Filistin’de İntihar Saldırıları

Filistinli örgütler, İsrail’in Filistin’deki işgaline karşılık 1967 savaşından sonra FKÖ çatısı altınca örgütlü ve şiddetli bir direniş başlattılar. Ancak, İsrail’in modern ve eğitimli silahlı güçleri ile İsraillilerin kendi varlıklarını sürdürme iradesine karşı gerilla taktiklerini kullanmayı tercih ettiler. Uçak kaçırma, sivillere yönelik misilleme maksatlı toplu kıyımlar, bombalama eylemleri, suikast tipi eylemlerle uzun süre terörist gruplar olarak kabul edildiler. İsrail’in sınır tanımaz misilleme ve sıcak takip yöntemleri nedeniyle de gittikçe işgal altındaki topraklardan uzaklaştılar.

1987 yılında başlayan Birinci İntifada’da Filistinliler bilinen tüm sivil itaatsizlik yöntemleriyle İsrail işgaline karşı topyekûn ayaklanmayı sürdürdüler. Ancak, Filistinliler İntifada’nın başlamasından iki yıl sonra dahi sivil itaatsizlik eylemleriyle İsrail üzerinde her hangi bir etki yaratamadıklarını gördüler ve silahlı eylemlere başladılar. Bunların büyük çoğunluğu İsrail askerlerini kaçırmak ve işkenceyle öldürmek gibi riski az eylemlerden, bıçaklı militanların İsraillilerin arasında dalarak yakalanana veya öldürülene kadar önüne geleni bıçaklamasına kadar uzanıyordu. Şiddet eylemlerinde, Hamas ve İslâmî Cihat örgütleri FKÖ militanlarının Filistin’de olmamasından dolayı ön plâna çıktı.

Bir süre sonra İsrail hükümeti, İslamcı örgütlerin saldırılarının gittikçe şiddetlenmesi üzerine, Hamas ve Filistin İslâmî Cihat örgütlerinin lider kadrosunu sürgüne göndermeye karar verdi. Batı dünyasının yoğun itirazlarına rağmen, çoğunluğu Hamas’a mensup 415 Filistinli Güney Lübnan’da iklimi ve arazi şekli nedeniyle insan yaşamadığından “sahipsiz bölge” olarak bilinen bölgede çadırlarda yaşamaya mahkum edildi. Dünya kamuoyunun da ilgi odağı olan bu sürgün hayatı, Sünni Hamas ve İslâmî Cihat önderlerinin Şii Hizbullah örgütü ile yakınlaşmasına sebep oldu.

Sahipsiz bölgede bir araya gelme fırsatını bulan ve ortak özelliği İsrail’e karşı savaşmak olan bu örgütler arasında ideolojik ve askerî anlamda pek çok konuda bilgi ve tecrübe aktarımı gerçekleşti. İntihar saldırılarının taktik ve tekniği ile faydaları da bu dönemde Hamas ve Filistin İslâmî Cihat örgütünce benimsendi.


Birinci Dönem İntihar Saldırıları (1993-1997)

İsrail’in işgâl yönetiminin ağır baskısı altında yaşayan Filistinliler, Aralık 1987’de kitle olarak İsrail işgaline karşı Birinci İntifada olarak tarihe geçen bir ayaklanma başlattı İntifada’nın ilk birkaç yılındaki eylemler, sınırlı şiddet içeren aktif ve pasif sivil itaatsizlik eylemleri şeklindeydi. İsrail ise, intifadayı bastırmak için, 1987’den 1991’e kadar 200’ü 16 yaşının altında olmak üzere, 1000’den fazla Filistinli’nin ölümüne sebep olan şiddet seviyesi yüksek tedbirlerle karşılık verdi.

1991’deki Körfez Savaşı’ndan sonra ABD Başkanı Bush yönetiminin katkıları ve baskılarıyla sağlanan çeşitli gelişmeler sonucunda, İsrail-Filistin Barış süreci 1993 yılında resmen başladı. Kısa bir süre sonra da, 13 Eylül 1993’te Washington’da Osl0-1 olarak da bilinen İsrail-FKÖ “Prensipler Deklarasyonu” imzalandı. Barış sürecinin Filistin tarafındaki mimarı Arafat ve FKÖ’nün aksine, Hamas ve İslâmî Cihat örgütleri barış sürecine onay vermediler. Özellikle Hamas, İsrail’in işgâl ettiği topraklardan çekilmesi sağlanana kadar cihat yoluyla savaşa devam etmeyi ve Filistin topraklarını düşmana satmak olarak değerlendirilen barış sürecini baltalamayı temel politika olarak benimsedi. Bu politikanın uygulanması için her iki örgüt, siviller ağırlıklı olmak üzere, İsrail hedeflerine yönelik eylemlerin sayısını ve şiddetini artırmaya başladılar.

İlk intihar saldırısı da 12 Eylül 1993’te gerçekleşti. İslâmî Cihat militanının kullandığı bomba yüklü bir otomobil Gazze’de İsrail askerlerini taşıyan bir otobüse çarptı, ancak bomba patlamadığından eylem başarıya ulaşamadı. Bu saldırıya rağmen barış sürecinin Filistinlilerce desteklenmesi ve 50 yıldan beri süren sorunun artık çözülme noktasına geldiğine dair mevcut yaygın inanç nedeniyle şiddet olaylarında intifada dönemine oranla bir azalma meydana geldi.

Barışla ilgili umutlar yükselmeye devam ederken, 25 Şubat 1994’te El Halil şehrindeki Halil İbrahim Camiinde sabah namazını kılan Filistinlilere bir Yahudi yerleşimcinin otomatik silahıyla ateş açarak 29 kişiyi öldürmesi, 125 kişiyi yaralaması üzerine Hamas ve İslâmî Cihat örgütleri eylemlere tekrar başlamaya karar verdi.

