Hamas

Hamas’ın kökleri 1928 yılında Mısır’da kurulan Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) örgütüne uzanmaktadır. Müslüman Kardeşler, 1930’lu yılların başlarından itibaren Filistin’de varlık göstermeye başlayarak, 1945’de Gazze’de, 1946’da Kudüs’te birer büro açtı. 1948 Arap-İsrail savaşı öncesinde başlayan gerilla savaşlarına Mısır’dan gönüllüler gönderen örgüt Yahudi çetelerine karşı mücadelenin öncülüğünü yaptı.

Zaman içerisinde Mısır’da gelişen laik akımlar ve iç gelişmeler neticesinde 1954 yılında Nasır tarafından örgütün yasal faaliyetlerine son verildi. Bu tarihten sonra faaliyetlerini yer altına indiren örgüt, 1948 yılından itibaren Mısır’ın hakimiyetinde olan Gazze Şeridinde konuşlanan ve İsrail’e yönelik eylemler icra eden Filistin direniş örgütlerine eleman temin etmeye devam etti. Ürdün yönetimine giren Batı Şeria’daki Müslüman Kardeşler örgütü ise, Ürdün yönetimince yasal parti statüsüne kavuşturuldu ve günlük siyasete dahil olarak marjinalleşti.

İşgal altındaki topraklarda, 1948-1967 yılları arasında Pan-Arap ve sosyalist fikir akımları nedeniyle İslâmî akımlar destek bulamadı. İsrail’in 1967 savaşında tüm Filistin topraklarını işgâlinden sonra Filistin direniş grupları çevredeki diğer Arap ülkelerinde üslendi. Bu boşluktan faydalanan Müslüman Kardeşlerin uzantıları da Filistin halkının Müslümanlık duygularının ve bilincinin geliştirilmesi için eğitim ve propaganda faaliyetlerine başladılar.

Bu maksatla, önce kendilerinin kontrolünde öğrenci dernekleri kurarak üniversite öğrencileri arasında teşkilatlandılar. Yapılan çalışmalarla 1978 yılında kurulan Gazze Üniversitesi 1983 yılında tamamen Müslüman Kardeşler örgütünün kontrolüne geçti. Burada kazandıkları destek, Hamas’ın sonraki yıllarda ihtiyaç duyacağı militan kadrosunu kolayca karşılayabilecek seviyeye ulaştı. 

İslâmî eğitim çalışmalarına paralel olarak Gazze Şeridinde sosyal yardım vakıfları ağı oluşturuldu. Bu vakıflar 1973 yılında Şeyh Ahmed Yasin liderliğinde İslâm Derneği altında birleştiler. İsrail hükümeti, işgâl altındaki topraklarda faaliyet gösteren milliyetçi gruplar içerisinde olmamasından hareketle, aynı zamanda bu akımları zayıflatacağı düşüncesiyle derneği hayır kurumu olarak kayıt altına almış ve faaliyetlerini sürdürmesine izin verdi.

Oysa İslâm Derneğinin baştan beri hedefi, İslâm dininin sosyal ve politik hedeflerine uygun olarak Filistinlilerin din kurallarının hakim olduğu bir yaşam tarzını benimsemelerini sağlamaktı. Propaganda faaliyetleri normal olarak İsrail hükümetinin pek karışmadığı camilerde icra ediliyordu. Dernek, Gazze’deki camilerin bir çoğunu zaman içerisinde kontrol altına aldı.

İslâm Derneği, Gazze İslâm Üniversitesinde yoğun bir destek buldu ve 1980’li yıllarda öğrenciler arasında yayılan şeriat fikirleriyle siyasî bir akım haline geldi. Bir süre sonra da öğrencilerin şeriata aykırı oldukları gerekçesiyle sinemalara, alkollü içki satan dükkanlara ve kumarhanelere saldırılar düzenlemeleri ile şiddet unsurunu da içermeye başladı. 1983-1985 yılları arasında Gazze Üniversitesi, İslâmcı ve Milliyetçi öğrencilerin hakimiyet savaşına sahne oldu. Ancak, üniversitedeki öğrenci konseylerinin seçimlerinde İslâmî kanat her zaman galip gelen taraf oldu.

