İntihar Eylemlerinde Örgütlerin Hedef Tercihleri

Örgütler intihar saldırılarından önce genel olarak askerî ve resmî hedefleri tercih ederken, intihar eylemlerine başladıklarında hedef tercihleri de sivil hedeflere doğru yönelmektedir. 

İntihar eylemlerinin ilk aşamasında, örgütün hasım taraf olarak belirlediği silahlı güvenlik örgütü veya hükümetin lider kadrosu örgütün birincil hedefi olarak seçilmektedir. Ancak, zaman içinde bu saldırılardan kendini korumak isteyen resmi makamlar, tekellerinde bulunan kaynakları kendisini korumak için seferber etmekte ve artık örgütler tarafından ulaşılması güç hale gelmektedirler. Bunun yanında, bazı örneklerde görüldüğü gibi, askerî güçler tarafından eylemcilerin içinden çıktığı topluma yönelik misilleme saldırılarının sivil zayiata sebep olması, intihar saldırılarının ulaşılması en kolay hedefler olan sivillere yönelmesine neden olmaktadır. Ancak bu husus, sivil hedeflerin varlığı ile de doğru orantılıdır.

ABD’deki 11 Eylül saldırılarından sonra, El-Kaide militanlarının Kamikaze saldırılarından ilham aldıkları söylendiğinde Kamikaze hayranları ile gazileri “Kamikaze saldırıları sadece askerî hedeflere yönelikti” diyerek buna şiddetle karşı çıkmışlardır. Ancak, savaşta sivillere yönelik zalim davranışlarıyla ünlü o zamanki Japon ordusunun, karşı taraftan sadece askerî hedeflere ulaşabilecek bir coğrafyada bulunmasının bunu engellediği aşikardır.

Lübnan’daki saldırılarda da hedefler daha çok askerî kanattan seçiliyordu. Sivillere yönelik az sayıdaki eylem, ABD, Fransız ve İsrail birliklerinin Lübnan’dan büyük ölçüde çekilmesi sonrasında askerî hedeflerin azalmasından sonra başlamıştır. Ana hedef durumundaki İsrailli sivillere İsrail sınırları içinde herhangi bir saldırı düzenlendiğine rastlanmamış, Arjantin gibi Musevi cemaatinin kalabalık olduğu bir ülkede eylem düzenlemek Lübnanlı örgütlerce daha cazip görülmüştür.

Örgütlerin, genellikle başarı şansı yüksek hedefleri seçmesi nedeniyle askerî hedeflerden de korunması az olanlar tercih edilmekte ve yetersiz personeli olan karakollar, yol kontrol noktaları, lojistik konvoylar, idare binaları, devriye araçları gibi hedefler seçilmektedir.

Sivillere yönelik saldırılarda hedef alınan yerlerin ortak özelliği ise, kalabalık insanların bulunduğu yaşam yerleri olmasıdır. Bu bağlamda, toplu ulaşım vasıtaları ve durakları, alış veriş merkezleri, çok katlı binalar, oteller, okullar, işlek caddeler, restoranlar intihar saldırıları için cazip hedefler durumuna gelmektedir.

Filistinli örgütler

1993-1997 döneminde Hamas ve İslâmî Cihat tarafından düzenlenen 23 intihar saldırısının 20’sinde hedef olarak siviller tercih edilmiş, sadece üç olayda askerî hedeflere saldırı düzenlenmiştir. İslâmî Cihat örgütü, askerî ve sivil hedefleri aynı ağırlıkta tercih etmiş, Hamas örgütü ise bir olay dışında tüm saldırılarını sivil hedeflere yöneltmiştir.

Sivil hedeflere saldırıların yarısı toplu taşıma araçlarında, 1/3’ü alışveriş merkezlerinde, diğerleri ise kafeterya, lokanta ve işlek caddelerde icra edilmiştir. Tüm saldırılarda ölenlerin %78’i, yaralananların ise %97’si sivillerden olmuştur.

İlk intifadan sonraki dönemde de, saldırıların esas hedefi büyük bir çoğunlukla yine sivil hedefler olmuştur. Patlamaların gerçekleştirildiği noktalar dikkate alındığında, saldırı hedeflerinin 3/4’ü sivil, kalanı ise askerî hedeflerdir.