Bu olaydan kısa bir süre sonra, 6 ve 13 Nisan 1994 tarihlerinde Hamas’ın iki saldırısı gerçekleşti. İlk saldırı sabotaj şeklinde ve Afula’da bir otobüste 175 kg patlayıcı kullanılarak gerçekleştirildi, patlamada 8 kişi öldü, 51 kişi yaralandı. İkinci saldırı ise Hadera’da bir otobüste, eylemcinin üzerindeki patlayıcıları infilak ettirmesiyle icra edilen bir intihar saldırısıydı, olayda 5 kişi öldü, 30 kişi yaralandı.

Bu saldırılara rağmen barış sürecindeki gelişmeler devam etti ve 4 Mayıs 1994’te Kahire’de Gazze Şeridi ve Eriha anlaşması, 29 Ağustos 1994’te eğitim, sosyal, sağlık, turizm ve vergilendirme konularındaki yetki ve sorumlulukların devrine dair başka bir anlaşma daha imzalandı. Bu gelişmelere rağmen, Hamas örgütü İsrail’le herhangi bir uzlaşmaya karşı olduğunu ve eylemlere devam edeceğini açıkladı. Kısa bir süre sonra da, bir Hamas militanı Tel Aviv şehrinde bir otobüste üzerindeki bombayı patlatarak 21 kişinin ölümüne ve 46 kişinin yaralanmasına sebep oldu. İslâmî Cihat örgütü de, İsrail’in liderlerinden birini öldürmesine misilleme olarak intihar eylemlerine başladı. Gazze’deki bir İsrail kontrol noktasına bisikletle gelen bir militan üzerindeki bombaları patlattı ve 3 askerin ölümüne, 6 askerin de yaralanmasına sebep oldu. Aralık ayında ise, bir Hamas militanının Kudüs’teki bir otobüs durağına düzenlediği saldırıda 13 kişi yaralandı.

1995 yılının intihar eylemleri, ocak ayında İslâmî Cihat örgütünün Kudüs’teki bir otobüs durağına düzenlediği saldırı ile başladı. Çok sayıda askerin otobüs beklediği durağa gelen bir militan üzerindeki bombaları patlattı. Yaralılara yardıma gelen diğerleri de kalabalığın arasına karışan ikinci bir militanın intihar saldırısına uğradı ve olayda biri sivil olmak üzere toplam 21 kişi hayatını kaybetti.

İslâmî Cihat örgütü, nisan ayında, intihar saldırılarında yaya eylemcilerin yanı sıra bombalı araçları kullanmaya başladı. Aynı gün iki ayrı yerde düzenlenen saldırılarda hedeflerden biri sivil yolcu otobüsü, diğer ise bir askerî konvoydu. Her ikisinde de hedefe iyice yaklaşan eylemciler, araçtaki patlayıcıları infilak ettirerek bir günde toplam 8 kişinin ölümüne, 30’dan fazla kişinin yaralanmasına sebep oldular. Hamas ise temmuz ve ağustos aylarında yolcu otobüslerinin içinde birer intihar saldırısı düzenleyerek 10 kişinin ölümüne ve 130’dan fazla kişinin yaralanmasına sebep oldu.

Barış görüşmeleri ise bombalı intihar saldırılarına ve diğer eylemlere rağmen devam ediyordu ve 28 Eylül 1995 tarihinde Washington’da Oslo-2 Anlaşması adıyla daha kapsamlı bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşma, 4 Mayıs 1999’da Gazze ve B. Şeria’nın büyük bir bölümünde Filistin Özerk Yönetiminin kurulmasını öngörüyordu.

Bu arada, barış sürecinin mimarlarından İsrail Başbakanı İzak Rabin, Oslo-2 anlaşmasının imza töreninden 1.5 ay sonraki barış mitinginde radikal bir Yahudi tarafından düzenlenen suikast sonucu hayatını kaybetti. Olaydan sonra, İsrail başbakanlığı için Şimon Perez’e karşılık “güvenli barış” sloganıyla Netanyahu’nun yarıştığı seçim süreci başladı.

Seçim kampanyası devam ederken ocak ayı içerisinde, İsrail birlikleri Oslo-2 anlaşması gereği, Filistinlilerin Batı Şeria’da yoğun bir şekilde yaşadığı 6 şehirden (Ramallah, Nablus, Cenin, Beytüllahim, Tulkarim, Eriha) çekilerek buralarda yönetim ve güvenlik sorumluluğunu Filistinlilere devretti. Ancak, tüm bu gelişmelere rağmen İsrailliler arasındaki barış karşıtlarının sayısının artmasını sağlayan yeni intihar saldırıları düzenlendi.

Dönemin en yoğun saldırılarının meydana geldiği 1996 yılının şubat ve mart aylarında hedefler sivillerin yoğun olarak bulunduğu yerlerden seçilmişti. Şubat ayında, Kudüs’teki otobüs terminaline düzenlenen intihar saldırısında 26 kişi öldü, 80’den fazla kişi yaralandı. Mart ayında, Kudüs’te bir yolcu otobüsündeki intihar saldırısında 19 kişi öldü, 6 kişi yaralandı. Tel Aviv’deki bir alışveriş merkezine yapılan saldırıda ise 20 kişi öldü, 75 kişi yaralandı. Bu güvensizlik ortamında gittikçe güç kazanan Netanyahu da seçimler sonucunda İsrail’in Başbakanı oldu.

Ocak-1997’de El Halil şehrindeki özel düzenlemeye dair protokolün imzalanması ve şehrin H1 olarak tanımlanan bölgesinin tamamen, H2 olarak tanımlanan ve sadece 400 Yahudi’nin yaşadığı diğer bölgenin ise güvenlik sorumluluğu hariç Filistin otoritesine devredilmesi yeni bir gelişme olarak görüldü.