İsrail hükümeti, 1984 yılında derneğin İsrail’i yıkmak ve Filistin İslâm Devleti kurulması yönündeki çalışmalarını tespit ederek, dernek bürolarına bir baskın düzenledi ve çok sayıda silah ele geçirdi. Şeyh Ahmet Yasin başta olmak üzere derneğin üst düzey 13 üyesi 13 yıla kadar varan hapis cezalarına çarptırıldılar. İsrail, bu cezalandırmalara rağmen derneğin faaliyetlerine devam etmesine izin verdi. Şeyh Ahmet Yasin, bir yıl sonra bir mahkum değişim programı ile serbest bırakıldı ve derneğin perde arkasındaki lideri olarak kaldı.

1985 yılında derneğin çoğu Mısır’daki dinî okullarda eğitim görmüş liderler tarafından yönetilen 2000’den fazla üyesi bulunuyordu. İslâmî kanadın bu ağırlığına rağmen, İslâm Derneği ve yöneticilerinin temel faaliyet alanı yine de hayır işleri, yardım toplama ve sosyal projelerle sınırlı kaldı.

1987 yılında başlayan Birinci İntifadanın ilk zamanlarında İslâmî kanat, olaylara karışmamayı tercih etti. Bunun nedeni, İslâmî Dernek yöneticilerinin “birinci hedef olarak İsrail’e karşı silahlı bir mücadeleye girmeden önce, Filistin halkının İslâmî değerlerinin camilerde eğitimine öncelik verilmesi, halkın Müslümanlık duygularının gelişmesi ve güçlenmesi, müteakiben halkın dinî duyguları ve inançları güçlenmiş olarak İsrail’e karşı savaşması” şeklinde düşünmeleriydi. Ancak, intifada devam ederken İslâm Derneği liderliği İslâmî Cihad örgütünün ve milliyetçi Filistinlilerin millî davaya katılmadıkları konusunda yoğun eleştirilerine maruz kaldı.

Birinci intifadanın ilk yılının tamamlandığı 1988 yılında İslâm Derneği, Şeyh Ahmet Yasin tarafından Hamas örgütüne dönüştürüldü ve Filistin’in bir İslam toprağı olduğu, gayrimüslimlere teslim edilemeyeceğini ilân etti. Hamas’ın teşkilât yapısı da siyasî kanat, istihbarat birimi ve askerî kanat şeklinde düzenlendi.

Siyasî kanat, örgütün tüm politik kararlarının alındığı Siyasî Komite ve bağlı alt birimlerden oluşmaktaydı. Siyasî Komite 12-14 kişiden oluşmakta olup, örgütün Lübnan, Suriye, Katar ve İran’daki temsilcilerinden, Batı Şeria ve Gazze Şeridi Liderlik Komitelerinin temsilcilerinden ve Hapishaneler temsilcilerinden oluşuyordu. Komite kararları uzun pazarlıklar ve uzlaşma çabaları ile oy birliği ile alınıyordu.

İstihbarat birimi örgütün haber alma ve hedef takibi gibi örtülü faaliyetlerde bulunan birimiydi ve bir süre sonra askerî kanatla birleştirildi.

Askerî kanat, başlangıçta şok birlikleri olarak görev yapan “el Suad el Ramaya” adıyla örgütlendi. Daha sonra istihbarat birimi ile askerî kanat birleştirilerek Filistin Mücahidleri adını aldı. Birinci intifada devam ederken halen aynı isimle bilinen İzzettin Kasım Tugayları olarak anılmaya başlandı. İkinci intifada öncesinde ilave olarak “Şehit Mühendis Yahya Ayyaş Hücresi” kuruldu. 

Hamas’ın kuruluş bildirgesine göre Filistin sorununun çözümüne dair görüşleri; siyonist düşmana (İsrail) karşı mücadele için tek yöntemin Cihad olduğu ve hiç bir şekilde İsrail ile bir uzlaşmaya varılmaması; Akdeniz kıyılarından Ürdün nehrine kadar olan Filistin topraklarının hiçbir parçasının siyonistlere devredilmemesi ve siyonistlerin Filistin topraklarından çıkarılması şeklindedir. Aynı bildirgede Hamas İsrail’i, başta kapitalizm, komünizm, Dünya Savaşları, BMGK gibi modern dünyayı etkileyen her türlü sorunun kaynağı olarak görmektedir. Hamas’a göre FKÖ ise, milliyetçi ve laik söylemleri nedeniyle eleştirilmektedir. Ancak Hamas, FKÖ’nün İslâmî yaşam tarzını ve şeriat kurallarına uygun davranmayı seçmesi halinde onun emrine girebileceğini vurgulamaktadır.