İsrail asker ve polislerinin öldürüldüğü saldırıların büyük bir çoğunluğu, sivil hedeflere saldırı düzenlemek maksadıyla yola çıkan eylemcilerin yol kontrollerinde, yol kapamalarında ve kimlik kontrollerinde deşifre olmaları üzerine, üzerlerindeki patlayıcıları infilak ettirmeleri sonucu meydana gelmiştir. Asker ve polislerin zayiat verdiği intihar saldırılarının yarısından fazlası bu sınıfa girmektedir. Dolayısıyla, intihar eylemlerinin en öncelikli hedefi %85’i geçen bir oranla sivil halk olmuştur.

Askerî hedeflere düzenlenen saldırıların sadece sekizi ölümle sonuçlanırken, sivil hedeflere yapılan saldırıların 2/3’ü ölümlerle sonuçlanmıştır. Askerî hedeflerdeki ölü sayısı, tüm saldırılarda ölenlerin sadece %2.3’üdür.

İkinci dönemde intihar saldırıları için seçilen askerî hedefler; İsrail Ordusunun tesis ettiği yol kontrol noktaları, yol kapamaları, sınır kapıları, gözetleme mevzileri, askerî araçlar ve devriye botlarıdır. Askerî hedeflerin seçiminde “cezalandırma” güdüsü hakim rol oynamıştır. Hedef seçilen noktalar genellikle Filistinlilerin tacize uğradığı, seyahat ve çalışma özgürlüklerinin kısıtlandığı yerlerdir. Örnek olarak, Gazze şeridindeki Filistinlilerin temel geçim kaynaklarından biri olan balıkçılık yasağını denetleyen İsrail Devriye Botlarına üç değişik zamanda ve değişik yöntemlerle intihar saldırısı düzenlenmiştir.

Sivil hedeflere yönelik saldırılarda ise, seçilen hedeflerin ortak noktaları; mümkün olan en yüksek zayiatın verdirilmesi için halkın yoğun olarak bulunduğu ve İsrail halkının günlük yaşamını sürdürdüğü yerler olmasıdır. İlk kez saldırıya maruz kalan hedeflerin bir kısmı, müteakip zamanlarda aynı yöntemlerle tekrar saldırıya uğramıştır.

Sivil hedeflerden en fazla tercih edilenler; 67 saldırı ile toplu taşıma vasıtaları ve bu vasıtalara ait duraklardır. Özellikle halkın işe ve okula gitmek için yoğun olarak toplu taşıma vasıtalarına akın ettiği saatlerde icra edilen intihar saldırıları ağır zayiata sebep olmuştur. Toplu taşıma vasıtalarını ve duraklarını en çok Hamas ve İslâmî Cihat örgütleri hedef olarak seçmişlerdir.

Örgütlerin ikinci derecede tercih ettiği sivil hedef türü ise, süper market tarzı alışveriş merkezleri, pazar yerleri, marketler ve alışveriş maksatlı olarak insanların yoğun olarak bulunduğu ana caddelerdir. Toplam 24 saldırının gerçekleştiği ve toplu taşıma vasıtalarına nazaran daha çok sivilin zarar gördüğü bu merkezler, en çok İslâmî Cihat ve El Aksa Şehitleri Tugayı tarafından tercih edilmiştir.

Saldırı yoğunluğunun alışveriş merkezlerine yakın sayıda gerçekleştiği ancak zayiatın en üst düzeyde olduğu diğer hedefler ise, eğlence yerleri, klüpler, kafeteryalar ve restoranlardır. Toplam 22 saldırının gerçekleştiği bu yerleri en çok tercih eden yine Hamas örgütüdür. Saldırıların çoğunluğunun özellikle intifadanın ilk iki yılında gerçekleştiği bu yerler yine halkın en yoğun olduğu günler olan Cumartesi günleri ve akşam saatlerinde cehenneme dönmüştür.

İntihar saldırılarında tercih edilen diğer hedefler ise mesken, ibadet yerleri, okul, Yahudi yerleşim yerleri gibi yerlerdir.