Barış sürecindeki her türlü gelişme sonrasında görülen bombalı intihar saldırıları Mart ayında Tel Aviv’deki bir kafeteryada, haziran ve eylül aylarında iki ayrı alışveriş merkezinde toplam 25’ten fazla kişinin ölümüne, 400’den fazla kişi yaralanmasına sebep oldu.

Bu arada beklenmeyen bir gelişme ile İsrail’de hapiste olan Hamas’ın ruhani lideri Şeyh Ahmed Yasin, Ürdün’de yakalanan İsrail ajanları ile değişim çerçevesinde serbest bırakıldı. Gazze’ye dönüşünde ulusal kahraman olarak karşılanan Yasin’e halkın sevgisi, Arafat’ın Gazze’ye gelişinde gösterilen sevgiden çok daha fazla idi. Bu olaydan sonra bombalı intihar saldırıları her iki toplumun gündemindeki önceliğini kaybederek yılda bir-iki olaya kadar düştü.

Birinci dönemdeki (1993-1997) siyasî gelişmeler, düzenlenen eylemler ve kamuoyu araştırmaları ışığında; Filistin halkının barış sürecine olan desteğinin kırılgan olduğu; İsrail’den intikam almanın Filistinliler için daha öncelikli olduğu; İsrail hedeflerine yönelik şiddetin sahibinin, Filistin halkının desteğini kazanma potansiyeline sahip olduğu görülmektedir. Müteakip dönemde bu özellikleri dikkate alacak şekilde politika izleyecek bir örgütün konumunu güçlendirmesi de kaçınılmaz olacaktı.

Kamuoyu araştırmalarında, Filistin halkının desteğinin milliyetçi ve islâmcı akımlar arasında gidip geldiği görülüyorduç Halkın hangi tarafı destekleyeceğini normal olarak siyasî gelişmeler belirlese de, İsrail’e karşı düzenlenen kanlı eylemler, halkın barış sürecini bir tarafa bırakıp İsrail’den geçmişin intikamını alan gruba desteklerini artırmalarına sebep oluyordu. Diğer bir ifade ile, Filistin halkının duygularına hitap eden, halkın desteğini kolayca kazanabiliyordu.

Esasen Filistinliler, kendi kontrolleri altındaki bölgelerde demokratik kuralların hakim olması, kadın-erkek eşitliği, temsil hakkı gibi temel konularda batı standartlarında bir anlayışa sahiplerdi. Ancak iş İsrail’den intikam almaya gelince, tüm bu duygu ve düşüncelerin yerini intikam duygusu alıyordu. Kutsal topraklara adım attığından beri Araplarla sürekli çatışma halinde olan, 1948’den sonra şiddeti bir devlet politikası haline getiren ve 1987 intifadasında da sertlik politikasını “misliyle mukabele” şeklinde uygulayan İsrail, rüzgâr ekmişti ve şimdi fırtına biçiyordu.

Barış süreci ile ilgili görüşmeler devam ederken, Filistinlilerin süreçten beklentilerinin karşılığını alamamalarından kaynaklanan hayal kırıklığından faydalanan Hamas ve İslâmî Cihat’ın süreci baltalama girişimleri devam ediyordu ve bir süredir gündeme gelmeyen bombalı intihar saldırıları, çok seyrek de olsa, tekrar görülmeye başlandı.

Temmuz 1998’de Filistin Otoritesi yetkililerinin verdiği bir ihbara dayanarak yapılan operasyonda, Kudüs’ün en işlek caddesinde 600 litre yakıt ve onlarca kilo çivi ile takviye edilmiş patlayıcılarla yüklü Hamas’a ait bir minibüs patlamadan kısa bir süre önce sürücüsüyle birlikte ele geçirildi. Ekim ayında, Gazze’de İsrailli okul çocuklarını taşıyan bir otobüse bomba yüklü bir araçla yapılan saldırı muhafız araçlardan birinin engellemesiyle bir askerin ölümü, sekiz kişinin yaralanması ile ucuz atlatıldı. Kasım ayında ise, Filistin İslâmî Cihat tarafından Kudüs’teki bir alış veriş merkezine düzenlenen intihar saldırısında 20 kişi yaralandı.

El Aksa intifadası ve ikinci dönem intihar saldırıları (2000-2005)

Barış sürecini canlandırmaya yönelik tüm girişimlere rağmen, 28 Eylül 2000 tarihinde meydana gelen bir olay, barış sürecinin çökmesine ve Filistinlilerle İsrail arasında eskilerine oranla daha şiddetli çatışmaların başlamasına sebep oldu. Muhalefetteki Likud Partisinin lideri, eski savunma bakanı ve Lübnan’da 1982 yılında meydana gelen Sabra ve Şatilla mülteci kamplarındaki katliamın askerî sorumlusu olan Ariel Şaron, tamamı robokop kıyafetli 1000 İsrail askerinin koruması altında, Kudüs’teki Harem-i Şerif kompleksine bir ziyarette bulundu. Sonuçları Eylül-2001’de açıklanan bir kamuoyu yoklamasında Filistinlilerin %47’si bu ziyareti El Aksa intifadasının birinci sebebi olarak göstermiştir. Şaron, ziyaretinin sebebini “bir Yahudi ve İsrailli olarak Museviliğin kutsal mekânlarını ziyaret etme hakkını kullanmak” olarak açıklarken, bir çok kişi tarafından bu davranış, Camp David görüşmelerinde Filistinlilere verileceği duyulan haklar nedeniyle görüşmeleri baltalama plânının bir parçası ve yaklaşan seçimler için İsrailli barış karşıtlarına yatırım olarak yorumlandı. 