Mücadele için kabul edilen strateji ise özetle; Filistin halkının direnişe ve mücadeleye zafere ulaşana kadar aktif olarak katılması, mücadelenin Filistin topraklarında yapılması, diğer Müslümanların da mücadeleye katılması ve uluslararası kamuoyunun kazanılması için siyasî çalışmalar yapılması şeklinde belirlenmiştir.

Hamas, Filistin sorunu ile ilgili siyasî bir çözümü de siyonistlerin Filistin’i işgallerini yasal hale getireceği ve Filistin halkının kendi toprakları üzerinde esir gibi yaşayacakları manasına geleceği düşüncesiyle reddetmektedir.

İntifada esnasında Hamas’ın eylemleri İsrail’in şiddet seviyesini artırmasını engellemek için gösteriler, taş atmalar, molotof kokteyli ile saldırılar şeklinde sokak çatışmaları ile sınırlı kaldı. Geniş katılımlı halk eylemleri olarak nitelendirilebilecek bu eylem seviyesi, örgütün halk desteğini artıran bir etki yaptı ve sadece Gazze’de değil, Batı Şeria’daki Filistinlilerden de destek görmeye başladı.

İntifada esnasında oluşturulan birleşik liderlik yapısına dahil olmayan Hamas, intifada eylemlerini planlayan ve icra eden ikinci bir cephe oluşturdu. Bu cepheleşme Hamas-FKÖ rekabetini de beraberinde getirdi ve her iki örgüt arasında silahlı çatışmalara varan bir gerilim yarattı. 

FKÖ’nün 1988 yılında Cezayir’deki toplantısında barış sürecinin ilk adımlarını atarak, BMGK’nin şimdiye kadar kabul etmediği kararlarının kabul edileceğine dair yeşil ışık yakmasına Hamas, “Filistinlilerin ve vatanın satılması” olarak nitelendirerek ilk itirazlarını dile getirdi. 

Hamas, 1989 yılında FKÖ’nün kararlarına uyacağını ilân etmesine rağmen FHKC ile işbirliği yaparak El-Fetif politikalarına muhalefet etmeye başladı. Hamas, İsrail’e yönelik silahlı eylemlere de bu dönemde başlayarak bazı İsrail askerlerinin kaçırılıp öldürülmesi gibi eylemleri üstlendi. Bunun üzerine İsrail hükümeti Hamas’ı yasadışı ilân ederek terörist örgütler listesine dahil etti. İsrail güvenlik kuvvetlerinin Hamas’a yönelik operasyonları sonucunda başta Şeyh Ahmed Yasin olmak üzere bir çok örgüt ileri geleni tutuklandı.

Ekim 1990’daki El Aksa camiinde 17 Filistinlinin İsrail askerlerince öldürülmesi sonrasında Hamas, İsrail’e karşı Cihadın başlatıldığını ve “siyonist düşmana her yerde, tüm cephelerde ve her vasıtayla saldırılması, saldırılarda özellikle İsrail askerlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin hedef alınmasını” ilân ederek İsrail hedeflerine yönelik eylemlerin dozunu artırmaya başladı.

Bu arada FKÖ ile Hamas arasındaki ilişkiler de gerginleşti. Hamas sürgündeki Filistin Ulusal Konseyinin politikalarında esaslı bir revizyon yapılmasını ileri sürerken FUK’nde %40’lık bir temsil hakkı da istedi. FKÖ, bu teklifleri de sert bir şekilde geri çevrildi. Aslında FKÖ, Hamas’ın Filistin bağımsızlık hareketini bölmek için İsrail ve Ürdün tarafından desteklendiğini düşünüyordu ve Filistin sorununun çözümünde kendisine rakip veya ortak olacak bir örgüte tahammül göstermeyi dahi kabul etmiyordu.