Saldırıların zamanı konusunda ortak ve yaygın bir nokta bulunmasa da en çok zayiata sebep olacak zamanların seçildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Yahudilerin hafta tatili olan Cuma akşam üzerinden cumartesi akşam üzerine kadar olan zaman diliminde her hangi bir saldırı meydana gelmemiştir. Çünkü, bu zamanda Yahudiler ibadetleri gereği evlerine kapanmakta ve sokaklarda kimse dolaşmamaktadır. Ancak, bombalı intihar saldırılarının bir kısmı, “Şabat” denilen bu zamanın öncesinde evlerine bir an önce varmak isteyen İsraillilere yönelik olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında, şabat sonrası eğlence yerlerinde ve restoranlarda toplanan İsrailliler, intihar saldırıları için cazip hedefler olarak görülmüş ve zayiat oranı diğerlerine göre çok daha yıkıcı olmuştur. Otobüslere ve otobüs duraklarına yönelik eylemlerin de büyük çoğunluğu halkın işyerlerine ve okullarına doğru en çok hareket halinde olduğu sabah ve akşam saatlerinde meydana gelmiştir.

Filistinli örgütler, İsrail sınırları içindeki hedefleri daha çok Kudüs ve Tel Aviv şehirlerinde seçmişlerdir. Filistinlilerin sadece belirli bölgelerde bulunduğu bu şehirlerdeki eylemlerin sonucunda en çok zarar gören Musevilerdir.

Bu eylemler sonucunda İsrail’in günlük yaşamına korku ve panik duyguları ile paranoya hakim olmuştur. İnsanlar, saldırıların ne zaman ve kime yönelik olarak gerçekleşeceğini bilemediğinden, genel bir korku, hayal kırıklığı ve yılgınlık duygusu ile evlerine kapanarak mecbur olmadıkça dışarıya çıkmamayı tercih etmişlerdir. Halk, dışarıda yemek yeme yerine evlere servis yapan restoranları tercih etmeye, her türlü sosyal faaliyette özel güvenlik görevlisi kullanmaya, dış turizme yönelmeye ve her tatil fırsatında ülkeden ayrılmaya başlamış, uyuşturucu madde kullananların sayısında artış gözlenmiştir. Özetle, intihar saldırıları İsrail toplumu üzerinde kendisinden beklenen etkiyi en vahşi sonuçlarla yaratmayı başarmıştır.

Filistin halkı, eylemcinin ölümünü asla “intihar” olarak isimlendirmezken, olaylarda ölen İsraillilerin sivil olduğunu da kesinlikle kabul etmemektedir. Onlara göre, İsrail halkı, tamamının askerî eğitimden geçmesi nedeniyle topyekûn bir ordudur. Bu nedenle; İsrailli sivillerin bombalı intihar saldırılarında hedef olarak seçilmesi Filistinliler tarafından da kabul görmüş, 2001-2003 yıllarında “Filistin Politika ve Eğilim Araştırma Merkezi (Palestinian Center for Policy and Survey Research)” tarafından yapılan toplam altı kamuoyu yoklamasında, halkın %86-92’nin sivillerin hedef seçilmesini desteklediği görülmüştür. Aynı araştırmalarda Filistinlilerin askerî hedeflere yönelik saldırıları da aynı oranlarda desteklediği belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, Filistinliler için İsrailli sivillerle askerlerin arasında her hangi bir fark bulunmamaktadır.

El Kaide

El Kaide’nin öncelikli hedefleri arasında ABD, müttefik ülkeler ve ılımlı Müslüman ülkelerdeki sembol haline gelmiş binalar, elçilikler, askerî personel bulunmaktadır. Örgüt, özellikle Müslüman ülkelerdeki eylemlerinde, kendisine düşman bellediği ülkelerin resmî veya gayri resmî kuruşlarının faaliyet gösterdiği, bu kuruluşların personelinin sosyal yaşamında kullandığı iş ve yaşam tesislerini hedef olarak seçmektedir.

