SSCB’nin Afganistan’ı İşgali ve İç Savaş

1973 yılında o zamana kadar krallıkla yönetilen Afganistan’da Davud Han liderliğinde Cumhuriyet ilan edildi. Davud Han’ın hazırladığı Anayasa 1977’de kabul edildi. Davud Han devlet başkanı sıfatıyla kendi aile çevresinden, yakınlarından, devrik kraliyet ailesinin üyelerinden kurulu bir hükümeti iş başına getirdi. Bunun üzerine 10 yıldır ayrı çalışan iki sol örgüt, Halk ve Bayrak partileri Davud Han’a karşı birleştiler. Halk kanadı lideri Hafızullah Amin’in düzenlediği bir darbeyle Davud Han devrildi, kendisi ve aile üyelerinin çoğu öldürüldü.

27 Nisan 1978’de Afganistan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu. Ama Halk ve Bayrak kanatları arasındaki birlik hızla bozuldu. Orduya dayanan Halk kanadı giderek güçlendi. Yeni yönetimin reform programında kadınlara eşit haklar, toprak reformu ve klasik Marksist – Leninist doğrultuda yönetsel önlemler yer alıyordu.

Temel Afgan kültür öğeleriyle çatışan bu program ve siyasal baskılar, nüfusun geniş kesimlerini karşısına aldı. 1978 yazında Nuristan bölgesinde ilk ayaklanmalar patlak verdi ve eşgüdümsüz de olsa tüm ülkeye yayıldı.

5 Aralık 1978’de, Sovyetler  Birliği ile Afganistan arasında Dostluk, İyi Komşuluk ve İşbirliği Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmanın imzalanmasından  kısa süre sonra Afganistan’da  Sovyet yanlısı iktidara karşı ulusal direniş hareketi başladı. Ayaklanmalar karşısında Afgan ordusu güçsüz kalınca iktidarda bulunan Afgan yönetimi SSCB ile imzalanmış olan dostluk ve işbirliği Antlaşmasına dayanarak  Sovyetler’den yardım talep ettiler.

Bu talep üzerine ve kısa sürede Afganistan’a çok sayıda Sovyet uzmanı ve askeri geldi. Sovyetler, 27 Aralık 1979’da ülkeyi fiilen işgal etti. Devlet başkanı Hafızullah Amin öldürüldü ve yerine Babrak Karmal getirildi. Sovyetler’in işgal hareketi, çok sayıda Afganlı’nın Pakistan ve İran’a sığınmasına sebep oldu.

1979’da Afganistan Sovyetler Birliği tarafından işgal edilince ülke içindeki bazı gruplar Sovyet işgaline karşı direnişe başladı. İlk ayaklanma doğu vilayeti Herat’ta yaşandı. Afgan askerleriyle birlikte hareket eden halk yönetimi ele geçirdi. Ancak Kabil hükümeti Sovyetlerden aldığı uçaklarla ayaklanan halkı bombaladı. 

Yaklaşık 50 bin kişi bu olaylar sırasında hayatını kaybetti. Köyler kasabalar basıldı ileri gelen din adamları idam edildi. Sovyetler Birliği işgaline karşı direnişe başlayan Afganlar, dünyanın dört bir yanından gönüllü olarak gelen Müslümanların da katılmasıyla yedi büyük cephe oluşturdular. Bu cepheler ve liderleri şöyle idi:

Cepheler   Liderleri 
Hizb-i İslami Afganistan  Mühendis Gülbeddin Hikmetyar 
Cemiyet-i İslami Afganistan  Prof. Burhaneddin Rabbani 
Mehaz-ı Milli İslami Afganistan   Seyyid Ahmed Gilani 
Cephe-i Milli İslami Afganistan   Sıbgatullah Müceddidi 
Hareket-i İnkılabi İslami   Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi 
Hizb-i İslami  Mevlevi Yunus Halis  
İttihad-ı İslami Bara-i İslami Afganistan   Abdurrab Resul Sayyaf  

 

 “Afgan Cihadı” adı verilen direniş hareketi sürerken Babrak Karmal’ın devlet başkanlığı da 1986 yılında sona erdi. Onun yerine Sovyetler Birliği’nden polis şefi olarak Afganistan’a gelen Perçem Dr. Muhammed Necibullah yeni devlet başkanı oldu.