Irak’ın Kuveyt’i işgali esnasında Saddam yönetiminin laik karakteri nedeniyle Irak’ı açıkça desteklememesi, işgâl sonrasında başta Suudi Arabistan olmak üzere, Körfez ülkelerinin yardımlarının FKÖ yerine Hamas’a akmasını sağladı. Böylece, daha önce FKÖ tarafından yürütülen hayır işleri de Hamas tarafından yürütülmeye başlandı. Bu durum Filistinliler arasında Hamas’ın taraftar kazanmasına yardım etti fakat FKÖ ile ilişkilerinin daha da gerilmesine sebep oldu. Bir süre sonra da Hamas ile FKÖ arasında çatışmalar yeniden görülmeye başlandı. Yapılan pazarlıklar ve görüşmeler neticesinde çatışmalar kısa sürede bastırıldı ve İsrail’e karşı işbirliği konusunda anlaşmaya vardılar.

Barış sürecini başladığında Hamas’ın önünde iki seçenek belirdi. Ya FKÖ ile işbirliği yapacak ve İslâmî söylemlerle Filistin kamuoyunda kazandığı destek ve daha da önemlisi örgütün var oluş sebebi ile çelişki yaratacaktı, ya da Filistin toplumunda hakim olan barış umuduna aykırı hareket ederek marjinalleşme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktı. Bu ikilem örgüt içinde de fikir ayrılıklarına sebep oldu ve örgütün işgâl edilmiş topraklardaki kesimi barış sürecine sıcak bakmaya başladı. Filistin dışındaki kesim ise eski görüşlere bağlı kaldı.

Örgütün bir süre zayıflamasına sebep olan bu durum, FKÖ ile Hamas arasındaki ezeli rekabetin de etkisiyle kısa sürede barış süreci karşıtlarının hakimiyeti ile sona erdi. Hamas, bir açıklama yaparak işgalci siyonist güçlerin tanınmasına itiraz ettiklerini, Arafat’ın imzasını ve düşmanı tanımasını Filistin halkına ve İslâmî devlet idealine ihanet olarak gördüklerini ilân etti.

Oslo süresine karşı olduğunu açıklamasından sonra Hamas’ın faaliyetleri üç noktada yoğunlaştı; sürece karşı olan solcu gruplarla geniş bir red cephesi kurulması, İsrail’e yönelik silahlı eylemlerin dozunun artırılması, Filistin Millî Otoritesi (FMO) ile uzlaşma çabalarına devam edilmesi. 

Hamas’ın barış sürecine karşı çıkışları İran ile olan ilişkilerinin gelişmesini sağladı. Tahran’da Hamas’ın ilk dış bürosu açıldı ve Hamas militanlarının İran’da Devrim Muhafızlarından ve Lübnan’da Hizbullah kamplarında eğitim görmeleri sağlandı, ayrıca Hizbullah ile Güney Lübnan üzerinden İsrail’e yönelik eylem işbirliği yapılması konusunda mutabakata varıldı. İsrail’in 1992 yılında 415 Hamas ve İslâmî Cihad üyesini Güney Lübnan’a sürmesi Hamas-Hizbullah dayanışmasının da gelişmesini sağladı.

Filistin halkının Hamas’a verdiği destek her geçen gün artmaya başladı. 1992 yılında çeşitli ticaret odalarının ve meslek gruplarının seçimlerinde FKÖ ile Hamas’ın oy oranlarının hemen hemen eşit olduğu görüldü.

Oslo süreci devam ederken 1993 yılında Hamas ilk intihar eylemini icra etti. Filistin halkı İsrail birliklerinin kapatma, toplu cezalandırma ve ambargo gibi uygulamalarına maruz kaldı. Bu olayların da etkisi ile FKÖ-Hamas arasındaki liderlik ve hakimiyet mücadelesi giderek sertleşti.

Her iki grup şiddet içeren eylemlerden bir süre kaçındıysa da, 1994 yılında Hamas göstericilerine Filistin Polisinin ateş açarak müdahale etmesi sonucu 18 Hamas mensubunun ölmesi, 200’den fazlasının da yaralanması ile iki grup arasındaki ilişkiler en kötü düzeye indi. Yaygın silahlı iç çatışma beklentisine rağmen yoğun bir arabuluculuk faaliyeti ile anlaşma sağlandı ve her iki grup İsrail’e karşı mücadelede birbirine karışmamak konusunda anlaşmaya vardılar.

Bir Yahudi yerleşimcinin El Halil kentindeki Halil İbrahim Camiinde namaz kılan Filistinlilere ateş açarak 29 kişinin ölümüne ve 125 kişinin yaralanmasına sebep olmasıyla Hamas’ın eylemleri tekrar başladı. Kısa bir süre sonra ilk intihar saldırısı gerçekleşti ve müteakip iki yıl boyunca eylemler devam etti.

