İntihar Eylemcilerinin Motivasyonları

İntihar eylemcilerinin; dini duygular, milliyetçi duygular ve intikam duygularıyla eylemlere katıldıkları, bir kısmının ise kandırıldığı veya zorlandığı görülmektedir.

Dini duygularla eylemlere katılanlar;

Din ve cihat kavramları ile motive olmuş, kendini din ve Allah uğruna feda ederek cennete gitmeyi amaçlayan kişilerdir. Dinî duygular, bir çatışma ortamında tarafların karşıt dinlerden olması ve bunlardan hakim olan tarafın, zayıf tarafın dinî değerlerine tecavüz etmesi halinde örgütler tarafından kolayca istismar edilebilmektedir. Dinî duygular, aynı zamanda, mücadele konusu ne olursa olsun tüm örgütler tarafından sömürülen bir duygudur.

Örgütlerin tamamı, eylemcilere ölümlerinden sonra şehit sayılacaklarını ve cennete gideceklerini vaat etmektedirler. Söylemler ise örgütün ideolojisine göre değişmektedir. Radikal İslâmcı Sünni örgütler eylemcilerini ikna etmek için eylemcinin öldükten sonra cennette peygamberler ve evliyalarla birlikte olacağı, kendisini 72 tane güzel hurinin beklediği ve kıyamet gününde 70 yakını için şefaatçi olabileceği anlatılmaktadır. Cennette şehitlere her türlü hizmeti sağlayacağı vaat edilen 72 huri bir çok Filistinli genci cezp etmiştir. Sadece bu hurilerin uğruna eylemci olan veya gönüllüler listesine katılan gençler bulunmaktadır. Kadın eylemcilere de cennette bu hurilerden biri olacağı telkin edilmektedir.

Modern çağın intihar eylemlerinin kendine özgü yöntemlerle başlamasında en büyük role sahip Şii örgütler, Kerbela olayında Hz. Hüseyin’in dava uğruna kendisini feda etmesini örnek göstermektedirler.

Kerbela olayı; özellikle Şii Müslümanların propaganda jargonunda bolca yararlanılan bir kaynaktır. Kerbelâ olayında baş aktör durumunda olan Yezid’in ismi, “İslâm düşmanı zalim hükümdarlara veya güçlere” yakıştırılmaktadırlar. Örnek olarak, İranlılar İran-Irak savaşında Saddam’ı, Iraklılar ise Irak’ı işgali nedeniyle ABD’ni Yezid olarak isimlendirmişlerdir. Olayın geçtiği Kerbelâ ise, Müslümanların Cihat alanını simgelemekte, “her yer Kerbelâ” sloganıyla Cihat’ın her yerde icra edilmesi gerektiği ima edilmektedir. Olayın geçtiği ay olan Muharrem ayı ise, aynı yaklaşımla cihat yapılması gereken zamanı simgelemekte ve “her ay muharrem” sloganıyla cihadın sürekli olduğu vurgulanmaktadır. Kerbelâ olayında Hz. Hüseyin’in şehit edildiği gün olan Aşure günü ise şehitlik için en uygun zaman olarak kabul edilmekte ve “her gün aşure” sloganıyla şehitlik için her gün hazır olunması belirtilmektedir. Hz. Hüseyin’in Mekke’den Kerbelâ’ya yaptığı zorlu yolculuğa istinaden zikredilen “Kerbelâ Yolculuğu” ise, dava uğruna çekilen zorlukları belirten bir deyim haline getirilmiş, “Kerbelâ Savaşı” ise, İslâm düşmanlarına karşı verilen savaş anlamında kullanılmaktadır.

Kerbelâ olayı, Şiilik temeline dayanan bir devlet olan İran İslâm Cumhuriyeti tarafından İran-Irak Savaşında İranlıların silah ve malzeme eksiklerini kapatmak için oluşturulan intihar birliklerine gönüllü bulmak maksadıyla propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Çocuk yaştaki İranlı gençler, zalim Iraklılara ve onların “şeytani” liderleri Saddam Hüseyin’i yok etmek üzere, boyunlarında cennetin kapısını açmak üzere kullanacakları temsilî anahtar ve sırtlarında “İmam Humeyni bana cennete girmek için özel izin verdi” yazılı gömlekler olduğu halde bir daha dönmemek üzere taarruz mevzilerine gönderiliyorlardı.