Bu ziyaret, Şaron’dan nefret eden Filistinlilerin protestolarını da beraberinde getirdi. Şaron ve beraberindekiler bölgeyi terk etme aşamasındayken 200-300 kişilik bir grup tarafından taşlanmaya başlandı. Sayıları gittikçe artan protestocular, ağlama duvarında ibadet eden Yahudilere yönelik taşlı saldırılara da başlayarak şiddetin seviyesini artırdılar ve ateşli silahlar kullanarak bir İsrail polisini öldürdüler. Göstericilere her zamanki gibi daha yoğun bir ateşle müdahale eden İsrail askerleri ise 4 Filistinliyi öldürdü.

Filistinlilerin protestoları ertesi gün B. Şeria’daki diğer bölgelere, bir sonraki gün İsrail içindeki Arap bölgelerine yayıldı. Filistinli ve İsrailli sivil göstericilere her iki tarafın güvenlik güçlerinin de katılması ve eskisinden farklı olarak ateşli silahların daha yoğun kullanılması tansiyonu iyice yükseltti. İsrail ordusu, çatışmalara müdahalede kullandığı şiddetin seviyesini taarruz helikopterlerini ve tankları kullanmak suretiyle daha da artırdı.

Çatışmaların üçüncü gününde, iki ateş arasında kalan Filistinli silahsız bir baba ve oğlunun kendilerini ateşten korumaya çalışırken İsrail askerlerinin doğrudan ateşine maruz kalmaları ve 12 yaşındaki oğlunun babasının tüm çabasına rağmen TV kameralarının önünde öldürülmesi, Filistin toplumunu çileden çıkardı ve yıllarca sürecek olan ikinci intifadanın, diğer ismiyle El-Aksa intifadasının başlangıcı oldu.

Bu olaydan iki hafta sonra, Filistin kontrolündeki Ramallah kentinde, iki İsrail askerinin tutuklanarak götürüldükleri Filistin polis karakolunda bıçaklanarak öldürülmesi ve cesetlerin ikinci kattaki pencereden atıldıktan sonra Filistinlilerce tekmelenerek parçalanması, bu olayların da İsrail TV’lerin de canlı olarak yayımlanması karşılıklı şiddet dalgasının daha da büyümesine neden oldu.

İsrail Ordusunun gösterilere müdahalesi, alışılageldiği üzere, “taş atanlara ateşli silahlarla karşılık vermek” idi. Ancak, bu defa Filistinliler otomatik piyade tüfeklerini, roketatarları ve havanları kullanmaya başlamışlardı. İsrail de kendisinden beklendiği gibi Filistinlilere kara, hava ve deniz platformlarından açtığı ateşlerle karşılık verdi. İsrail saldırılardan Filistinli siviller de aşırı derecede zarar gördü ve askerlere tehdit oluşturmamasına rağmen açılan ateşlerle yüzlerce masum insan öldü ve yüzlerce ev oturulamaz hale geldi.

İntifadanın daha ilk ayında, Filistin Kızılay’ının belirlemelerine göre, 1938 kişi gerçek mermilerle, 3810 kişi ise kauçuk kaplı çelik mermilerle yaralandı. ABD’li üç doktordan oluşan İnsan Hakları Savunucusu Doktorlar Ekibinin yerinde yaptığı incelemede, bu yaralanmaların yarısından fazlasının baş bölgesinden, diğerlerinin büyük çoğunluğunun ise arka bölgeden olduğu tespit edilmiştir. El-Aksa intifadasında 3500’ün üzerinde Filistinli öldü. Bunların 663’ü 17 ve daha küçük yaşlardaydı.

Silahlı çatışmaların dışında İsrail ordusunun El Aksa intifadası sırasında sebep olduğu insan hakları ihlalleri savaş dönemlerini aratmayacak düzeyde gerçekleşti. Ev yıkımları, yargısız infazlar, toplu öldürmeler, işkence, dayanaksız tutuklamalar, kötü hapishane koşulları, istimlâkler, seyahat özgürlüğünün kısıtlanması, özel mülkiyetin tahribi gibi daha önceki dönemde de karşılaşılan ihlaller bu dönemde daha da ciddi boyutlara ulaştı. İsrail kontrol noktalarındaki geçişlerden kaynaklanan gecikmeler sonucu onlarca hasta, tedavisinin zamanında yapılamaması nedeniyle öldü.

İntifadanın birinci ayına denk gelen ekim ayı sonunda ilk bombalı intihar saldırısı dalgası başladı ve 2000 yılı sonuna kadar Hamas ve Filistin İslâmî Cihat örgütlerinin militanları tarafından askerî hedeflere yönelik toplam dört saldırı meydana geldi. Karşılıklı şiddet nedeniyle yıl sonuna kadar İsrailli 21 asker ve 22 sivil ölürken, 300’den fazla kişi yaralandı. Buna karşılık İsrail askerleri ve yerleşimciler tarafından 300’den fazla Filistinli öldürülürken, 12.000’den fazla kişi yaralandı.

Aralık ayında, çatışmaların durdurulması için ABD’nin girişimleriyle başlayan görüşmeler devam ederken Ehud Barak’ın başbakanlıktan istifa etmesi ile İsrail 2001-şubat ayına kadar sürecek bir seçim dönemine girdi. Barak ve Ariel Şaron’un yarıştığı ve şiddet olayları açısından sakin geçen ve hiçbir bombalı intihar saldırısının meydana gelmediği seçim döneminin sonunda her iki tarafın barış karşıtlarının “umudu” olan Ariel Şaron, İsrail’in yeni Başbakanı oldu.