Bu eylemler, siyasî anlamda İsrail’e olduğu kadar Arafat’a ve Filistin Millî Otoritesine de zarar verdiğinden Hamas’a yönelik tedbirler ve operasyonlar hız kazandı. Bu tedbirler ve operasyonlarla Hamas güç kaybına uğradıysa da Filistin mücadelesinde hesaba katılması gereken bir taraf olduğu Arafat tarafından kabul edildi ve Hamas’ın siyasî platforma çekilmesi için yoğun çabalar harcanmaya başlandı. 

1996 yılının başlarında Hamas ve FKÖ temsilcileri Hamas’ın terör olaylarından vazgeçerek siyasî parti haline gelmesi ve seçimlere katılması konusunda anlaştılar. Ancak bu anlaşmaya rağmen Hamas’ın askerî kanadı İzzettin Kasım Tugayları, Hamas’ın kontrolü dışındaymış görüntüsüyle İsrail’e yönelik eylemlerine devam etti.

FKÖ yine de Hamas’ı karar mekanizmaları dışında tutmaya, yönetim kadrolarından ve bütçeden pay vermemeye özen gösterdi. Hamas da Oslo Sürecini tanımadığından sürecin ürünü olan hiçbir kuruma katılmaya teşebbüs etmedi. Bu kapsamda 1996 yılındaki başkanlık ve meclis seçimlerini boykot etti ama Oslo süreci ile bağlantılı olmayan belediye seçimlerinin yapılması konusunda ısrarlı girişimlerde bulundu. Arafat ise Hamas’ın sahip olduğu halk desteği nedeniyle belediye seçimlerinde baskın çıkacağını tahmin ettiğinden belediye seçimlerini sürekli erteledi.

İkinci intifada esnasında, Hamas hem askerî, hem de politik alanda aktif rol oynadı. FKÖ kontrolünde olduğu iddia edilen “El Aksa Şehitleri Tugayları” ile birlikte yoğun bir şekilde intihar saldırıları gerçekleştirdiler. El aksa intifadasında İsrail’in Filistin halkına yönelik hedef gözetmeden icra ettiği saldırılar ve ortak düşmana karşı beraber savaşmak FKÖ ile Hamas’ın yakınlaşmasını sağladı.

Çatışmaların yoğunluğu FMO’nin bölgeye tek başına hakim olmasına imkân vermiyordu ve ancak Hamas’ın işbirliği ile Filistinliler üzerinde kontrol sağlanabiliyordu. Her iki örgüte de hakim olan karşılıklı güven artışı Arafat’ın 1996’dan beri ertelediği belediye seçimlerinin 2004 yılında yapılmasına onay vermesi ile sonuçlandı. 

2004 yılında Hamas lideri Şeyh Ahmet Yasin İsrail’in helikopterle düzenlediği bir saldırı sonucunda, FKÖ/FMO lideri Arafat ise yakalandığı hastalık sebebiyle öldü. Hamas’ın yeni lideri Rantisi de birkaç hafta sonra İsrail tarafından öldürüldü. Hamas’ın liderliğine Halid Meşal getirildi ve göreve gelir gelmez kendisinden önceki liderlerin prensiplerini sürdüreceğini ve İsrail işgalinin sona ermesine kadar savaşa devam edeceklerini açıkladı.

Arafat’ın yerine ise, Mahmud Abbas seçildi ve Filistin’in iç politik dengeleri arasında uzlaşma arayışı başladı. Taraflar arasında uzun süren pazarlıklar sonucunda 19 Mart 2005 tarihinde Kahire Deklarasyonu ilân edildi. Deklarasyona göre, tüm silahlı gruplar 2005 yılı sonuna kadar ateş kes uygulayacaklar, FMO liderliği de yerel ve genel seçimlerin gecikmeden yapılmasını sağlayacaktı.

Kurulduğu günden itibaren, serbest ve adil şekilde icra edilecek seçimlere katılmayı hedeflediğini ve Filistin halkının seçimle ortaya koyduğu iradeye saygı duyacaklarını beyan eden Hamas, 2006 yılında ilk defa katıldığı meclis seçimlerinde ezici bir üstünlük sağlayarak hükümeti kurdu. Hamas’ın Filistin yönetiminde söz sahibi olması, kurulduğu günden bu yana sahip oldukları barış süreci ile ilgili düşünceleri nedeniyle Filistin’e yönelik tüm dış yardımlar kesildi.