Mücahitlerin Sovyet işgaline direnişi, 1988 yılında Sovyetler Birliği’ni Afganistan’daki ordularını geri çekmeye itti. Michael Gorbaçov 8 Şubat 1988 tarihinde Sovyet ordusunun on ay içinde Afganistan topraklarından çekileceğini, ancak Afganistan’la Sovyetler Birliği’nin iyi ilişkilerinin devam edeceğini ve Necibullah hükümetine verdikleri desteğin süreceğini açıkladı.  

Savaş sırasında Afganistan’da öldürülen Sovyet askerlerinin sayısının 15 bin ila 30 bin arasında olduğu ve 1000’den fazla Sovyet tankının tahrip edildiği belirtilmektedir.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal ederken yaptığı stratejik hatalar şöyle sıralanabilir:

Birincisi, Afgan halkının Sovyet kuvvetlerine karşı kitle halinde direnebileceğini Sovyetlerin hesap edememiş olmasıdır. Zira bütün savaş boyunca kırsal alanın %70’i daima Afgan direnişçilerinin kontrolü altında kaldı.

İkinci olarak, Sovyetler Afganistan’ı işgal ederken, Afgan ordusunu da kullanabileceklerini düşündüler. Ancak, Kızıl ordu Afganistan’a girdiği zaman Sovyetler, Afgan ordusundan ve Afgan hükümetinden bekledikleri ilgiyi bulamamışlardır. Kendilerine yalnızca Rusya’da eğitim gören subaylar yardımcı olmuşlardır. Umduklarının tam tersine ordunun önemli bir kısmı, Sovyetlerle işbirliği yapmayı ve kendi halkını öldürmeyi reddetmiştir. Sonuçta 100 bin kişilik Afgan ordusundan 70 bini silahlarıyla birlikte mücahitler tarafına geçmişlerdir.

Sovyet askerleri için bir diğer sürpriz Afganistan’ın dağlık arazisi oldu. Sovyet askerinin araziyi tanımamasına karşılık Afgan direnişçiler kendi topraklarını karış karış biliyorlardı. Arazi kara harekatına hiç elverişli değildi.

Tıpkı Vietnam’daki Amerika gibi Sovyetler de, işgali 50.000 kişilik bir kuvvetle gerçekleştirebileceklerini hesaplamışlar, fakat bu kuvvet 150.000 kişiye çıktığı halde, yine başarısız kalmışlardır.

Bu sebeplerden dolayı, Sovyetlerin kara harekatı başarı sağlayamayınca, taktik değiştirdiler ve iki yeni metoda başvurdular. Bunlardan biri, “insan-yoğun” muharebeler yerine, “silah yoğun” metodunu kullanmak oldu. Milliyetçilere karşı asker sayısı ile değil, her türlü silahı yoğun bir şekilde kullanmak suretiyle saldırılarını yürüttüler.

İkinci taktik değişikliği ise, 1983 yılından itibaren, kara harekatına değil, hava bombardımanlarına ağırlık ve yoğunluk verdiler. Arazinin gayet sarp ve dağlık olması, direnişçi milliyetçilerin kuvvetlerini gizlemelerine imkan verdiği için, hava bombardımanları da etkisiz kalmaya başladı. Bunun üzerine Sovyetler başka yollara başvurdular. Birincisi, milliyetçilere yardım ettiklerinden şüphelendikleri köyleri ve yerleşimleri, yani sivil halkı bombalama yoluna gittiler. O kadar ki, Birleşmiş Milletlerin bir raporuna göre, bu bombardımanlarda, 1985 yılı Ocak-Eylül döneminde 32.755 kişi öldürülmüş ve pek çok maddi zarar ve kayıp meydana getirilmiştir. Yani, Sovyetler, “Afgansız Afganistan” amacını güden bir “genocide”, bir “soykırım” politikasını uygulamışlardır.

