Neden İntihar Saldırısı?

Hakim bir otoriteye veya işgal kuvvetine karşı silahlı yöntemlerle karşı koyan örgütler, mücadelelerini belirli taleplere dayandırmaktadırlar. Bu talepler, genellikle toplumsal hak mahrumiyetlerini sona erdirmek, etnik bir grubun bağımsızlık ideallerini gerçekleştirmek, bir ideolojiyi kabul ettirmek veya bir örgütün temsil hakkının tanınmasını sağlamaktır. Örgütler bu taleplerini, hasım tarafa zorla kabul ettirmek, bu mümkün değilse hasım tarafı ve onun temsil ettiği toplumu cezalandırmak maksadıyla intihar saldırısının yanında her türlü çatışma yöntemini kullanırlar.

İntihar saldırısını bir mücadele taktiği olarak seçen örgütlerin taleplerinin belirli noktalarda kesiştiği görülmektedir. Bu taleplerin en başında; işgal altında olan veya işgal altında olduğu iddia edilen topraklardan işgalci güçlerin çekilmesi gelmektedir.

İntihar saldırılarının ilk görüldüğü yer olan Lübnan’daki örgütler, ABD, Fransa ve İsrail birliklerinin Lübnan’dan; Filistin’deki örgütler İsrail birliklerinin Filistin topraklarından; Çeçenler Rus birliklerinin Çeçenistan’dan; Taliban, NATO ve ABD birliklerinin Afganistan’dan; Irak’taki direnişçiler ise ABD birliklerinin Irak’tan çekilmesi için mücadele etmektedirler. Bunun yanında belirli bir bölgeye bağlı olarak eylem yapmasa da El Kaide örgütü, ABD ve İngiliz birliklerinin Suudi Arabistan başta olmak üzere tüm Müslüman ülkelerden çıkarılmasını amaçlamaktadır.

İkinci olarak; bir etnik grubun yaşadığı topraklarda tam özgürlük veya daha çok otonomi elde edilmesidir. Keşmir’in bağımsızlığını savunan örgütler, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda hak iddia eden PKK ve Sri Lanka’da Tamillerin bağımsızlığını savunan LTTE gibi örgütler buna birer örnek teşkil etmektedirler.

Eylemlerin seyrine bakıldığında örgütlerin mücadelesinin ve intihar eylemlerinin başlangıç tarihlerinin hiç bir zaman çakışmadığı görülmektedir. Örgütler genellikle, düşman taraf ile mücadele gücünün kırıldığı, başlangıçta baskın etkisi ile elde ettikleri kısmi başarılarının sona erdiği, kaynaklarının artık tükenmeye yüz tuttuğu, siyasi yollarla veya bilinen gerilla taktikleri ile başarı şansının azaldığı ve karşı tarafla arasında kendi aleyhine çok belirgin bir güç dengesizliğinin meydana çıktığı noktalarda intihar eylemlerine başlamış, bu zayıflıkların söz konusu olmadığı dönemlerde ise intihar eylemlerine son veya ara vermişlerdir.

Örnek olarak; Çeçenler Rus birlikleri ile iki defa savaşa girmişler, 1994-1996 arasındaki ilk savaşta Rus birlikleriyle karada girdikleri muharebelerde üstün taraf olmuşlar, ancak 1999’de başlayan ikinci savaşta Rusların karşısında aynı üstünlüğü elde edemeyince 2000 yılında intihar saldırılarına başlamışlardır. Filistinliler, İsrail’le aralarındaki barış süreci tehlikeye girdikçe intihar saldırılarına ağırlık vermişler, El Kaide ABD ve diğer hedef ülkelerle arasındaki güç dengesizliği nedeniyle eylemlerinde intihar saldırılarını tercih etmiştir.

Örgütlerin genel olarak bilinen çatışma alanı dışındaki hedeflere saldırmadıkları görülse de, hasım tarafta şok ve dehşet etkisi yaratmak veya dikkatleri dağıtmak maksadıyla bu alanın dışındaki hedeflere de intihar eylemleri gerçekleştirmeleri mümkündür.