Seçimleri takip eden dönemde çoğunluğu “yeşil hat içerisinde” olmak üzere yeni bir bombalı intihar saldırısı dalgası başladı. 4 Mart 2001 Pazar sabahı, Şabat ertesinde caddelerin en kalabalık olduğu bir saatte, bir Hamas militanı sırt çantasında taşıdığı bombayı Netanya’nın otobüs terminali yakınında kırmızı ışıkta duran bir otobüsün hemen yanında patlattı ve 3 kişinin ölümüne, 60’dan fazla kişinin ölümüne sebep oldu. Bu olaydan sonra Hamas ve Filistin İslâmî Cihat örgütlerince çoğunluğu sivillere yönelik her ay 2-3 saldırı meydana geldi.

Bazı saldırılar, şiddeti ve hedefi nedeniyle sadece İsrail kamuoyunu değil, dünya insanlarını da derinden sarstı. Örnek olarak;

1 Haziran 2001’de, Tel Aviv’de gençlerin devam ettiği Dolfin disko önünde bekleyenlerin arasına giren 22 yaşındaki bir Hamas militanı, vücuduna sardığı çivi ve çelik bilyelerle takviyeli bombayı patlattı. Patlamada çoğunluğu gençlerden oluşan 21 kişi öldü ve 120’den fazla kişi öldü.

9 Ağustos 2001’de, öğlen saatlerinde Kudüs’ün merkezinde en kalabalık iki caddenin köşesindeki Sbaro Pizzacısına giren turist görünümümde, 20 yaşındaki bir Hamas militanı, gitarının içine gizlediği metal parçalarla takviyeli bombayı patlattı. Patlamada, 15 kişi öldü ve 130’dan fazla kişi yaralandı.

1 Aralık 2001 Cumartesi günü gece yarısı, Kudüs’ün en işlek caddesi üzerinde, 20 ve 25 yaşlarındaki iki Hamas eylemcisi eş zamanlı olarak bombalı intihar saldırısı düzenledi. Saldırıda 11 kişi ölürken, 180 kişi yaralandı.

27 Ocak 2002’de, modern giyimli 27 yaşında Filistinli bir kadın eylemci, Kudüs’ün başka bir işlek caddesindeki alış veriş merkezlerinin önünde, çanta içinde taşıdığı bombayı patlattı. Yeşil hat içinde ilk defa bir kadın eylemci tarafından icra edilen ve bir kişinin öldüğü, 150’den fazla kişinin yaralandığı eylemi bir kaç gün sonra El Aksa Şehitleri Tugayı üstlendi.

Bombalı intihar saldırılarındaki Hamas ve Filistin İslâmî Cihat örgütlerinin tekeli, 2002 yılı başından itibaren El Aksa Şehitleri Tugayının sahneye çıkmasıyla kırıldı. Karşılıklı şiddet seviyesi; İsrail’in Filistin’e içinde Katyuşa roketleri dahi bulunan silâh yükü getiren bir gemiyi ele geçirmesi, Filistinli örgütlerin eylemlerine misilleme olarak Filistinli örgüt liderlerine yönelik suikastları, B. Şeria’daki Filistin Yönetimine ait resmî binaları ve mülteci kamplarını bombalaması, Gazze Şeridinde ve Batı Şeria’da zırhlı birliklerle operasyon düzenleyerek Arafat’ı karargâhında ev hapsine alması, buna karşılık daha çok intihar saldırısı ve misillemeler ile gittikçe arttı.

Şubat-2002 sonuna kadar ayda ortalama üç adet saldırı meydana gelirken, Beyrut’ta toplanan Arap Birliğinin Suudi Arabistan Kralının öncülüğünde Filistin-İsrail Barış Plânı teklifini açıkladığı Mart-2002’de bir ayda 135 kişinin ölümü ile sonuçlanan toplam 18 bombalı intihar saldırısı gerçekleşti.

2 Mart 2002 cumartesi akşamı, Şabat sonrası kutlama için Kudüs’teki bir sinagog önünde toplanan çoğu kadın ve çocuklardan oluşan kalabalığın yanında, Yahudi din adamı kılığında El Aksa Şehitleri Tugayına mensup 18 yaşındaki bir militan üzerindeki bombayı patlattı. Patlamada, 10 kişi ölürken, 50’den fazla kişi yaralandı.

11 Mart 2002’de, Kudüs’te Başbakan’ın evinin 100 metre yakınındaki bir kafeteryaya giren 22 yaşındaki bir Hamas militanının düzenlediği bombalı intihar saldırısında 11 kişi öldü, 54 kişi yaralandı.

21 Mart 2002’de, Kudüs’ün başka bir işlek caddesindeki bir kafeteryada 22 yaşındaki bir El Aksa Şehitleri Tugayı militanı üzerindeki bombayı patlattı ve 3 kişinin ölümüne, 86 kişinin yaralanmasına sebep oldu.

27 Mart 2002’de, Netanya’daki Park otelin lobisine giren kadın kılığındaki bir Hamas militanı üzerine sardığı metal parçalarla takviyeli 10 kg.lık bombayı patlattı. Patlama anında, Yahudilerin kutsal günlerinden olan “Hamursuz bayramı” sonrasında kutlama maksadıyla toplanan 250 kişilik bir topluluktan 30 kişi öldü ve 140 kişi yaralandı.

Park otelde düzenlenen bu saldırı İsrail hükümetinin, belki de uzun süreden beri planladığı, bir askerî harekâtı ile sonuçlandı. Netanya saldırısından 24 saat bile geçmeden, İsrail hükümeti 20.000 yedek askeri göreve çağırdı. Artık kaçınılmaz olduğu bilinen harekâtın hazırlıkları devam ederken dahi, Kudüs, Tel Aviv, Hayfa gibi şehirlerde, 20 kişinin ölümü ve 100’den fazla kişinin yaralandığı 7 bombalı intihar saldırısı düzenlendi.