Sovyetler 1984 yılından itibaren kimyasal silahlar kullanmaya başladılar. Bu silahlar özellikle sivil halka yönelikti. Bu kimyasal silahların başında, “Sarı Yağmur” (Yellow Rain) ve “sıvı ateş” denen şok dalgaları meydana getirmek suretiyle insanları öldüren “sıvı bombalar” gelmekteydi.

Sovyetler bununla da yetinmeyerek, çocukları öldürmek suretiyle halkı ve milliyetçileri yıldırmak istedi. Bunun için de uçaklardan, kalemler, ağız mızıkaları, radyolar, kibrit kutuları v.s. atmaya başladılar. Bunlar arasında çocukların en hoşuna gideni ise, oynar kanatlı kuşlardı. Halbuki bunların hepsi birer bomba idi. Radyoların düğmesini çevirdiğinizde, mızıkaları çaldığınızda veya çocuklar kuşların kanadını oynattığında, infilak ediyorlar ve etrafındakileri öldürüyor veya yaralıyordu.  

Lakin bu tatiklerin hiç biri yürümedi. 1985 Martında Sovyet liderliğine Mihail Gorbaçov’un gelmesinden sonra, Moskova, Afganistan savaşının yürümeyeceğini kabul etmeye başladı. Fakat buna rağmen, iki barışçı yola başvurmuş görünüyor. Birincisi, 7-10 yaşlarındaki çocukların kitleler halinde ve 10 yıllık bir öğretim için Rusya’ya gönderilmeleridir. Böylece, “müstakbel” bir komünist kadronun hazırlanması öngörülmekteydi. Bunlar Afganistan’ın gelecekteki komünist kadrosunu teşkil edecekti.

Bir diğer politika da, “İslam”ın kullanılması oldu. Bununla halkın sempati ve desteği kazanılmak isteniyordu. Bir “Diyanet İşleri Başkanlığı” kuruldu. Bütün okullara haftada 3 saat din dersi konuldu. Bazı din adamları, komünist “Devrim Konseyi” ne üye olarak alındı. Kabil radyosu, haftada 1 saat İslami program yayınlamaya başladı. Camilere, Sovyet Rusya taraftarı imamlar yerleştirildi.

15 Şubat 1988’de Sovyet orduları, arkalarında yaklaşık bir buçuk milyon Afgan şehit bırakarak Afganistan’dan çekilmeye başladı. Afganistan savaşındaki bu yenilgi SSCB’nin hızla dağılma sürecine girmesine yol açtı. Zira bir yandan Afganistan operasyonuna ayrılan muazzam bütçe, diğer yandan birliğe mensup ulusların bağımsızlık istekleri, Sovyetler için kaçınılmaz sonu hazırlamıştır. 

Sovyet Kızıl Ordusu’nun Afganistan’dan çekilmesinin ardından mücahitler Necibullah hükümetine karşı savaşmaya başladılar. Rusların çekilmesinin ardından iyice zayıflayan Necibullah yönetimi, kentleri birer birer kaybetti. Mücahitler Kabil kapılarına dayandığında Necibullah’ın yanında en güçlü komutanlarından biri olan Özbek general Raşid Dostum kalmıştı. Hem kendi bölgesi Mezar-ı Şerif’i hem de Kabil’i mücahitlere karşı savunan Dostum, 1992 yılının başlarında Cemiyet-i İslami Afganistan adlı gruba bağlı Ahmet Şah Mesud’la anlaşarak mücahitlerin 17 Nisan’da Kabil’i ele geçirmelerinin önünü açtı.

Devlet Başkanı Necibullah ülkeden kaçma girişiminde bulunsa da daha sonra mücahitlerin Kabil’e girmesine kısa süre kala Kabil’deki BM binasına sığındı.

Necibullah iktidarının devrilmesinin ardından Afganistan iç savaşın içine düştü. Bütün gruplar Kabil’de otoriteye hakim olmak istiyorlardı. Ahmet Şah Mesud komutasındaki mücahit birliklerinin Kabil’e girmesinin ardından, kent dışında mücahit gruplar arasında çatışma başladı.  