Hamas’ın kuruluş bildirgesinde açıklanan sert ve uzlaşmaz söylemler bir süre sonra yumuşatılarak biraz daha gerçekçi bir hale getirilmiştir. Başlangıçta tek çözüm şeklinin, “tarihî çözüm” dedikleri, İsrail’in tamamen yok edilmesi olarak kabul eden Hamas, İsrail’in 1967 öncesi sınırlara çekilmesini öngören geçici bir çözümü kabul etmiştir. Geçici çözüm formülüne göre, İsrail 1967 öncesi sınırlara çekilecek, işgâl altındaki topraklardaki tüm Yahudi yerleşim birimleri kaldırılacak, kendi sınırları içerisinde egemen bir Filistin Devleti kurulacaktır. Bu çözüm şeklinde dahi Hamas, İsrail ile masaya oturmayı kabul etmemektedir. Geçici çözüm sonrasında ise hedef, tarihî çözüm olarak belirlenmiştir. Bu nedenle, İsrail de Hamas’ı tanımak veya görüşme masasına oturmak gibi bir hareket tarzını kabul etmemektedir.

Hamas’ın halk desteği kurulduğu günden El Aksa intifadasına kadar olarak inişli çıkışlı bir seyir izledi. Başlangıçta kısıtlı bir desteği olan örgüt, özellikle barış sürecinin ivme kazandığı dönemlerde taraftar kaybederken İsrail’e yönelik kanlı saldırılardan sonra desteğinde artış gözlemlendi.

Birinci İntifada’nın ilk aylarına kadar sadece hayır işleri ve kısıtlı eylemlerle kendini gösteren örgüt, biraz da FKÖ çatısı altındaki militanların zorlamasıyla eylemlerde aktif olarak yer almaya başladı. Uzun süre varlığı göz ardı edilen ve anketlerde pek konu edilmeyen Hamas’ın Eylül 1993’te açıklanan kamuoyu araştırmalarına göre %17.5’lik bir desteğe sahip olduğu belirlendi.

Barış sürecinde önemli bir gelişme olarak, 4 mayıs 1994’te Kahire’de imzalanan Gazze Şeridi ve Eriha anlaşmasından sonra Temmuz-1994’de açıklanan anketlerde Hamas’ın %10.8 desteğe sahip olduğu tespit edildi.

Barış sürecini onaylamadığını belirterek 1995 yılı başından itibaren İsrail’e yönelik eylemlere hız veren Hamas’ın, Temmuz-1995’de sonuçları açıklanan bir araştırmada ise sahip olduğu halk desteğinin %18,2’ye yükseldiği belirlendi.

Filistin ve İsrail liderlerinin 28 Eylül 1995 tarihinde Washington’daki Beyaz Saray bahçesinde tüm dünyanın gözleri önünde el sıkışarak imzaladıkları, artık sorunların barışı yollarla çözüleceği anlamına gelen Oslo-2 Anlaşmasından sonra yapılan ve sonuçları Ekim-1995’de açıklanan bir kamuoyu araştırmasında ise Hamas’ın sahip olduğu desteğin %10.7’ye düştüğü belirlendi.

Hamas, Oslo-2 anlaşmasından sonra İzak Rabin’in suikasta kurban gitmesi üzerine başlayan seçim dönemi süresince bombalı intihar saldırılarına hız verdi. Netanyahu’nun seçilmesinde etkili olan bu saldırılar devam ederken Filistinlilerin Hamas‘a yönelik desteği de düşüşe geçerek Nisan-1996’da % 7.9, Ağustos ayında ise %6.5 olarak belirlendi.

Netanyahu’nun barış sürecini sekteye uğratan uygulamaları ve açıklamaları devam ederken Hamas’ın halk desteği de kademeli olarak yükselerek Temmuz-1997’de % 11.3 olarak belirlendi.

Hamas’ın lideri Şeyh Ahmed Yasin’in İsrail tarafından serbest bırakılması ve büyük bir törenle Gazze’ye gelmesinden sonraki kamuoyu araştırmalarında ise Hamas’ın desteği %17.3 olarak belirlendi.