El Kaide’nin düşman bellediği ülkeler genellikle, ABD, İngiltere, İspanya, Avustralya ve Fransa başta olmak üzere 1991’deki Körfez Savaşında, 2001’deki Afganistan harekâtında ve 2003’deki Irak’ın işgalinde aktif olarak yer alan ülkelerdir. İsrail, Mısır, Ürdün ve Fas gibi ülkeler de Filistin sorununa yaklaşımları nedeniyle hedef olarak seçilmektedirler. Türkiye de, bu ülkelerle olan yakın siyasî ve ekonomik ilişkileri, laik devlet yapısı gibi nedenlerle hedef ülke durumundadır.

ABD merkezli İntelCenter kuruluşu tarafından yapılan bir incelemede 1998-2006 arasında meydana gelen El Kaide bağlantılı 54 eylemin hedefleri coğrafya, milliyet ve hedef cinsi açısından incelenmiştir. Bu incelemede Irak, Afganistan ve Çeçenistan’daki eylemler inceleme dışı bırakılmıştır. Bu incelemeye göre söz konusu dönemdeki eylemler 19 değişik ülkede meydana gelmiş, sadece Mısır, Endonezya, Rusya, Ürdün, Pakistan ve Suudi Arabistan’da ikiden fazla eylem gerçekleştirilmiştir. Eylemlerin yüzde otuzu Suudi Arabistan’da, yüzde on-biri Mısır ve Rusya’da, yüzde beşi ise Ürdün’de meydana gelmiştir. Ancak, hedeflerin milliyet özelliklerine göre dağılımı incelendiğinde en fazla saldırının yüzde otuz-altı oranıyla ABD hedeflerine, her birine yüzde on-iki oranıyla ikinci sırada Rus, İngiliz ve İsrail/Yahudi hedeflerine saldırı düzenlendiği görülmektedir.

Hedef cinsleri açısından incelendiğinde en fazla saldırının yüzde on-sekiz ile turistlere, yüzde on-altı ile toplu sosyal alanlara, yüzde on dört ile sivil hükümet hedeflerine yönelik olduğu belirlenmiştir. Bu verilere göre el Kaide örgütü, hedef öncelik sıralamasında ABD’ye verdiği önceliği pratikte de uygulamakta, ABD toprakları dışındaki bölgelerde Amerikalıların bulunduğu alanları eylem için kullanmaktadır.

El Kaide örgütü, eğitim yayını olan “El Battar Kampı” dergisinin dokuzuncu sayısını 29 Mart 2004 tarihinde yayımlayarak şehirlerde seçilecek hedeflerle ilgili olarak militanlarına yol göstermiştir. Bu yayına göre El Kaide, şehirlerdeki hedefleri (1) dinî hedefler, (2) ekonomik hedefler (3) canlı hedefler olarak üçe ayırmıştır.

Dinî hedefler olarak: İslam ülkelerinde misyoner faaliyetleri yürütenler; düşmanla işbirliği yapan Müslüman din adamları; İslâm dinine saldıran ve hakaret eden Hıristiyan ve Yahudi din adamları; Müslümanlara karşı savaşı mâlî, askerî ve moral açısından destekleyen Yahudi ve Hıristiyanlar şeklinde belirtilmiş, bunun dışındaki dinî yerlere eylem yapılmaması tavsiye edilmiştir.

Ekonomik hedeflere saldırıların, İslam topraklarının ekonomik zenginliklerini çalan şirketlerin Müslüman ülkelerde iş yapmasını engellemek, yabancı sermayenin kovulmasını sağlamak, batı ekonomilerine zarar vermek maksadıyla; Müslüman topraklarındaki Yahudilerin ve Hıristiyanların yatırımlarına, uluslar arası şirketlere ve ekonomik danışmanlara, uzmanlara, isim hakkı ile dahi olsa Müslüman ülkelerde iş yapan yabancı şirketlere, Müslüman ülkelerdeki yer altı zenginliklerini sömüren petrol ve doğal gaz boru hattı gibi ekonomik tesislere saldırılar düzenlenmesi, Yahudi iş adamlarını öldürmek ve onlarla iş yapanların korkutulması şeklinde yapılması istenmiştir.