Bu taarruzlarda, Irak mayın tarlalarındaki mayınların patlamasıyla ön sıradaki gençler hemen ölüyor ve geriden gelenler onların üzerine basarak ileriye doğru koşmaya devam ediyorlardı. Mayınların patlamasıyla çıkan toz bulutunun içerisine Iraklıların yoğun bir şekilde açtığı makineli tüfeklerle geriden gelenlerin neredeyse tamamının ölmesiyle intihar taarruzu sona eriyordu ve hemen arkalarından ilerleyen İran tank ve piyade birliklerinin “temizlenmiş” mayın tarlalarından taarruzu başlıyordu.

Lübnanlı Şii örgütlerin, İran askerlerinden aldıkları derslerin de yardımıyla, intihar eylemcilerini motive ederken Kerbelâ olayını kahramanlarının hikayelerini kullandıkları bilinmektedir. Eylemciye, Şii kültüründe en önemli yere sahip olan İmam Hüseyin’le birlikte acı çekmek fırsatının ortaya çıktığı şeklindeki telkinlerle onun Aşure günü anma törenlerindeki sembolik dövünmeler yerine, gerçekten kendini feda etmesi gerektiği anlatılıyordu. Hatta bu eylemin, Kerbelâ şehitlerinin başına gelenlerin, düşmanın başına gelmesi ve ilâhi intikamın alınması için bir fırsat olduğu da vurgulanıyordu.

Kerbelâ olayından aşırı sol örgütler de söylem geliştirmişlerdir. “Kerbelâ Ruhu” deyimi, ezilenlerin ve yoksulların, zalimlere ve saltanat sahiplerine karşı mücadele azmi anlamında kullanılmıştır. Teslim Töre tarafından “Kerbelâ Kültürü” deyimi, devrimci hareketin şehitlik kültürü anlamında kullanılmış, ölüm oruçlarında ve sorgulamaya karşı direnmede Kerbelâ kültürüne sahip olunması gerektiği iddia edilmiştir.

Profilleri hakkında en tutarlı ve ulaşılabilir bilgilere sahip olunan Filistinli eylemcilerin veda mektuplarından ve son görüntülerinin çekildiği video görüntülerinden tüm eylemcilerin en kuvvetli motivasyonlarının şehit olma arzusu olduğu görülmekte, eylemciler şehitlik mertebesine ulaşmayı hem kendileri hem de aileleri için bir onur olarak görmektedirler.

Dinî duyguların temel motivasyon olması Filistin toplumunun, hangi siyasi fraksiyonu desteklerse desteklesin dinî duygularının kuvvetli olması nedeniyle ayırt edici bir özellik olarak kabul edilmemelidir. Normal olarak, şehitlik kavramı dinî bir duygudur ve tüm örgütler tarafından hoyratça kullanılmaktadır. Eylemcilerin geçmişi ile ilgili yapılan incelemelerde bir çoğunun intihar eylemine karar verdikten sonra dindarlaştığı tespit edilmiştir.

Filistin toplumunda gençlerin gelecekle ilgili bir beklentilerinin olmaması, işgâl altında yaşamaktan kaynaklanan ezilmişlik duygusu ve toplumun saygısını kazanma arzusu gibi motivasyonların eylemler için gönüllü sayısının artmasına sebep olmaktadır.

Bu gruba giren eylemcilerin motive edilmesine kullanılan propaganda teknikleri konusunda en sağlam ip uçlarını eylemcilerin yazdıkları son mektuplarında görmek mümkündür. Bu mektuplarda eylemciler; Cihat’a katılmayı dini inançların bir gereği olarak gördüklerini, eyleme özgürlük, adalet, intikam, ülkeye ve Allah’a karşı görevleri yerine getirmek gibi kavramlar uğruna katıldıklarını vurgulamaktadırlar; “şehitlik operasyonu” için diğer arkadaşları arasından seçilmiş olmayı büyük bir onur, üstün kişiliklerinin kabul edilmesi, davaya ve ulusal değerlere bağlılığının, cesaret ve erkekliğinin diğerleri tarafından onaylanması olarak gördükleri kendi ölümlerinden sonra akrabalarının ve arkadaşlarının dini değerlere ve vatani duygulara daha bağlı yaşamalarını vasiyet ettikleri dikkati çekmektedir; ölümlerinden sonra cennete gideceklerine olan inançlarının yanında eylemcilerin, anne ve babalarından hataları için af diledikleri, onları kendisine tanınan 70 akrabasını cennete aldırma hakkından yararlandıracakları vaatlerinde bulundukları görülmektedir.