Nisan 1992’de Pakistan’ın Afganistan sınırındaki Peşaver kentinde toplanan mücahit gruplar, Afganistan İslam Devleti’nin kurulduğunu açıkladılar. Ancak iki büyük grup Hikmetyar’ın Hizb-i İslami’si ve Rabbani’nin Cemiyet-i İslami’si arasındaki ihtilaflar nedeniyle devlet başkanlığı daha tarafsız biri olarak görülen Tacik asıllı Sıbgatullah Müceddidi’ye verildi. Gülbeddin Hikmetyar başbakan, Tacik komutan Ahmet Şah Mesud da savunma bakanı oldu. Ancak bu durum bile ihtilafları azaltmadı. Mücahit gruplar özellikle İslam alimlerinin devreye girmesiyle aralarında tam dört anlaşma yaptı.

Ancak bu anlaşmaların uygulamaya geçirilmesi kısa süreli olarak imkan buldu. Örneğin Peşaver Anlaşması gereği altı ay cumhurbaşkanı olarak kalan Müceddidi, yerini Rabbani’ye bıraktıktan sonra 1993 yılında Rabbani ve Hikmetyar, Afganistan’ın yeniden yapılandırılması için harekete geçerek önce İran’ı sonra Suudi Arabistan’ı ziyaret ettiler ve yardım sözü aldılar. Ancak Hikmetyar’ın Celalabad kentinde yapılması planlanan kabine toplantısına, kendisine yönelik suikast planlandığını öne sürerek katılmaması, ortamı yeniden gerdi ve çatışmalar yeniden başladı.

Hikmetyar 1993 yılında çekildiği Kabil’in güneydoğusundaki Çarasyab bölgesinden başkenti bombalamaya başladı. Bir yandan Burhaneddin Rabbani ve Şah Mesud birlikleriyle Hikmetyar birlikleri arasında Kabil’in dışında çatışmalar yaşanırken diğer yandan küçük gruplar Kabil içinde çatışmalara başladı. BM’nin Afganistan özel temsilcisi Mahmud Mestiri ve Pakistan’ın da devreye girmesi çatışmaları önleyemedi.  

Bu dönemde başkent Kabil savaş zamanında bile rastlanmayan büyük bir yıkıma uğradı, binlerce kişi bombardıman ve çatışmalar sonucu hayatını kaybetti. Her iki grup arasında devam eden savaşta her iki taraftan toplam 25 bin Afganlı öldürüldü. Bu savaş esnasında İran ve Tacikistan Rabbânî cemaatine silah, para ve devletlerarası mahfillerde siyâsî dayanak desteği verdi. Pakistan ise Hikmetyar cemaatine kucak açtı.

Pakistan Yönetimi, Rabbânî ile mücadelesinde çıkarları doğrultusunda kesin bir şey elde edemeyince Hikmetyar’dan vazgeçti ve 1994 yılında Peştunların yoğunluklu olarak yaşadığı Kandahar’da Diyobend medresesine bağlı Molla Muhammed Ömer adındaki din adamının etrafında toplanan öğrencilerden “Taliban” ismiyle anılan yeni bir grup oluşturdu. Pakistan İstihbâratı [ISI] Amerikan İstihbârat Teşkilâtı’nın [CIA] bilgisi dahilinde Hikmetyar cemaatine alternatif olmak üzere bunun hazırlığını yapmıştı.

Pakistan destekli Taliban, kuvvetli ve hızlı bir şekilde sahnedeki yerini aldı. Afganistan’daki şehirlere ve arazilere saldırıda bulunarak peş peşe buraları eline geçirdi.  

Taliban hareketi 1995 yılında Kabil’in güneyine yerleşen Hikmetyar’la anlaşarak başkent üzerine yürüdü. İki yıl süren çabalar sonucu, 1996 yılının Eylül ayında Ahmet Şah Mesud’un askerlerini kuzeye çekmesiyle Kabil’i ele geçiren Taliban, İslam devletini kurduğunu açıklayarak Molla Muhammed Ömer’i Halifet‘ül-Müslimin (İslam Halifesi) olarak ilan etti.

