artış görülebileceği, ancak bu durumun orta vadede normale dönerek, çatışmanın tamamen ortadan kalkmasını sağlayacağı da ön görülmektedir.

Ayrıca, demokrasinin sağladığı bazı nimetlerin demokratik ülkelerde kişilerin şiddet eylemlerine başvurmasını önleyen faktörler  olduğu da yine “güvercinler” tarafından vurgulanmaktadır. “Şiddeti azaltan faktörler” olarak nitelendirilen bu nimetler; 

  • Yönetimlerin,  şiddete gerek duyulmadan hür ve adil seçimlerle değiştirilebilmesi,
  • Yöneticilerin açıkça eleştirilebilmesi, gösteriler ve medya yoluyla protestoların yapılabilmesi, böylece kişilerin kendilerin ifade edebilmeleri için imkan sağlanarak şiddete başvurulmasına gerek duyulmaması,
  • Kişiler ve çeşitli çıkar grupları ile yönetimler arasında çıkan sorunların bağımsız mahkemeler tarafından çözülmesi, azınlıkta kalan insanların haklarının, çoğunluğa rağmen, mahkemeler yoluyla korunması nedeniyle şiddete ihtiyaç duyulmamasıdır.

Ancak, demokratik hakların aşağıdaki nedenlerle mücadelede zorluklar çıkardığı da belirtilmektedir.

  • Seyahat özgürlüğü militanların alan değiştirmesini kolaylaştırmaktadır.  
  • Özel hayatın gizliliği prensibi, istihbarat faaliyetlerini büyük ölçüde engellemektedir.
  • Halkın özgürlüklerinden taviz vermemesi nedeniyle, önleyici tedbirlerinin tam olarak alınmaması nedeniyle örgütler için bol miktarda uygun hedef ortaya çıkmaktadır. 
  • Yargılama ile ilgili çeşitli kısıtlamalar nedeniyle militanlar hakkında toplanan deliller mahkemelerde kabul görmeyebilmekte, tanıklar tehdit edilebilmekte ve militanların cezalandırılmaları zor olmaktadır.  

Şahinler  ise, şiddet olaylarının yine baskı ve şiddet içeren tedbirlerle durdurulabileceğini,  saldırıları durdurmanın en hızlı ve etkin yöntemin bireysel hakların  ve özgürlüklerin kısıtlanması gerektiğini, militan sayısının azaltılmasının saldırıların da azalmasını sağlayacağını ileri sürmektedirler. Ancak, IRA, ETA gibi örgütler ile, Arjantin ve El Salvador’daki olaylar incelendiğinde yerel milliyetçi güçler üzerinde kurulan baskının silahlı grupların daha çok güçlenmesine yol açtığı tespit edilmiştir. Aynı şekilde İsrail hükümetinin Hamas terörüne karşı şiddet uygulamaları da tam olarak sonuç vermemiş, önceleri eylemlerine ara veren örgüt, bir süre sonra daha şiddetli bir şekilde eylemlerine tekrar başlamıştır. Diğer yandan, PKK ve El-Kaide gibi örgütlere karşı uygulanan şiddet stratejisi bu örgütlerin etkinliklerini önemli derecece azaltmıştır.

Baskı ve şiddet politikalarında değişik uygulamalar görülmektedir. Militanlara karşı şiddet uygularken operasyon alanındaki halkın zarar görmemesini esas alan “ölçülü şiddet stratejisi”, “pire için yorgan yakmak” veya “kurunun yanında yaşların da yanması” olarak nitelendirilebilecek, militanlarla mücadele esnasında bölgedeki tüm canlı varlıkların zarar görmesine sebep olan “sınırsız şiddet stratejisi”, teröristlerin eylemlerine şiddetle karşılık verilirken, eylem alanı dışında olsa da, teröristleri   desteklediği veya her hangi bir bağı olduğu ileri sürülen sivil halkın dahi cezalandırılması ve bu yolla silahşı grupların yıldırılmasına yönelik “misliyle mukabele stratejisi” gibi uygulamalar görülmektedir. 