Sri Lanka’daki LTTE eylemcilerinin dini düşüncelerle motive olmadıkları, sadece Tamil ülkesinin kurulması için kendilerini adadıkları yaygın olarak bilinse de, Tamil mitolojisinde daha yüce bir amacın gerçekleşmesini sağlamak, verilen söze bağlı kalmak, ağır şekilde yaralanan şerefi temizlemek veya günahlardan arınmak için “kendini feda etme” olgusu bulunmaktadır. Tamiller, bu feda etme eyleminin tören havasında icra edildiği tapınaklar inşa etmişler ve 13.yy’da adaya gelen Marco Polo tarafından da bu törenlerden biri izlenmiştir.

Dolayısıyla, Müslüman olamayan ve tamamen milliyetçi duygularla eylemler icra eden bir örgüt olduğu bilinen LTTE’nin dahi çok baskın olmasa da dinî güdülere sahip olduğu söylenebilir. 

Aslında, dinî değerlerin kullanılması bir örgüt için en kolay yöntemdir. İnsanlar, dünyevî değerlerden, manevî değerler uğruna çok kolay vazgeçebilmekte, ne kadar süreceği belli olmayan ahret için hazırlanmayı kendileri için tek ideal olarak benimseyebilmekte; din kardeşliği kavramından daha dar bir aidiyeti gerektiren millî ve etnik değerleri kolayca bir kenara itebilmektedir. Tarih, hiçbir zaman Din ile Bayrak arasındaki bir savaşın galibinin bayrak olduğunu yazmamıştır. Bayrak ve Din, ortak düşmana karşı aynı tarafta beraber savaştıklarında ise galibiyetin kesin sahibi Bayrak-Din ikilisi olmuştur.

Milliyetçi duygularla eylemlere katılanlar;

Bu kişiler, eylemlerini ulusal özgürlük mücadelesi söylemleri ile desteklemekte, dini motifli olmadıklarından “laik” olarak nitelendirilmektedir. Bu eylemcilerin temel motivasyonları milliyetçi duygular olsa bile, toplumsal kültürlerinin bir parçası olan dinî duyguların da eylemlere katılmalarında yardımcı olduğu görülmektedir.

Örnek olarak; Çeçen eylemciler, intihar saldırısına tamamen millî ve genellikle dinî duygularla katılmışlar, Filistinli laik, hatta sol örgütlerin dahi söylemlerinde şehitlik vurguları görülmüştür.

Filistinli eylemcilerin hemen hemen tamamının eylemlerinin Filistin topraklarından işgalcilerin çıkarılmasına yardım edeceğine inandığı son mektuplarında vurgulanmıştır.

Milliyetçi duygularla oluşturulmuş Japon Kamikaze birliklerindeki pilotların ailelerine gönderdikleri veda mektupları, günlükler ve vasiyetnameler savaştan sonra kitap haline getirilmiş, Kamikaze pilotlarının psikolojik yapısı ortaya konmuştur. Buna göre;

• Kamikaze pilotlarında, ülkenin ve halkın savunulması için bir kişinin gerektiğinde hayatını feda etmesinin normal olduğu, ülkenin ve Japon halkının müttefiklerin saldırılarından korunması için onlara azami derecede zayiat verdirmenin gerekli olduğu düşüncesi hakimdi.

• Pilotlar, “vatan için ölmek, bir kişinin ailesine ve özellikle annesine olan bağlılığı göstermenin en güzel göstergesidir” düşüncesine sahiplerdi. Bir çok pilot, son mektuplarında ailelerinden bu erken ölümlerinden dolayı özür diliyordu ve vatan için ölmelerinin ailelerinin şeref ve onurlarını artıracağı umudunu taşıyordu.