Taliban’ın Kabil’i ele geçirmesinin ardından, sadece ülkenin kuzey bölgelerinde kalan Taliban karşıtı gruplar, kuzey ittifakını oluşturmuş ve Ahmet Şah Mesud’u ittifakın başına getirmişlerdir. Bu dönemde özellikle Afgan cihadı sonrasında kendilerine Afgan Arapları denilen yüzlerce Arap, Kabil ve ülkenin güneyindeki aşiret bölgelerine yerleşmiş ve aileleriyle Afganistan’da yaşamaya başlamışlardır.

Taliban yönetimi döneminde Afganistan, adeta kendi yağıyla kavrulan bir yalnızlıklar ülkesi haline geldi. Taliban yönetimi ülkede bireysel silahları halktan toplamaya başladı. Özellikle Kabil’in Taliban’ın eline geçtiği 1996 yılından düşüşüne kadar ülkede öne çıkan en önemli husus, güvenliğin tamamen sağlanması oldu.

Taliban döneminde hukuki cezalarda İslam şeriatı uygulanmak istendiyse de yoksullukla mücadele eden halka yönelik bilinçsizce girişilen bazı uygulamalar halkın tepkisini çekti. Bu arada, 1998 yılında ülkede başlayan ve tam üç yıl süren kuraklık da Afganistan’ı dış dünyanın yardımına muhtaç hale getirdi.  

Afganistan’da ekonomik zorluklar sürerken Kenya ve Tanzanya’daki ABD büyükelçiliklerine yönelik gerçekleşen saldırılar bu ülkeyi bir anda dünya gündeminin birinci maddesi yaptı. Bill Clinton başkanlığındaki ABD yönetimi her iki saldırının arkasında da Afganistan’da yaşadığı bilinen Üsame bin Ladin’in olduğunu açıkladı ve Afganistan ilk kez ABD’nin doğrudan hedefi haline geldi.  

Bu saldırıdan önce, Taliban Hareketi’nin Birleşik Devletler ve Suudi Arabistan ile alâkası dostane ve sıcak ilişkilerdi. Ancak elçiliklerin bombalanması bu ilişkileri zedeledi. Bu olaydan sonra Amerika ve Suudi Arabistan, ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine karar verdiler. Taliban, elçiliklerin bombalanması olaylarından kaynaklanan problemleri sona erdirmek için Usâme bin Ladin’in teslim edilmesi hususunda Suudi Arabistan ile görüşmelere girişti. Fakat Amerikan uçaklarının 1998 yılında Afganistan’ı bombalaması, Ladin’in teslim edilmesi görüşmelerinin tamamlanmasını engelledi.  

11 Eylül olayları patlak verdiğinde ise işler tümüyle tersine döndü.  Kısa bir hazırlık süresinden sonra başlayan Amerika’nın Afganistan’a saldırısı sonucu Afganistan, Amerikan birliklerinin kontrolüne geçti.

Afganistan’ın işgaller ve iç savaşlarla dolu 20 yıldan fazla süren bu dönemi, yüzbinlerce ölü, yaralı ve sakat insasının yanısıra, süper güçlere kafa tutmayı göze almış, dağlarda barınıp savaşmaktan başka bir şey bilmeyen bir militan kadrosunun oluşmasına neden olmuştur. Bu militan kadro,  bir çok silahlı örgüte insan kaynağı oluşturmuştur.  

Bu yazı Afganistan Sorunu, El Kaide, Gerilla ve Karşı Gerilla Savaşı, Orta Yoğunluklu Bölgesel Çatışmalar, Sorun Kaynakları, İşgale Karşı Direniş Hareketleri, İşgaller içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

SSCB’nin Afganistan’ı İşgali ve İç Savaş için 17 cevap

  1. Geri bildirim: ABD, kaşının gözünün karasına mı Kabul için Rus silâhı alıyor ! | YERELCE

  2. Harun dedi ki:

    bu makalenin yazarını öğrenebilirmiyiz

  3. Harun dedi ki:

    makalenin yazarı kim acaba

  4. tarık bin ziyad dedi ki:

    bugün de suriyedeki oso mücahit gruplara, IŞİD da talibana benziyor. çok komik, ışid aldığı bazı yerleri esede veriyor.