Lübnan’daki İsrail işgali devam ederken Panama ve Arjantin’deki Yahudilere karşı düzenlenen eylemler, ABD’nin tüm dünyadaki operasyonlarına karşılık El Kaide’nin ikiz kulelere ve Afrika’daki elçiliklere yönelik düzenlediği saldırılar, Suudi Arabistan’ın ABD yanlısı politikaları nedeniyle yine El Kaide’nin Suudi Arabistan’daki eylemleri, Hindistan’ın liderlerine ve sivillerine yönelik Tamillerin eylemleri, İngiltere’nin ABD yanlısı politikaları nedeniyle Londra’da ve İstanbul’da düzenlenen eylemler, aynı sebeplerle Avustralyalılara yönelik Bali adasındaki eylemler, Filistinlilerin İsrail’in devlet terörü ve suikast uygulamalarına karşılık icra ettiği misilleme eylemleri bu maksatla düzenlenmişlerdir.

Örgütler, kendi ideallerini gerçekleştirmek üzere hedef toplumdaki muhalefeti körükleyerek hükümet üzerinde baskı yaratmak için de intihar eylemleri icra edebilmektedirler. Örnek olarak, Irak’taki işgal güçlerinin çekilmesini talep eden El Kaide, İspanya’da icra ettiği bombalama eylemleriyle, intihar saldırısı aşamasına gelmeden İspanyolların hükümete karşı yoğun bir muhalefet sergilemesini sağlamış ve İspanya’da iktidar el değiştirerek yeni hükümetin ilk icraatı birliklerini Irak’tan çekmesi olmuştur. LTTE, Sinhal sivillere yönelik eylemleriyle Tamillerin taleplerine kulak verilmesini isteyen muhaliflerin sayısının artmasını sağlamıştır. Filistinliler de, İsrail içindeki sivil hedeflere yoğun intihar saldırıları düzenleyerek, İsrail toplumunu hükümete karşı ayaklandırmak istemiş, ancak bunda çok başarılı olamamıştır.

İntihar saldırıları, örgütlere bahşettiği bir çok avantajla zayıf tarafın güçlü tarafla mücadelesinde zayıf tarafın stratejik denge silahı durumuna gelmiştir. Bir bakıma, zayıfların tankı, topu ve uçağı durumundadır. Tüm örgütler, intihar saldırılarını karşı tarafın gücüne meydan okuyacak yegane vasıta olarak görmekte ve bu temayı işleyerek halk desteğini kazanmaya çalışmaktadırlar. Bu çerçevede, intihar saldırılarının örgütlerin stratejik hedeflerine ulaşmasında önemli bir vasıta olmasında etkili bir hedef olduğu iddia edilse de, uzun vadeli sonuçlara bakıldığında yakın tarihimizde intihar eylemlerinden stratejik fayda sağlayan hiç bir örgütün bulunmadığı görülmektedir.

Lübnan’da 1983 yılındaki intihar saldırıları ile ABD ve Fransız askerlerinin geri çekilmesini sağladığı gerekçesiyle ünlenen Hizbullah, ülkesindeki seçimlerden zaferlerle çıkmasına rağmen 2010 yılında dahi ihtiyaç duyduğu siyasi tanınmayı elde edebilmiş değildir. Filistinliler, İsrail’in kısmi çekilmesini sağlamış olsalar bile, bu çekilme sonrasında eskisinden daha fazla bir kısıtlama ile karşı karşıya kalmışlar, hatta “güvenlik duvarı” adı altında gettolarda yaşamaya mahkum olmuşlardır. Çeçenler, Rusların ülkeden çıkarılması konusunda hiç bir başarı elde edememişler, hatta Rusya’nın tam kontrolü altına girmişlerdir. Diğer bir ifade ile, kazançlar geçici, bölgesel ve taktik seviyede, kayıplar ise kalıcı, küresel ve stratejik seviyede olmuştur.