Canlı hedefler olarak Hıristiyanlar ve Yahudiler hedef gösterilerek, Müslümanlarla savaşanların, İslam ülkelerini kendi silâhları için deneme tahtasına çevirenlerin sınır tanımadan her yerde öldürülmesi, yaşadıkları yerlerin cehenneme çevrilmesi istenmiştir. Canlı hedeflere yönelik olarak yapılacak eylemlerin maksadı; savaşın dinî maksatlarla yapıldığını vurgulamak, Müslüman topraklarının kafirlerden temizlenmesi, kafirler arasında korku salmak, Müslümanların moralini yükseltmek, hedeflenen ülkelerin prestijini yok etmek, politik kararlarını etkilemek, Müslümanları öldürenleri cezalandırmak olarak belirtilmiştir.

Din ve milliyet bakımından en öncelikli canlı hedef olarak, Müslüman ülkelerde önemli mevkilerde bulunan gayri-müslimler gösterilmiştir. Bunların içinde de Yahudiler, Yahudilerin içindeki öncelik sırası ise Amerikalı, İsrailli, İngiliz ve Fransız Yahudiler olarak belirlenmiştir. Hıristiyan hedefler de ise öncelik sırası; Amerikalılar, İngilizler, İspanyollar, Avustralyalılar, Kanadalılar ve İtalyanlar olarak gösterilmiştir. Meslek grupları açısından ise öncelikler sırasıyla; iş adamları, bankerler, ekonomistler, diplomatlar, politikacılar, bilim adamları, analizciler, diplomatik görevliler, subaylar, turistler ve eğlence işinde çalışan kişiler gösterilmiştir.

El Kaide’nin düzenlediği eylemlere bakıldığında hedeflerin sivillerin azami derecede zarar görmesini sağlayacak şekilde seçildiği kolayca görülmektedir. Örgütün Bojinka plânı ile öldürmeyi hedeflediği kişi sayısı 4000 kişiydi. 11 Eylül saldırılarında ölen kişi sayısı 3000’e yakındı. Doğu Afrika elçilik saldırılarında 5000 kişi yaralanmıştı. Bali saldırılarında ölen insan sayısı 200’den fazla, İstanbul saldırılarında yaralanan insan sayısı 700’e yakındı. Bu rakamlar, el Kaide’nin eylem hedeflerini seçerken tüm dünyayı şaşkına çevirecek sayıda insanın zarar görmesini amaçladığının en büyük göstergesidir. Üstelik, ölenlerin hangi dine inandıkları da önemli değildir, hedef seçilen ülkelerin vatandaşlarından çok eylemin icra edildiği Müslüman ülkelerdeki Müslümanlar zarar görmektedir. İstanbul’daki 15/20 Kasım saldırılarında İngilizlerden ve Yahudilerden çok Türkler zarar görmüştür. En yüksek sayıda sivilin ölümünün amaçlanması El Kaide’nin eylemlerini kalabalık şehirlerde yapması ile de kendini göstermektedir. New York, Londra, İstanbul, nüfusları 10 milyonun üzerinde olan şehirlerdir ve infilak noktaları da şehrin en kalabalık yerleridir.

El Kaide örgütünün din farkı gözetmeden politik maksatlarla önemli kişilere de eylem düzenlediği bilinmektedir. Örnek olarak, Taliban’ın en güçlü muhalifi ve Afganistan’ın Kuzey İttifakı lideri Ahmet Şah Mesut, 11 eylül saldırılarından iki gün önce, gazeteci kılığına giren el Kaide militanlarınca düzenlenen bombalı intihar saldırısında öldürülmüştür.

Çeçen Direnişçiler

Çeçenlerin intihar saldırılarında seçtiği hedeflerin başında Rus Askerî hedefleri ve Rus yanlısı Çeçenistan hükümet organları gelmektedir. 2000 yılında yürütülen birinci dalga saldırılarda Rus birliklerine ait kışlalar, Polis merkezleri, İç işleri Bakanlığına ait kışlalar, Rusların bölgedeki üst düzey yönetici kadroları bu saldırıların hedefi durumunda olmuşlardır.