İsrail, 3 Nisan’dan itibaren “Operation Defensive Wall-Koruyucu Duvar Operasyonu” adını verdiği harekâtı başlattı. Operasyonun ilân edilen maksatları; teröristlerin yuvası haline gelen şehirleri ve köyleri ele geçirmek; teröristleri ve onları destekleyenleri yakalamak ve tutuklamak; İsrail vatandaşlarına karşı kullanılma ihtimali olan silahlara el koymak; teröristlere ait tesisleri, patlayıcı depo ve laboratuarlarını, silâh üretim yerlerini ve gizli üsleri ortaya çıkarmak ve imha etmek olarak açıklanmıştı. Hedefler ise; El Halil ve Jeriko şehirleri hariç tüm Filistin yerleşim bölgeleriydi. İşgale direnen Filistinliler ile İsrail birlikleri arasındaki en yoğun çatışmalar ise Beytüllahim, Cenin, Nablus ve Ramallah’ta meydana geldi. Bu arada, Filistinli örgütlerin de yeşil hat içerisindeki bombalı intihar saldırıları devam ediyordu.

12 Nisan 2002’de Kudüs’te bir otobüs durağında El Aksa Şehitleri Tugayına mensup 21 yaşında bir kadın militan çanta içinde taşıdığı bombayı patlattı. Saldırıda, 6 kişi ölürken, 106 kişi yaralandı.

7 Mayıs 2002 saat 2300 sıralarında, Tel Aviv’deki bir kulübe giren 28 yaşındaki bir Hamas militanı, çantasındaki bombayı patlattı. Saldırıda 16 kişi öldü ve 55 kişi yaralandı.

19 Mayıs 2002’de, Netanya’da bir Pazar yerinde, İsrail askerî kıyafeti giymiş 18 yaşında bir Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) militanının üzerindeki bombayı patlatmasıyla 3 kişi öldü, 59 kişi yaralandı.

Harekât, ocak ayından beri Ramallah şehrindeki karargâhında fiilen hapis hayatı yaşayan Arafat’ın İsrail hükümetince öldürüleceğine dair açıklamalar ve özellikle İngiliz basınında Cenin mülteci kampında binlerce kişinin öldürülerek gizlice toplu mezarlara gömüldüğüne dair haberler nedeniyle dünya kamuoyunun gündemine oturdu. Daha sonra BM gözetiminde yapılan incelemelerde toplu ölümlere dair haberlerin gerçekleri yansıtmadığı belirlendiyse de bu söylentiler, İsrail üzerinde bir baskı unsuru oluşturdu. Çatışmaların durdurulması için harcanan yoğun diplomatik çabalar ve baskılar sonucunda İsrail, işgali kademeli olarak sona erdirdi. Tüm harekât boyunca BM kaynaklarına göre çoğunluğu sivillerden oluşan 497 Filistinlinin öldüğü ve 1447 kişinin yaralandığı tahmin edilmektedir.

İsrail hükümeti, Nisan-2002’de çok tartışılacak bir karar alarak, intihar eylemcilerinin yeşil hat içine girişlerini engellemek için bir “güvenlik duvarı” inşa etmeye karar verdi ve inşaat haziran ayında başladı. Aynı zamanda, bombalı intihar saldırıları da başladı. Haziran ayındaki patlamalarda 34 kişi öldü, 200’e yakın kişi yaralandı ve İsrail ordusu bir kez daha B. Şeria’yı işgâl etti. Buna rağmen temmuz ayındaki 4 saldırıda 31 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı.

İsrail’in nisan ve haziran aylarındaki operasyonlarda bombalı intihar saldırılarına yönelik teşkilatlanmaları çökertmesi, bir çok bilgi ve belgeyi ele geçirmesi, iyi bir istihbarat ağı kurması ile bombalı intihar saldırılarının önceden belirlenmesi ve eylemcilerin yakalanmasında gelişme sağlandı. Bu nedenle eylem sayısında ağustos-2002’den itibaren bir azalma görüldü ise de patlamalarda meydana gelen ölümler ve yaralanmalar ciddiyetini korudu. Bundan sonraki süreçte, 2003-mayıs ayında meydana gelen 6 saldırı dışında aylık eylem yoğunluğu 3-4 arasında seyretti.

11 Haziran 2003’te, Kudüs’te bir otobüste Yahudi din öğrencisi kılığında 18 yaşındaki bir Hamas militanının düzenlediği saldırıda 17 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı.

ABD, AB, Rusya ve BM tarafından ortaklaşa hazırlanan ve kamuoyuna 17 Eylül 2002 tarihinde açıklanan yol haritasının birinci aşamasında, Filistin yönetiminin gerilla ve terörist saldırıları durdurması ve illegal silahları toplaması ön görülüyordu. Bu kapsamda, yeni Filistin başbakanı Mahmud Abbas’ın geçici bir ateşkesin ilân edilmesi ve İsrailli sivillere yönelik saldırıların durdurulması için taraflar nezdinde başlattığı çalışmalar haziran 2003’te sonuç verdi. El Fetih 6 ay, Filistin İslâmî Cihat ve Hamas 3’er ay İsrail’in Filistinlilere saldırmaması halinde eylem düzenlemeyeceklerini ilân ettiler. El Aksa Şehitleri Tugayı ise bu karara katılmadı.