Şiddet eylemlerinin gittikçe azaldığı ve barış sürecinin canlandırılmasına yönelik girişimlerin devam ettiği 1999 ve 2000 yıllarında Hamas’ın halk desteği yine düşüş göstererek % 10’ların altına indi.

2000 yılının ilk yarısında Filistinlilerin gündeminde yer almayan Hamas örgütü El Aksa İntifadasının başlangıcından itibaren İsrail’e yönelik eylemlerde öncülük yaparak Filistinlilerin duygularına yönelik olarak yürüttüğü politikalarla gündemde kalmayı başardı. Meydana gelen siyasî gelişmeler ve İsrail’e yönelik eylemlerin başarısı örgütün her geçen gün güçlenmesini sağladı. Hatta Filistin davasının kadim savaşçısı olan El-Fetih örgütü gittikçe kan kaybetmeye başladı. Hamas ise, 2003 yılında yapılan bir kamuoyu araştırmasında Filistinlilerin %82’si tarafından “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendiriliyordu .

Hamas’ın siyasî hedefleri de Filistinlilerin gönlünde yatan ideallere paralellik arz ediyordu. Mart-2002’deki anketlerde Filistinlilerin %48.1’inin El Aksa intifadasının maksadını 1967 öncesi sınırlarda bağımsız Filistin devletinin, %43.9’unun ise Akdeniz’den Ürdün nehrine kadar olan bölgede tarihî Filistin devletinin kurulması olarak gördükleri belirlendi. Tarihi Filistin devleti, Hamas örgütünün kuruluş bildirgesinde yer alan nihai hedef olup, ankette çıkan sonuç Hamas’ın 2006-Ocak seçimlerinde aldığı oy oranıyla benzerlik göstermekteydi. Bu durum, esasında Hamas’ın gelecekteki durumu hakkında da ipucu vermekteydi.

Hamas örgütünün, bir yardım kuruluşundan terörist bir örgüte dönüşmesi ve daha sonra da siyasî arenaya geçerek girdiği ilk seçimlerde iktidara gelmesi sadece kendi başarısı olarak görülmemelidir. Barış süreci içerisinde işgâl altındaki topraklarda kurulan Filistin otoritesinin bürokratikleşmesi, halktan uzaklaşması, nepotizm ve partizan davranışları, yönetime yakın kişilerin yolsuzluğa bulaşması, ekonomik ve siyasî çöküntüler, FKÖ’nün Oslo sürecinde eski politikalarının büyük bir kısmından vazgeçmesi, en azından İsrail’i tanıması, FKÖ’nün Marksist fikirleri halk desteğinin büyük oranda Hamas’a kaymasına sebep oldu.

Bunun yanında, Filistin sorununun bölgesel politik gelişmeler ile dünya gündeminin alt sıralarına düşmesi ve sorunun çözümü için İslâmî fikirlerin yeni bir kurtarıcı olarak görülmesi, Hamas’ın FKÖ’ye göre yolsuzluklara bulaşmadığından temiz kalması ve “FKÖ gibi Siyonistlerle masaya oturmamış olması” halk desteğinin Hamas’a kaymasına sebep olan diğer etkenlerdi.

Hamas’ın taraftar kazanmasına sebep olan diğer bir faktör ise, işgâl altındaki topraklarda geniş halk kitlelerine hitaben yürüttüğü eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerdi. Hamas, uluslar arası yardım kuruluşları tarafından da Gazze’de yardımların dağıtılmasında güvenilir kuruluşların başında görülmekteydi.

İsrail’in Gazze şeridinden tek taraflı olarak aldığı bir kararla çekilmesi de Filistinlilerin gözünde Hamas’ın başarısı olarak görüldü. Tıpkı Lübnan’da Hizbullah’ın İsrail’in geri çekilmesinde en büyük rolü oynadığı gerekçesiyle Lübnanlıların desteğini kazanması gibi, Hamas da bu geri çekilmenin kahramanı olarak görüldü.

Not: Bilgiler en son 2009 yılında güncellenmiştir.

Reklamlar
Bu yazı Din Kaynaklı Çatışmalar, Filistin-İsrail Sorunu, Hamas, Silahlı Örgütler, İntihar Saldırıları, İşgale Karşı Direniş Hareketleri içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s