Ölçülü Şiddet stratejisi; güvenlik kuvvetlerinin silahlı gruplarla askeri ve yarı-askeri taktiklerle mücadelesi sürerken, harekatın “ağırlık merkezi” olarak kabul edilen sivil halkın desteğinin kazanılması için gerekli tedbirlerin alınmasıdır. Bu stratejinin uygulanmasında silahlı örgütlerle mücadele kıyasıya sürdürülür ve militan sayısının azaltılması hedeflenir. Diğer yandan ise, silahlı grupların yer altı teşkilatı ile mücadele edilir ve lojistik desteğini sağlayacağı sivil halktan enterne edilir. Şüphesiz, sivil halkın enterne edilmesi ölçülü bir şiddeti de beraberinde getirir. Ancak, ana düşünce hiç bir zaman halka zarar verilmemesidir.

Sınırsız şiddet stratejisi; militanlarla bir kez karşılaşıldığında muharebe alanındaki tali faktörlerin zarar görmemesi şeklinde bir düşünceye sahip olmadan tüm muharebe gücünün kullanılmasıdır. Başka bir deyişle, alandaki “yaşlar, kurunun yanında yanar”. Bu stratejinin uygulanmasında militanlara destek veren veya bundan şüphe edilen veya güvenlik kuvvetlerine destek vermeyen herkes terörist kabul edilir ve bu düşünce ile muamele görür. Bazı uygulamalarda toplu cezalandırmalar görülmüştür. Sınırsız şiddet uygulamaları, ölçülü şiddet stratejisinin uygulanması esnasında, bazı duygusal sebeplerle lokal olarak veya geçici olarak bireysel kararlarla, genel politikanın bir parçası olmadan uygulanabilir.

Misliyle Mukabele stratejisi, silahlı örgütlerin eylemlerine daha şiddetli bir misilleme ile karşılık verilmesidir. Misilleme esnasında hedef gözetilmez, verilen kayıpla misilleme sonrasında ortaya çıkan zayiat ve hasar birbiriyle mukayese edilemeyecek kadar dengesizdir. Eylem hedefi askeri hedefler olsa da, misilleme hedefi siviller olabilir. Bu strateji İsrail tarafından Filistin eylemlerine karşılık olarak kullanılmakta olup, Hamas terör örgütü eylemlerinden dolayı kendi halkına zarar geldiği gerekçesiyle bir süre eylemlerini durdurmuştur. 2001/2002 yıllarında Filistinli intihar komandolarının eylemlerinin ertesinde, eylemcilerin ailelerinin evleri İsrail ordusu tarafından imha edilmiştir. 

Bir ülkenin bu modellerden hangisine karar vereceğine etki eden en önemli faktör, silahlı örgütün eylem alanının özellikleri ile ana üssünün yeridir.  Örgütler, her geçen gün daha çok küçülen dünyamızda globalleşmenin nimetlerinden etkin şekilde faydalanmaya başlamışlardır. El-Kaide gibi ana üssü Afganistan, eylem alanı Amerika başta olmak üzere tüm dünya olan bir terör örgütü ile mücadele yönteminin “güvercin taktiği” olamayacağı ortadadır. Benzer bir şekilde PKK terör örgütü de yıllarca ana üs olarak Yunanistan, Suriye, İran ve Irak’ı, eylem alanı olarak ise başta Türkiye’yi ve bir çok Avrupa ülkesini kullanmıştır. Bu durumda, eylemlere maruz kalan bir ülke hangi sosyal faktörleri iyileştirecektir? Eylem alanındaki sosyal şartların iyileştirilmesi, silahlı örgütlerle mücadelede ne kadar bir başarı getirecektir?  Ortaya konulan bu iki mücadele yönteminin geçerliliğini veya yeterliliğini koruduğu şüphelidir. Bu nedenle, son zamanlarda, özellikle 11 Eylül Saldırılarından sonra konvansiyonel kuvvetlerin kullanılarak terör örgütlerinin ana üssünün imhası,  hareket alanının daraltılması ve militan sayısının azaltılması; finans kaynaklarının ve terör vasıtalarının global olarak kontrol altına alınması; uluslararası işbirliği ve BM, NATO gibi çok uluslu örgütlerin  kullanılması gibi tedbirlerin alınmasını gerektiren çok yönlü yöntemler kabul edilmiştir.

Reklamlar
Bu yazı Terörizm ve Terörle Mücadele içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s