29 Haziran 2003’ten itibaren başlayan bu durum, 12 Ağustos’ta 17 yaşındaki bir El Aksa Şehitleri Tugayı militanının düzenlediği bombalı intihar saldırısı ile tehlikeye girdi. İsrail’in Nablus yakınlarındaki bir mülteci kampına tanklar ve zırhlı araçlarla girerek 4 kişiyi öldürmesi ve Hamas liderlerinden birini El Halil’de camide çıkarken vurması üzerine 19 Ağustos 2003’de, ağlama duvarındaki ibadetlerinden dönen Yahudilerin bindiği bir otobüste İslâmî Cihat’a mensup 29 yaşında, evli ve iki çocuklu, Yahudi din öğrencisi kılığında bir militanın düzenlediği saldırı sonucu 23 kişi öldü ve 115 kişi yaralandı.

Bu saldırı üzerine, İsrail ordusu B. Şeria’ya girerek Nablus, Tulkarim ve Cenin şehirlerini kuşattı. Yüz günden fazla süren kuşatmalarda, 60’dan fazla iş yeri buldozerlerle yıkıldı. Operasyon sonucunda saldırıya adı karışan Hamas militanları yakalandı veya öldürüldü. Ancak, bombalı intihar saldırıları bundan sonra da devam etti. Yıl sonuna kadar olan saldırılarda ölü sayısı 41, yaralı sayısı ise en az 165’di.

8 Eylül 2003’te, Kudüs’teki bir kafeteryaya giren 22 yaşındaki Hamas militanının düzenlediği bombalı intihar saldırısında 7 kişi öldü, 70’den fazla kişi yaralandı.

4 Ekim 2003’de, Yahudilerin kutsal günlerinden biri olan Yom Kipur gecesi, Hayfa’da bir restorana giren İslâmî Cihat’a mensup 29 yaşındaki bir kadın militanın düzenlediği bombalı intihar saldırısı sonucu 21 kişi öldü, 60’dan fazla kişi yaralandı.

2004 yılında da bombalı intihar saldırıları devam etti. 14 Ocak 2004’te, Gazze Şeridinin İsrail’e açılan kapısı olan Erez Kontrol Noktasında, Hamas’a mensup, iki çocuklu bir kadın eylemcinin bombalı intihar saldırısında 4 kişi öldü, 10 kişi yaralandı. 29 Ocak’ta, İslâmî Cihat ‘a mensup 24 yaşında bir polis olan militanın Kudüs’te belediye otobüsü içinde düzenlediği saldırıda 11 kişi öldü, 50’den fazla kişi yaralandı.

Şubat 2004’te Ariel Şaron, Gazze’den çekilme plânını açıkladı. 22 Şubat 2004’te, Kudüs’te okul çocuklarını taşıyan bir otobüste El Aksa Şehitleri Tugayına mensup 23 yaşındaki bir militan, yolcuların sayısının artmasını bekledikten sonra üzerindeki bombayı patlattı. Patlamada 8 kişi öldü ve 11’i çocuk olmak üzere 60’dan fazla kişi yaralandı. İsrail, misilleme olarak Gazze Şeridinde düzenlediği operasyonlarda 70 Hamas militanını öldürdü.

22 Mart 2004’de de Hamas’ın ruhani lideri Şeyh Ahmed Yasin taarruz helikopteriyle yapılan roketli bir saldırıda öldürüldü. Çılgına dönen Hamas örgütü, saldırının intikamının çok şiddetli alınacağını açıkladı ve bir çoğu başarısız olan intihar saldırıları düzenledi. Şeyh Ahmed Yasin’in yerine geçen, Hamas’ın kurucularından Rantısi de 17 Nisan’da helikopterden atılan füzelerle öldürüldü.

Mayıs ve eylül aylarında Hamas’ın eylemleri ve İsrail’in misillemelerinden oluşan kısır döngü devam etti. Olaylarda 13 İsrailli asker ve çoğu sivil 150’ye yakın Filistinli öldü, yüzlerce ev İsrail buldozerleriyle yıkıldı.

31 Ağustos 2004’te, Berşeba’da iki ayrı otobüste iki Hamas militanının üzerilerindeki bombaları aynı anda patlatmaları sonucu 16 kişi öldü, 100’den fazla kişi yaralandı.

El Fetih’in, FKÖ’nün ve Filistin Otoritesinin lideri, tüm eleştirilerine rağmen Filistinlilerin vazgeçilmez lideri Y. Arafat, 11 Kasım 2004’de Paris’te vefat etti. Yerine İsrail’le sorunların görüşmelerle çözülmesini savunan Mahmud Abbas seçildi.

5 Aralık 2005’te Netanya’daki bir alış veriş merkezinin girişinde İslâmî Cihat’a mensup bir militan bomba yüklü çantasının aranmak istenmesi üzerine patlamayı gerçekleştirdi. Olayda, 5 kişi ölürken, 50’den fazla kişi yaralandı.

Şubat ayında, M.Abbas ve A.Şaron, Şarm el-Şeyh’de bir araya geldi ve çatışmaların sona erdiğini belirten bir açıklama yaptılar. Hamas ve Filistin İslâmî Cihat başlangıçta anlaşmayı tanımadıklarını ilân etse de, bir süre sonra M. Abbas’ın çabalarıyla ateşkese uyacaklarını açıkladılar. Ancak, ateş kes ilanına rağmen, bombalı intihar saldırıları aralıklarla devam etti. 2005 yılında meydana gelen toplam 7 saldırıda 28 kişi öldü, 315’den fazla kişi yaralandı.

12 Temmuz 2005’de, Yahudi Olimpiyatları olarak bilinen Makabi Oyunlarının yapıldığı dönemde Netanya’daki bir alış veriş merkezine giren 18 yaşındaki bir Filistin İslâmî Cihat militanı üzerindeki bombayı patlattı. Eylemcinin giriş kontrolünde tespit edilmesi üzerine korkunç bir zayiatın engellendiği olayda, 5 kişi öldü ve 90 kişi yaralandı.