Çeçenler, kritik askerî hedeflere klâsik gerilla taktikleriyle ulaşamadıklarında, bu hedeflere yönelik eylemlerinde yüksek başarı oranı nedeniyle intihar saldırısını tercih etmişlerdir. Genel olarak askerî hedefler incelendiğinde, hedeflerin saldırıdan önce çok iyi korunduğu ve gerilla saldırılarına karşı fiziken güçlendirildiği görülmektedir.

Çeçenlerin Rusya içindeki ilk intihar saldırısı ise Moskova’nın merkezinde düzenledikleri tiyatro baskınıdır. 2003 Mayıs ayında başlayan ikinci dalga saldırılarda ise Çeçenistan içindeki ve çevresindeki bölgelerde bulunan askerî hedeflerle, Rusya içindeki sivil hedefler saldırıya uğramıştır. En çok rağbet edilen sivil hedefler ise konser alanı, metro ve trenler gibi kalabalık insan gruplarının bulunduğu bölgeler olup, Moskova’nın merkezindeki tarihî Kızıl Meydan’da dahi saldırılar engellenememiştir.

Çeçenler tarafından icra edilen 33 eylemin 10 tanesi Çeçenistan dışında gerçekleştirilmiştir. Eylemden önce yakalanan Çeçen eylemcilerin de tamamı Moskova’da yakalanmışlardır. Dolayısıyla, Çeçenistan dışındaki eylemlerin başarı şansının düşük olduğu görülmüş ve Çeçenistan’daki işgâl gücü veya işbirlikçi olarak görülen hedeflere ağırlık verilmiştir.

Çeçen sınırları içindeki eylemlerin büyük çoğunluğu ise başkent Grozni’de icra edilmiştir. Çeçen direnişçilerle Rusya taraftarı Çeçenlerin ve Rus birliklerinin doğrudan temas ettiği en elverişli şehir olması Çeçen intihar eylemcilerine Grozni’de hedef bulmak konusunda kolaylık sağlamıştır. Ayrıca, İnguşetya ve Osetya gibi komşu ülkelerde hedef seçilmesine güneydeki dağlık araziden bu ülkelere kolayca sızma imkânları etkili olmuştur.

İşgâl sırasında halka kötü muamele eden Rus yöneticiler ve Ruslarla işbirliği yapan Çeçen idareciler de intihar saldırılarının hedefleri arasında yer almışlardır. Rus Askerî bölge Komutanı General Gadzhiev, kocasını öldürdüğü bir kadının üzerindeki bombaları tam yanında infilak ettirmesiyle öldürülmüştür. Putin’in adamı olarak görülen Ahmet Kadirov ve Ramzan Kadirov da bir çok kez intihar saldırılarının hedefi olmuştur.

LTTE

İntihar saldırılarındaki hedeflerin seçiminde temel kriter, eylemin sonuçlarının mevcut askeri ve siyasi durumun gelişmesine fayda sağlaması, Tamillere ve LTTE’ye yönelik operasyonları sekteye uğratılmasıdır.

LTTE, hedef önceliklerini mevcut duruma göre değiştirebilmektedir. Örnek olarak, başlangıçta tercih ettikleri hedefler Sri Lanka Güvenlik Güçleri iken, Mayıs 1991 ‘de gerçekleşen Hindistan Eski Devlet Başkanı Rajiv Gandi’ye yönelik suikastla başlayan VIP hedeflerine yönelik saldırılar 1995 yılına kadar devam etmiştir. 1995 yılından sonra askeri hedeflere yönelen LTTE, 1998 Mayıs’ından itibaren hedef tercihini tekrar VIP’lerden yana kullanmaya başlayarak 2001 yılı sonlarına kadar buna devam etmiştir.

LTTE’nin intihar eylemlerindeki hedeflerinin 2/3’ü Sri Lanka’nın güvenlik güçlerine 1/3’ü ise VİP hedeflerine yöneliktir. Bu iki hedef grubunun dışında az da olsa doğrudan sivillere, ekonomik tesislere ve dini mekanlara da saldırıların düzenlendiği görülmektedir.