Esasen örgütler, intihar eylemlerine genellikle stratejik gerekçelerle değil, taktik kazançlar peşinde koşarken başlamışlardır. Öncelikle, intihar saldırıları karşı tarafın ateş gücü üstünlüğüne bir çare olarak çatışma alanına girmiş, hedef ülkenin askeri birliklerine piyade tüfekleri, makineli tüfekler ve roketatarla karşı koyan örgütler “uzun menzilli”, “güdümlü” ve “akıllı” füzelere kavuşmuşlardır.

Ancak buna rağmen, intihar saldırısı planlama ve düzenleme becerisi bir örgütün ne kadar tehlikeli hale geldiğinin en belirgin göstergesidir. İntihar saldırısı ile örgütler, kendisiyle mücadele eden otoriter güçleri ilk anda baskına uğratmakta, karar mekanizmalarını felç etmekte ve hedef toplumda güvensizlik ve psikolojik çöküntü yaratmaktadır. Bununla da kalmayarak, hedef devletin ani, günlük ve geçici çözümlere tutunması halinde iktidar değişikliklerine ve iç kargaşaya sebep olabilmekte, örgütün kısmi başarılar elde etmesini dahi sağlayabilmektedir.

Üstelik bu silahlar; hedefteki son değişikliklere göre vuruş noktasını düzenleyebilen, radarlara yakalanmayan, erken ikaz sistemlerini kolayca geçebilen, füze savarlara hedef olmayan, diğer bir ifade ile “hedefte infilakı önlenemeyen” silahlar haline gelmiştir.

Ayrıca, kullanılması için hiç bir savaş ilanını gerektirmediğinden ve taşıyıcı (lançer) durumundaki eylemcinin ölümüyle “faili meçhul” veya “şüpheli” kalması nedeniyle misillemeye maruz kalma tehlikesini oldukça azaltarak kullanıcısının taktik emniyetini de sağlamaktadır.

Planlayıcı açısından bakıldığında da intihar eylemleri taktik avantajlar sunmaya devam etmekte, saldırı planının en önemli bölümünü oluşturan geri çekilme safhasının planlanmasını gereksiz kılmaktadır. Eylemcinin saldırıda ölmesi nedeniyle yakalanması, sorgulanması, örgütle ilgili bilgiler vermesi mümkün olmadığından, diğer eylemlerde planlamanın en önemli sorunu olan “kaçış yolları”, intihar saldırılarında planlamaya dahi alınmamaktadır.

Etkili bir insan hakları ihlallerini izleme mekanizması olan Human Rights Watch, raporlarında Filistinli örgütlerin sivillere yönelik eylemlerini insan hakları ihlalleri kapsamında değerlendirmekte, askerî hedeflere yapılan saldırıları “işgâl atındaki bir toplumun işgale karşı direnişi” olarak görmektedir. Çeçenlerin Rus askerî hedeflerine yönelik intihar saldırıları dünya toplumunda çok büyük bir etki yapmamış, ancak Çeçen militanların sivillere yönelik eylemlerinin artması, hatta Beslan okul krizi ve Moskova tiyatrosu olayları Çeçenlerin terörist sayılmasına neden olmuştur.

Eylemlerine ilk başladığı dönemlerde dünya kamuoyundan destek gören, eylemleri terörizm yerine “iç savaş”, “ayaklanma” veya “işgale karşı direniş” olarak görülen, militanları terörist yerine “özgürlük savaşçısı” veya “direnişçi” olarak görülen örgütler, intihar eylemlerine başladıktan bir süre sonra terör örgütü ve terörist olarak ilan edilmişler ve aldıkları dış desteği büyük oranda yitirmişlerdir. Bu desteği kaybetmeleri bazı örgütlerin mücadelelerindeki siyasi ve hukuki haklılıklarının da askıya alınmasına sebep olmuş, başarı şansları iyice azalmıştır. Bu nedenlerle, örgütlerin intihar eylemlerine başlama kararları hedef ülke/toplum üzerinde ağır maliyetli bir sonuç yaratsa da, aslında intihar eylemcisinin eylemin ilk anında ölümünün kesin olmasına benzer bir şekilde örgütün de sonunun geldiğinin habercisidir.

Reklamlar
Bu yazı İntihar Saldırıları içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s