• Beraber ölüme gidecekleri diğer Kamikaze pilotu arkadaşlarına karşı çok yüksek bir bağlılık duygusuna sahiplerdi. Diğer arkadaşlarının da aynı kaderi paylaşacakları duygusundan kaynaklanan bu bağlılık, ölüm korkularının azalmasını ve ölümü daha kolay kabullenmelerini sağlıyordu.

Çeçen eylemciler, intihar saldırısına tamamen millî ve genellikle dinî duygularla katılmışlar, Rusların yüzyıllardır Çeçenlere yönelik işgal, yıldırma, etnik temizlik çabaları sonucu körüklenen özgürlük isteği Ruslarla mücadelede en büyük motivasyon olmuştur. Çeçenlerin toplumsal kültürlerinde önemli bir yere sahip olan dinî duygular da mücadele azmini körükleyen en önemli bir faktör olmuştur.

LTTE’nin intihar eylemcileri, hayatlarını Lider Prabhakaran ve Tamil ırkının bağımsızlık mücadelesi uğruna feda etmektedirler. Bir eylemcinin eylemde hayatını kaybetmesi, örgüt tarafından onun ölümü olarak değil, “hayatını davaya hediye etmesi” olarak kabul edilmektedir. Militanlar, eylemlerde başarısızlığa uğradığında veya Sri Lanka birlikleri tarafından yakalanması söz konusu olduğunda boyunlarında taşıdıkları siyanür haplarını içerek intihar etmeyi tercih etmektedirler.

İntikam duygusuyla eylemlere katılanlar;

Aile bireylerinden, yakın arkadaşlarından veya sembol kişilerden birinin intikamını almak için intihar eylemlerine katılan kişilerdir.

İsrail örneğinde; intihar eylemcilerinin çoğunluğunun İsrail’in sivillere yönelik aşırı şiddet içeren tedbirleri sonucu eylemlere katılmaya karar verdikleri görülmektedir. İkinci İntifadanın ilk yıllarında meydana gelen 87 intihar saldırısının incelenmesinde, asgari 44 eylemcinin kendisinin ve/veya yakın akrabalarının geçmişte İsrail askerlerinin şiddetine maruz kaldığı, yaralandığı veya tutuklandığı, bunlardan 11’inin akrabalarından birinin bu olaylarda öldüğü tespit edilmiştir.

Filistinli eylemcilerin eylemlere katılmasında etkili olan ikinci faktör; eylemcilerin İsrail saldırılarında ölen yakınlarının, arkadaşlarının ve diğer Filistinlilerin intikamını almak isteğidir.

Mayıs 2002’de intihar saldırısı gerçekleştiren bir militan, daha önce İsrail ordusunun hedefli saldırısında öldürülen ve El Fetih komutanlarından biri olan kuzeninin intikamını almak için, kuzeninin öldürüldüğü saldırıda etrafa saçılan şarapnel parçalarını toplamış, bunlarla üzerindeki TNT kalıplarını takviye etmiş ve saldırıyı bu şekilde icra etmiştir.

Çeçen halkının tamamının Rusların operasyonlarından zarar görmesi ve her ailede savaşta öldürülen asgari bir kişinin bulunması nedeniyle, Çeçen eylemcilerin en önemli motivasyonunun “Ruslardan intikam almak” olduğu sonucuna varmak kolayca mümkündür.

Kamuoyunda “Kara dullar” olarak bilinen Çeçen kadın eylemcilerin eşlerini, nişanlılarını, oğullarını veya kardeşlerini savaşta kaybedenlerden olduğu iddia edilmektedir. Moskova Tiyatrosu olayında yer alan eylemcilerin her birisinin Ruslar tarafından öldürülmüş yakın akrabalarının olduğu belirlenmiş, eylem devam ederken birkaç kadın eylemcinin rehinelere “hayatta hiç kimsesinin kalmadığı, kaybedecek bir şeyinin olmadığını” ifade ettiği ileri sürülmüştür. Ancak, Çeçen kadın eylemciler hakkında bu konuda ikna edici, yaygın ve ortak bir noktanın bulunması mümkün olmamış, buna karşılık, bir çok kadın eylemcinin bekar, dul veya çocuksuz olduğu belirlenmiştir.