5 Aralık 2005’de, yine Netanya’da başka bir alış veriş merkezi girişinde durdurulan İslâmî Cihat militanı çantasındaki bombayı patlattı ve 6 kişinin ölümüne, 55 kişinin yaralanmasına sebep oldu. Bu olay 2005 yılındaki son zayiatlı bombalı intihar saldırısı idi.

El Aksa intifadasının başlangıcından 31 Aralık 2005 tarihine kadar Filistinli örgütler tarafından İsrail hedeflerine toplam 25.770 eylem düzenlenmiş, bu eylemlerden sadece 147’sinde bombalı intihar saldırısı kullanılmıştır. Bombalı intihar saldırıları bu sayının sadece % 0.5’îni oluştururken, tüm eylemlerde hayatını kaybeden 1084 İsraillinin %50’ye yakınını oluşturan 525’i bombalı intihar saldırılarında öldürülmüştür. Aynı dönemde 450’den fazla intihar eylemi ise çeşitli aşamalarda eylemcilerin yakalanması veya teslim olması sonucu engellenmiştir. Bombalı intihar saldırıları 156 erkek, 8 bayan olmak üzere toplam 164 eylemci tarafından gerçekleştirilmiştir.

Saldırıların %68’i “yeşil hat” olarak bilinen bir sınırla ayrılan İsrail’in 1967 öncesi sınırları içerisindeki bölgelerde, %32’si ise işgâl altındaki topraklarda (%26 Gazze Şeridi, %21 Batı Şeria) meydana gelmiştir. İsrail bölgesinde Filistinli örgütlerin en çok rağbet ettikleri şehirler Kudüs, Tel Aviv ve Netanya olmuş, sadece Kudüs’te toplam 30 intihar saldırısı gerçekleştirilmiştir. Bu da gösteriyor ki, İsrail’in her türlü sınır koruma faaliyeti, yol kapamaları ve kontrolleri kendi vatandaşlarını korumaya yeterli olmamış, “güvenlik” adına alınan ve Filistinliler üzerinde baskı yaratan tüm tedbirler esasen kendi vatandaşlarını tehlikeye atmıştır.

Filistinlilerle Yahudilerin birbirlerine yakın yaşadıkları yerlerde intihar saldırılarının yoğunluk göstermesi, bir süre sonra İsrail’in ”güvenlik duvarı” ismini verdiği ve Yahudi Soykırımı sırasında acımasızca kendilerine uygulanan tecrit politikasının bir örneğini Filistinlilere karşı yürürlüğe koymalarına neden olmuştur.

Başlangıçta sadece Hamas ve İslâmî Cihat örgütlerinin tekelinde olan bombalı intihar saldırılarında kasım/aralık 2001 döneminde önemli bir artış görüldü. 2002 yılının Ocak ayından itibaren El Aksa Şehitleri Tugayı, Şubat ayından itibaren FHKC sivillere yönelik eylemlere hız verdi. Mart-2002 ayında meydana gelen 18 intihar saldırısı tarihin en yüksek sayısını oluşturdu.

2000 yılının son çeyreğinde başlayan bombalı intihar saldırılarının yıllara göre dağılımı aşağıdaki tablodaki gibi olup, eylemlerin en yoğun olduğu dönem, İsrail ordusunun “Koruyucu Duvar Harekâtının” hemen öncesine denk gelen 2002 yılının ilk dört ayıdır.

Yıllar             2000 2001 2002 2003   2004 2005

Olay sayısı       4      35     60     26       15      7

Oran %           2.7    24     41    17.5    10     4.8

1993-1997 dönemindeki intihar saldırıları Hamas ve İslâmî Cihat örgütleri tarafından icra edilirken, El-Aksa intifadasındaki Filistin intihar saldırıları, toplam dört örgüt tarafından icra edilmiştir. Bu örgütler; Hamas’ın “İzzettin Kasım Tugayları” ve üniversite öğrencileri arasındaki örgütlenmesi olan “İslâmî Blok” grubu, Filistin İslâmî Cihat’ın “Saraya el Kudüs El Cihat El İslâm Tugayı” ve üniversite öğrencileri arasındaki örgütlenmesi olan “İslami Camia” grubu, FKÖ’nün ana fraksiyonu ve bel kemiği olan milliyetçi El Fetih örgütü ile ilişkilendirilen “El-Aksa Şehitleri Tugayı” ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesine (FHKC) bağlı “Ebu Ali Mustafa Tugayı”’dır.

Toplam 147 eylemin 58’i (%40) Hamas, 39’u (%27) Filistin İslâmî Cihat, 33’ü (%22) El Aksa Şehitleri Tugayı, 8’i (%5) FHKC tarafından, 8’i ortak olarak iki veya daha fazla örgüt tarafından gerçekleştirilmiş, bir eylem ise ferdî olarak icra edilmiştir.

Eylemin yapılması ve hedefin seçilmesi konusundaki karar, genellikle örgütlerin orta kademe lider kadrosundan veya bölgesel teşkilatının lideri olan bir militan tarafından verilmektedir. Örgütlerin üst düzey kadroları genellikle eylemin yeri, zamanı veya şekli konusunda bir talimat vermese de, bu tür eylemlere onay vererek veya hedefler konusunda tercih belirterek eylemde etkili olmaktadır.

Birinci dönemdeki saldırıların büyük çoğunluğunun politik maksadı “barış sürecini baltalamak” iken, ikinci dönemdeki ilave politik maksatlar “İsrail’in sivil halk zayiatını artık göze alamayacak hale getirerek işgâl altındaki toprakları terk etmesi için kendi içinde kamuoyu yaratmak ve İsrail saldırılarında öldürülen Filistinlilerin intikamını almak” olarak belirlenmiştir.

Bu yazı Devlet Terörü, Din Kaynaklı Çatışmalar, Filistin-İsrail Sorunu, İntihar Saldırıları içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s