LTTE’nin intihar saldırısı düzenlediği askeri hedefler arasında, askeri gemiler ve deniz kuvveti tesisleri ile korunmasız askeri personel büyük çoğunluğu oluşturmaktadır. LTTE, 1995 yılı sonuna kadar askeri birlikleri ve karargâhları öncelikli askeri hedef olarak kabul ederken, Sri Lanka Ordusunun savaş yeteneklerinin artması ile korunmasız askeri hedeflere yönelmiştir.

Deniz askeri hedeflerine yönelik saldırılarda, Tamil bölgelerine yönelik Sri Lanka donanmasının uyguladığı deniz ambargosunun kırılması ve Tamil bölgelerinde konuşlu askeri birliklere yönelik denizden yapılan ikmal faaliyetlerinin sekteye uğratılması amaçlanmıştır.

LTTE, hasım tarafın siyasi ve askeri lider kadrosuna en çok kayıp verdiren örgüt olma özelliğini taşımaktadır. Bu kişilerin arasında eski Hindistan Devlet Başkanı Rajiv Gandi (ölü), Sri Lanka Devlet Başkanı Premadasa (ölü), diğer bir devlet başkanı (yaralı), bir başkan adayı (ölü), üç bakan (2 ölü, bir yaralı), Deniz Kuvvetleri Komutanı (ölü), bir ordu komutanı (yaralı), iki general (ölü), muhalif Tamil liderleri (2 ölü), başbakan, meclis üyeleri, komutanlar ve polis müdürleri gibi şahsiyetler bulunmaktadır.

VIP hedeflerinin seçiminde LTTE’nin maksadı; Sinhal veya Tamil olduğuna bakmaksızın politik şahsiyetleri cezalandırmak, askeri operasyonları yöneten ve LTTE’ye kayıp verdirilmesini sağlayan Sinhal subaylardan intikam almak, Sri Lanka halkının yönetime karşı duyduğu güven duygusunu yıkmak ve Tamil sorununda kendi tezlerine zarar verme ihtimali olan veya kendi hedeflerine hizmet edecek Sinhal politikacılara rakip olanları ortadan kaldırmak olmuştur.

Örnek olarak; 1994 başkanlık seçimlerinde LTTE ile askeri güç kullanarak mücadele edilmesini savunan en güçlü başkan adayı, seçilmesine kesin gözüyle bakılırken, bir intihar eylemi ile öldürülmüştür. Hindistan’ın eski başbakanı Rajiv Gandi’nin de yaklaşan seçimleri kazanması halinde LTTE’den intikam almayı düşündüğü için hedef seçildiği iddia edilmektedir. 1999 yılında Hindistan’daki seçimlerde aday olan ve seçimi kazanırsa Sri Lanka’ya LTTE’yi askeri yöntemlerle bitirmesi için yardım edeceği bilinen, Rajiv Gandi’nin karısı Sonia Gandi’ye LTTE tarafından eylem hazırlığı yapıldığı bilinmektedir. Bunun yanında, LTTE’nin bir çok Hintli politikacıya yönelik eylem planı yaptığı ve Tamil davasına zarar vermeleri halinde planı uygulamaya hazır olduğu da iddia edilmektedir.

LTTE’nin Sri Lankalı politikacıları ve generalleri hedef alması nedeniyle; politikacıların LTTE’yi açıkça eleştirmekten kaçınmaya başladıkları, generallerin de hedef olmamak için askeri operasyonları düşük yoğunlukta uyguladığı görülmüştür. Bu durum, Sri Lanka halkı arasında “devleti ve toplumu LTTE’den koruyacak liderlerin olmadığı” inancının yayılmasına ve toplumun moralinin bozulmasına sebep olmuştur. Sri Lanka halkının liderlere güveninin sarsılması, halkın güvenlik kuvvetlerine daha az bilgi vermesine sebep olmuş, istihbarat çarkı durmuş ve güvenlik seviyesi daha da kötüye gitmiştir.