  5. Sezai dedi ki:

    Mücahit dediğiniz el-kaide teröristleriyle ABD. Afganistana demokrasi getirdiler, alkışlarız onlarıda, bu makaleyi yazanıda. Görüyoruz demokrasiyi, kadınları öcü gibi çarşaflara sokup, köle gibi kullanmak ne zamandan beri demokrasi. Amerikancı olduğunuz belli ama biraz mantıklı yazın yazılarınızı, bu milletin sizin sandığınız gibi hepsi salak değil, bilesiniz.

    • Hakan dedi ki:

      Size uzun bir cevap yazardım ama belliki bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlardansınız. Kafanızda Mücahitler, taliban, el kaide, hepsi birbirine karışmış. Biraz yakın tarih okuyun, biraz da yazdıklarımı iyi okuyun. Her eleştiri makbuldür ama, milleti salak sandığımı iddia etmeniz gerçekten çok manidar. Hele amerikancı olduğumu “teşhis” etmeniz, yaptığınız eleştiri içinde dahi tutarsızlık yaratıyor.

  6. Vuqar Azeri dedi ki:

    ben sovyetlerde yaşadım bir çok akrabam orada savaştı gazi oldular yaralananda var. onların anlatdığıyla senin anlatdığın hiç benzemiyor. birincisi yazmışsın ki, abd afganistanı ele geçirdi. halbu ki, biliyoruz ki bu yalan hayla taliban bi çok yerde duruyor kendi kanunlarıyla yönetiyor elinde tuttuğu kentleri köyleri abd oralara girmez dağlık arazi anca uzakdan uyduyla roket atar. şimdi şu an abd desteyiyle talibandan temizlenen araziden daha çok arazini elinde tutan sovyetler içinse yüzde 70 arazi mücahitlərdə kaldı hep demişsin. burdanda büyük bir amerikancı olduğu ortaya çıkıyor yukarda arkadaşın söylediyi gibi. oturub batı yazdığını çizdiğini okuyup burda masal anlatmaya gerek yok. ben orda gerçekten savaşan asgerlerin dilinden anlatayım kısaca sovyet ordusu döneminin en güçlü ordusuydu. bu günün abd ordusunun silahlarından füzelerinden teknolojisinden çok ama çok gerideydi. anlatılanlar şudur evet dağların başındaki köyler felan vardı ki oralara savaşın ilk başında girin emri verilmişdi karış karış her yeri işğal düşünülüyordu sonra belli oldu ki evet dağlarda savaşarak bir köyden ötürü 600 kişi kayıp vermenin amacı yok zaten bütün büyük kentler şehirler elimizde oralara roket felan atıyorlardı. ayrıca insanlar ordunun olduğu her yerde güzelce yaşar işlerine gider gelir yani normal hayat vardı. burda batı propagandası yapmaya gerek yok. bü gün olsaydı sovyet asgerinin kayıp sayısı 14000 olmuycaktı artık herşey uzaktan imha ediliyor sonra ordu giriyor. mesela gürcüstan ırak bakın önce bombaladılar sonra girdiler birine abd öbürüne de rusya. neyse anlatıyorlar ki karşımıza çıkıö savaşan yoktu orda biyerden sonra tamamen başka yöntemler vardı. bakıyoruz mesela çocuk geliyor. ne bilelim ki, gelip şimdi bizim yanımızda kendini patlatıcak. 20 asgerimizde böyle gidecek. karınlarıyla çocuklarıyla canlı bomba yaparak evlerde felan yardım diye bağırıyordu bi yaşlı su ekmek götürüb giriyordular birden bi patlama oluyordu. evde olan herkes gitti. bide abd yazmışsın niye nato demiyorsun. niye dünya demiyorsun abd orada tek başına deyil bütün dünya yanında bide nü ülkeler fransası ingilteresi israili türkiyesi almanyası. ama sovyetler esareti altında tüttüğü 14 ülke ki hepsi bi israil edemez ordu bakımından. vede hindistan vardı. ama karşı tarafda abd pakistan petrol zenginleri arabistan mısır ya neyse. arkadaşlar kim ister inansın ister yok siz bilirsiniz ben size orda savaşanların dilinden söylüyorum. bunu okutdum onlara ve adamlar adam batının yazdıklarını kopyalamış dediler. o çocukları öldürmek niyyetimiz olsaydı neden bomba bağlı gelen çocuğu daha uzaktayken öldürmeyelim ki, sordular. ayrıca ordunun ordan çıkmasına sebeblerden biri ülkenin içinde artık sorunlar vardı mesela karabağ sorunu 1988 senesinde patlak verdi. yoksa ordu mağlub olduda bilmem ne bunlar yalan. ordu çöl kumsal sahralar ve dağlardakı köyler haricinde heryeri almıştı ve hayatda normal devam ediyordu ordunun olduğu yerlerde okullar tv hastaneler iş yerleri hepsi çalışıyordu sovyet ordusunun olduğu yerlerde. öbür arazilerede gerek yoktu zaten. ilk önce istediler alsınlar oralarıda büyük kayıplardan dolayı vaz geçildi. günümüzün süper güçleri dünyanı arkasına almasına rağmen yine oraları alamıyorlar zaten. son olarak mecburide olsa orda savaşan akrabalarımın adından bu metni her kim yazdıysa ona söylemek istiyorum ki çocuk katili kendileridirler. kendinize iyi bakın