LTTE’nin de eleman temininde faydalandığı kişiler, Sri Lanka ordusunun misillemelerinde zarar gören ailelerin çocuklarıdır. Sri Lanka güvenlik kuvvetlerinin halk üzerinde “devlet terörü” olarak kabul edilen uygulamaları daha çok Tamil gencinin örgüte katılmasına sebep olmuştur. Hükümet güçlerinin aşırı güç kullanarak sebep olduğu insan hakları ihlalleri, toplu halde bulunan sivillere, mülteci kamplarına, ibadet yerlerine yönelik bombardımanlar, köylerin basılarak halkın kılıçtan geçirilmesi gibi olaylar, Tamil halkının hükümete karşı duyduğu kin ve nefreti körüklemiştir.

Kandırılma veya zorlama ile eylemlere katılanlar;

Para dahil çeşitli şekillerde eylemlere katılması için ikna edilmiş, zorlanmış veya kandırılmış kişilerdir. Genellikle genç yaşlardaki sempatizanlar, işbirlikçilik ile suçlanıp kendisini aklaması istenenler, baskılara boyun eğemeyen kişilerden oluşmaktadır.

Irak’ın eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in iktidarda olduğu zamanlarda Flistinli intihar eylemcilerinin ailelerine 25.000 USD ödül verdiği bilinmektedir. Ödülün 50.000 USD’ye çıkarılması halinde bombalı saldırıya katılacağını beyan eden Filistinlilerin bulunduğu da bilinmektedir.

El Aksa Şehitleri Tugayı ve İslâmî Cihat örgütleri tarafından çocuk yaştaki militanlar, aile bireylerinden biri veya yaşadıkları çevredeki militanlar tarafından ya 200-300 amerikan doları para verilerek, ya tehdit edilerek, ya da özendirilerek eylemci olmaları sağlanmıştır.

Çeçen kadınlarının intihar eylemlerine katılma sebeplerinden birinin direnişçiler tarafından yapılan şantaj ve tehditler sonucu kötü şöhretini temizlemek veya kaçırılıp ilaçla uyutulma olduğu öne sürülmektedir. Kimliği belirlenen kadın eylemcilerin eyleme zorlandığına dair bir emareye ulaşılamamasına rağmen, özellikle Rus basını tarafından intihar eylemcisi kadınlar hakkında “toplumsal ahlâk kültürüne aykırı davranışları nedeniyle eyleme katıldıkları” yönünde haberlere sıklıkla yer verilmektedir.

Tiyatro baskınına katılan iki kız kardeşin abisi olan bir Çeçen savaşçının Şamil Basayev’den kardeşlerini eyleme göndermesi için toplam 3000 dolar para aldığı iddia edilmektedir. Moskova’daki rock konserindeki eylemi gerçekleştiren eylemcilerden birinin üvey erkek kardeşi tarafından kaçırıldığı ailesi tarafından ileri sürülmektedir. Bunun dışında Çeçen eylemcileri hakkında benzer bir iddia bulunmamaktadır.

Çeçen eylemcilerin cesetlerinde Ruslar tarafından yapılan araştırmalarda herhangi bir uyuşturucu madde veya ilaç kalıntısına rastlanmamış, kimliği belirlenen eylemciler hakkında yapılan incelemelerde ruh sağlığı bozukluğuna dair bir bulgu elde edilememiştir. Eylemcilerin geride bıraktıkları ailelerine para yardımı yapıldığı veya maaş bağlandığına dair bir bilgiye ulaşılamamıştır.

İran İntihar birliklerinde yer almayı kabul eden çocuklar, önce kahraman ve daha sonra da şehit olmaları için teşvik ediliyordu ve intihar birliklerine girmeyi kabul etmeyenler korkak, aileleri ise gerçek Müslüman olmamakla suçlanıyordu. Şehitliği kabul eden çocukların ailelerine bir aylık işçi maaşına eşit olan 6000 tümen para veriliyordu.

Eylemci motivasyonlarının kesişim kümesinde bulunan iki nokta ise; eylemcilerin kendilerini yüce bir dava uğruna feda etmeleri ve dava arkadaşları ve toplumları tarafından bu fedakârlıklarının takdir edilmesini beklemeleridir. Diğer bir ifade ile eylemcinin intihar eylemine katılması; halk desteği olan güçlü bir davaya inanması halinde mümkündür.

Reklamlar
Bu yazı Terörist Eylemciler, İntihar Saldırıları içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s