Seçilen ekonomik hedeflerin arasında, petrol depolama tesisi, merkez bankası ve ülkedeki Dünya Ticaret Merkezi gibi imha edildiğinde Sri Lanka hükümetini ekonomik olarak zorlayacak stratejik noktalar bulunmaktadır. Ülkenin en önemli gelir kaynağı olan turizmin kalbi durumunda olan Sri Lanka havalimanı hemen yanındaki hava kuvvetleri ana üssü ile eş zamanlı saldırıya uğramış, 8 yolcu uçağı hizmet dışı bırakılarak ülkenin sivil hava yolu taşıma kapasitesi bir anda yarı yarıya azaltılmıştır. Aynı saldırıda hava kuvvetlerinin muharip uçak filosuna da ağır bir darbe vurulmuştur. Bu saldırı ile LTTE, hem Sri Lanka’nın hava üstünlüğünü yok etmeye çalışmış, hem de çok ağır bir maddi kayıp verdirmiştir. Hatta denizcilik sigorta şirketleri ülkeyi “savaş bölgesi” ilan ederek, Sri Lanka limanlarına yanaşacak tüm sivil gemilerin sigorta primlerini 100.000 dolara çıkarmışlar, ülkeye yönelik deniz ticareti büyük oranda darbe almış, maliyet artışları fiyat artışlarını tetiklediğinden kısa süre sonra ekonomik durumun bozulması ve sübvansiyonların kaldırılması sonucu enflasyon baskısı altında kalan Sri Lanka halkı arasında huzursuzluk çıkmıştır.

Dini hedef olarak sadece bir hedefe saldırı düzenlenmiş ve UNESCO kültür mirası listesinde bulunan Buda’nın dişinin saklandığı Sri Lanka’nın en kutsal tapınağı hedef seçilmiştir. Söz konusu tapınak, Sri Lanka’daki Budistlerin sembolü olup, tarihte bu tapınağı koruyamayan bir kralın ülkeyi de koruyamayacağı kabul edilerek tahtan indirildiği söylenmektedir. LTTE, bu tapınağa eylem düzenleyerek Sri Lanka hükümetini halkın gözünde küçük düşürmek istemiştir.

LTTE’nin intihar saldırılarında coğrafi olarak tercih ettiği yerlerin başında, merkezinden varoşlarına kadar bir çok noktada intihar saldırısı meydana gelen Sri Lanka’nın başkenti Colombo şehri gelmektedir. Önceleri Ada’nın sadece Tamillerin yaşadığı kuzey ve doğu kesimlerinde görülen terör olaylarının, giderek ülkenin merkezi durumunda olan Colombo şehrine ulaşması, saldırıların sonuçlarını görünmez olmaktan çıkararak halk arasında panik ve korku yaratmış, hatta bazı politikacılar LTTE ile savaşın gerekliliğini sorgulamaya başlamıştır.

Örgütlerin hedef seçerken taktik ve psikolojik faydalar elde etmeyi veya hasım tarafa mesajlar vermeyi sağlayan bazı faktörleri gözettiği görülmektedir.

Temsil ettikleri topluma yönelik olarak mahallinde sert uygulamaları ile halkın nefretini kazanan yol kontrol noktaları, karakollar, devriye personeli gibi resmî hedeflerin, aldıkları kararlarla halkın tepkisini çeken yöneticilerin cezalandırılması hedeflenmektedir.

İçinde yaşadıkları topluma yönelik olarak düzenlenen bir operasyon nedeniyle verilen sivil kayıplara misilleme olmak üzere, operasyonu düzenleyen askerî birliklerin ait olduğu hasım toplumda da aynı kayıplar verdirilmek istenmektedir.

Örgütün hareket kabiliyetini veya toplumun özgürlüklerini kısıtlayan ambargo, kapatma vb. uygulamaların veya tedbirlerin ortadan kaldırılması veya etkisinin azaltılması istenmektedir.

Saldırı hedefine verilecek hasar ve zayiatın, hasım tarafın sert bir şekilde karşılık vermesini sağlayacak sonuçlar yaratması, böylece örgüt taleplerinin dış kamuoyunda destek bulması amaçlanmaktadır.

Hasım tarafın manevi, kültürel, dinî sebeplerle çok önem verdiği hedeflere zarar vererek, diğer tarafın aşağılanması hedeflenmektedir.

Örgütler, üzerlerindeki operasyon baskısını hafifletmek veya hasım tarafın operasyonunun sekteye uğramasını sağlayacak hedefleri seçmektedir.

Bu yazı İntihar Saldırıları içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s