    • Hakan dedi ki:

      Arkadaş anlıyorum ki hala Sovyet hayranlığı devam eden gafillerdensin. Sovyet ordusu mağlup oldu ve geri çekildi. Aynen Inci grozni savaşında olduğu gibi. Aynı, Azerilerin Karabağ’da yenildiği gibi.
      Ayrıca okuman da zayıf, yazman da. Amerikancı olsam kaç yazar. ben bir Antiemperyalistim, işte o kadar. eğer ne düşündüğümü merak ediyorsan diğer yazılarımı da oku.
      Ayrıca, gittim gördüm yazdım demedim ama savaş meydanından gelenlerin savaşı sadece kendi tarafından anlattıklarını bilecek kadar savaş ve savaşÇI gördüm. Beni bir sey için ikna etmek zorunda değilsin, sen de hiçbirşeye ikna olmak Zorunda değilsin. eğer karşı fikrin varsa ifade et. Saldırmak

  7. burak dedi ki:

    eksikleride olsa gayet güzel bir yazı, ancak bende afganistan da bulundum ve oradaki yerli halktan duyduğum şey ” sovyet savaşında normal yaşam şehirlerde devam ediyordu”

  8. Sinan dedi ki:

    Yazarını acil öğrenebilir miyim acaba ? Kaynakça olarak belirticem de Tezimde

  9. Tayfun dedi ki:

    tez konumda kaynak göstermek için bu yazının yazarını öğrenebilirmiyim ?

  10. Ali dedi ki:

    Merhaba yazdıklarınızı okudum ve özellikle sivil halk ile çocuklara karşı yapılanlar konusunda bir kaynağa başvurdunuz mu diye sormak istedim. Başvurduysanız hangi kaynak olduğunu yazarsanız sevinirim. Onun dışında verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.

    • Hakan dedi ki:

      Merhaba , olayın devam ettiği sıralarda orada bulunan bir gazetici’nin yazdıklarını ODTÜ tercüme edip yayınlamıştı. kaynak o doküman. Ben de bu yazıyı yazalı çok olduğundan size net olarak kaynağı veremiyorum. kusura bakmayın.

  11. simge dedi ki:

    Hala SSCB sempatizanı olan arkadaşlar, RUSYA’NIN ya da o günkü adıyla SSCB’nin AFGANİSTAN ‘DA NE İŞİ VARDI!!!!! Neredeyse Rusya işgal etti diye Afganlı insanlar çok mutluydu diyeceksiniz! Başka toprakları işgal et sonra da kendini savun. Bu ne yaman çelişki.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s